PAVLUS TEOLOJİSİNİN ÖZÜ-1

Konuşmacı: Dr.Reggie M. Kidd

Tercüme: Rev.Turgay Üçal

 

 

I. Kültürel Ortam:

 

II. Elçisel Hizmeti:

1. Apostolik Ofis (elçilik görevi)

2. Misyon hizmeti (sözü yayma görevi)

3. Yazıları

 

III. Genel olarak ilahiyata bakış açısı:

1. Kurtuluş;

2. Eskatolojik bakış açısı:

 

 

 

I.1. Kültürel Ortam:

İnancımıza göre her şeyden önce Rabbimizin Kutsal Ruh’u Pavlus’u Mesih İsa’da kurtuluş inancına davet etmiş ve onun iman etmesi ve sonrası içinde yine inancımıza göre Kutsal Ruh bütün kültürel yaşam ortamını kullanmıştır. Pavlus’un ilahiyat görüşlerini, kaynaklarını iyi anlayabilmemiz için yukarda da değindiğimiz gibi gerçekten yaşamını bilmemiz önemlidir.

 

Yaşamına baktığımızda Pavlus’un iki kültürden etkilendiğini görüyoruz. Bunlardan biri doğal olarak içinde doğup büyüdüğü Yahudi kültürü diğeri ise ülkesini yöneten Greko-Romen imparatorluk kültürü. Bu her iki kültüründe Pavlus’un üzerinde etkin kültürler olduğunu görüyoruz.

 

1.a. Yahudi kültürü:

Pavlus’u en çok etkileyen içinde doğup büyüdüğü ve eğitimini yaptığı, inancını paylaştığı Yahudi kültürüdür. Kendi yazdığı mektuplarından da anlayabileceğimiz gibi bu kültür onun adeta kimliğini belirlemekteydi; sekiz günlükken sünnet oldum. İsrail soyundan, Benyamin oymağından, özbeöz İbrani’yim. Kutsal Yasa’ya bağlılık derseniz, Ferisi’ydim (Filipililer 3:5).

 

Bu sözleri zaten ne denli kendi doğal kültürüne bağlı bir Yahudi olduğunu yeterince göstermektedir. Bununla birlikte başka yerlerdeki ifadelerine de bakalım; Yahudi dininde yaşıtım olan soydaşlarımın birçoğundan daha ilerideydim, atalarımın geleneklerini savunmakta çok daha gayretliydim (Galatyalılar 1:14).

 

Pavlus’un bu denli kendi halkı ve inancıyla içli dışlı olması Mesih İsa’da kurtuluşa ermesinden önce bu yeni ortaya çıkan Mesih İnancındaki kişilere karşı zulüm bile yapmasına neden olmuştu. Yaptığı zulümlerden ötürü de aslında ne denli tutucu bir Yahudi olduğunu görmemiz mümkündür. Zaten bu denli inancına bağlı olmasının ardında da aslında aldığı sağlam dini eğitim yatmaktaydı; Ben Yahudiyim, Kilikya’nın Tarsus Kenti’nde doğdum ve burada, Yeruşalim’de Gamaliel’in dizinin dibinde büyüdüm. Atalarımızın yasasıyla ilgili sıkı bir eğitimden geçtim. Bugün hepinizin yaptığı gibi, ben de Tanrı için gayretle çalışan biriydim (Elçilerin İşleri 22:3).

 

Aslında bu ve benzeri ayetlerde buraya kadar Pavlus’un Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul etmeden önceki hayatındaki inancını ve Yahudiliğinin ne denli sıkı bir kişilik kaynağı olduğunu gördük.

 

Şimdi de Mesih İsa’ya imanından sonra kendi kimliği ile ilgili neler dediğine bir bakalım; Yahudiler’i kazanmak için Yahudiler’e Yahudi gibi davrandım (1.Korintliler 9:20). Kısacası Pavlus’un Mesih’e imanından sonra da özellikle Yahudileri kurtarıcı olan Mesih İsa’ya imana çağırmak için de hala aynen Yahudi yaşam biçimini sürdürdüğünü söylediğini görüyoruz. Hatta Yahudiler’den Mesih’e olan imanından ötürü zulüm gördüğünde bile yine bir Yahudi olarak yaşamaya devam ettiğini öğreniyoruz; Yüreğimde büyük keder, dinmeyen bir acı var. Kardeşlerimin, soydaşlarım olan İsrailliler’in yerine ben kendim lanetlenip Mesih’ten uzaklaştırılmayı dilerdim. Evlatlığa kabul edilenler, Tanrı’nın yüceliğini görenler onlardır. Antlaşmalar, buyrulan Kutsal Yasa, tapınma düzeni, vaatler onlarındır. Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih de benece onlardandır. O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Tanrı’dı! Amin (Romalılar 9:2-5). Eski Antlaşma’da beklenilen Mesih’in Mesih İsa olduğunu onlara anlatamamanın ıstırabı içinde kıvranan bir Pavlus’u görüyoruz burada.

 

Acaba Yahudi kültürünün Pavlus’un düşüncesinin arka planını oluşturması Hristiyan inancına nasıl bir etkide bulunmuştur? Her şeyden önce Pavlus’un bu kültürel gerçeği ve inancının getirdiği gerçeği her yerde dile getirmektedir. Çünkü Pavlus’a göre Mesih İsa Eski Antlaşma’da beklenilen Mesih’in kendisidir. Yani Pavlus aslında Yahudi inancından sapmamıştır ki, Yahudi kültürünü bir kenara itip bıraksın; ve bu kültürün esas beklentisi olan Mesih yasayı yıkmamıştır ki, Pavlus Yahudiliğinden utansın. İşte Pavlus’un Yahudi kültürünün arka planı bu şekilde Hristiyan inancının yerli yerine oturmasına aslında büyük yardımcı olmuştur.

 

Bazı kişiler daha doğrusu Eski Antlaşmayı esas kendi yorumuna göre anlayamayan bazı kişiler kendilerine göre Aziz Pavlus’un Eski Antlaşmayı inkar ettiğini söylemektedirler. Bu büyük hem de çok büyük bir yanlıştır –Yanlış Yönlendirmedir. Eski Antlaşmada Mesih’in geleceği net bir biçimde açıklanmaktadır. Ve gelen kişinin Mesih olduğunun kabul edilmesi ve O’nun öğretilerinin ya da yorumlarının benimsenmesi aslında tamamen Eski Antlaşmaya uymaktır. Yahudi inancının bir gereğidir. Zaten Pavlus’ta bunu yapmıştır.

 

Bazı Yahudiler’de İsa’yı kendi yorum tarzlarına göre bekledikleri Mesih’e benzetemedikleri için Mesih İsa’yı inkar etme yolunu seçmişlerdir. Şimdi bir başka ayete bakalım; Sense öğrendiğin ve güvendiğin ilkelere bağlı kal. Çünkü bunları kimlerden öğrendiğini biliyorsun. Mesih İsa’ya iman aracılğıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazılar’ı da çocukluğundan beri biliyorsun. Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır (2.Timoteos 3:14-16). Görüldüğü gibi İbranilerin Kutsal Kitabı yani Eski Antlaşma olduğu gibi Pavlus’un kendi okuduğu, iman ettiği, güvendiği Kutsal Kitaptı ve aynı imanını hiçbir zaman terk etmedi. Umudu bu Kutsal Kitapta beklenilen ve geleceği umut edilen Mesih’e idi. Ve Mesih’te gelince İsa Mesih bu beklenilen Mesih olduğunu bütün kanıtları ile ilan edince Pavlus da doğru olanı yani Kutsal Yazılar’da yazanı yaptı. Hristiyan inancı adı verilen Mesih İnancının Yahudi inancının bir sonucu olmasından ötürü Pavlus bu inancın ateşli savunucularından oldu.

 

1.b. Greko-Romen kültürü:

Hiç kuşkusuz eğitimli bir kişi yaşadığı toplumun günlük baskın etkileşimlerinden de etkilenecekti ve Pavlus için de böylesi bir etkileşim olmuştu. Her şeyden önce Tarsusluydu ve etkin paylaşımının öldürülmesine neden olmasından korkan imanlılar onu yine Tarsus’a geri göndermeyi düşünmüşlerdi, özellikle Grekçe konuşan Yahudilerle paylaşıyordu. Zaten Grekçeyi iyi konuşmuş olması kendi halkı üzerinde yer alan imparatorluğun baskın kültüründen ne denli etkilendiğinin güzel bir göstergesidir. Dili Grekçe olan Yahudiler’le konuşup tartışıyordu. Ama onlar onu öldürmeyi tasarlıyorlardı. Kardeşler bunu öğrenince onu Sezariye’ye götürüp oradan Tarsus’a yolladılar (Elçilerin İşleri 9:29-30).

 

Zaten Tarsusta doğmuş, Yeruşalim’de eğitim görmüş ve yaşamıştı. Sonra Barnaba, Saul’u aramak için Tarsus’a gitti. Onu bulunca da Antakya’ya getirdi. Böylece Barnaba’yla Saul bir yıl boyunca oradaki inanlılar topluluğuyla bir araya gelerek büyük bir kitleyi eğittiler. Öğrencilere ilk kez Antakya’da Mesihçiler adı verildi (Elçilerin İşleri 11:25-26).

 

Yeruşalim’de onu tutukladılar; Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar (Elçilerin İşleri 21:35).

 

Yeruşalim’deki eğitiminden şöyle bahsettiğini görüyoruz; Ben Yahudiyim. Kilikya’nın Tarsus Kenti’nde doğdum ve burada, Yeruşalim’de Gamaliel’in dizinin dibinde büyüdüm(Elçilerin İşleri 22:3).

 

Roma vatandaşı olduğunu da şu sözlerle dile getiriyordu; Pavlus; “Ben ise doğuştan Roma vatandaşıyım” dedi (Elçilerin İşleri 22:28).

 

Yahudi olmayan kültürü iyi bildiğini Korintlilere yazdığı mektupta da söylemektedir; Yasa altında olmayanları kazanmak için Yasa’ya sahip değilmişim gibi davrandım (1.Korintliler 9:21).

 

Böylesine etkin bir biçimde dile ve kültüre hakim olması, Pavlus’un Greklerin inançları olan çok tanrılı pagan inancını bilmesine de yol açıyordu. Bazı ozanlarınızın belirttiği gibi, biz de O’nun soyundanız (Elçilerin İşleri 17:28). Kendilerinden biri öz peygamberlerinden biri şöyle demiştir: “Giritliler hep yalancıdır, azgın canavarlar, tembel oburlardır”(Titus 1:12).

 

Bütün bunlar elbette Hristiyan inancını Yahudi olmayan bir geleneğe uyarlama anlamına gelmez. Çünkü her şeyden önce Pavlus’un Mesih İsa’ya imanı, bakış açısı ve bu imandaki yaklaşımları nettir. Aksine Yahudi olmayanları Mesih İsa’daki kurtuluşa nail olmaları için Pavlus hem kilise dışında hem de kilise içinde hizmet edip durmuştur. Öteki uluslardan olan sizlere söylüyorum: Uluslara elçi olarak gönderildiğim için görevimi yüce sayarım (Romalılar 11:13).

 

Hatta Mesih’in kurtuluşunu gönenmeleri için illa öncelikle Yahudi olmalarına gerek olmadığı konusunda da büyük mücadeleler vermiştir. Sırf bu yüzden de birçok kereler suçlanmış ve hatta Yeruşalim’de elçilerin ve önderlerin bir araya gelerek Yahudilikten gelen ve Yahudilikten gelmeyen Mesih İnanlıları arasındaki farklı yaşam tarzlarını ortadan kaldırmak için özellikle sünnet konusunda görüşmeler yapmışlar, karara varmışlardır. Pavlus bu olayların ortasında milletlerden İsa’ya gelenlere kolaylık için elinden geleni yapmıştır. (Elçilerin İşleri 15.bölüm)

 

II.2. Elçisel Hizmeti:

Pavlus’un ilahiyatının özünü anlayabilmek için kültürel ortamına baktığımız gibi aynı zamanda elçisel hizmetine de ayrıntılı bir biçimde bakmamız gerekmektedir. Bu hizmetine bakarken de yine incelememizi üç ana başlık altında yapmamız gerekecek;

1. Apostolik Ofis (elçilik görevi)

2. Misyon hizmeti (sözü yayma görevi)

3. Yazıları.

 

1. Apostolik Ofis (elçilik görevi):

Pavlus sürekli olarak kendisinin elçi olduğunu ifade etmekte ve bu konuda da oldukça etkin bir biçimde ısrar etmektedir. Bir kişinin Havari düzeyinde (Apostol) olması ne şekilde söz konusudur? Böyle bir olayın gerçekten olabilmesi için bir takım şartlara sahip olunması gerekmektedir. Şimdi bu şartları birlikte değerlendirelim:

Elçilerin İşleri 1:21-22 ayetlerinde Yahuda’nın yerine bir Havari (elçi-apostol) seçme durumunda kaldıklarında bu seçilecek kişinin kim olacağı ve hangi özelliklere sahip olacağı konusunda diğer elçilerin konuşmalarına tanık oluyoruz ve “Buna göre, Yahya’nın vaftiz döneminden başlayarak Rab İsa’nın aramızdan yukarı alındığı güne değin bizimle birlikte geçirdiği bütün süre boyunca yanımızda bulunan adamlardan birinin, İsa’nın dirilişine tanıklık etmek üzere bize katılması gerekir” şeklinde bir ifadeye rastlıyoruz. Yani bu sözlerde bir kişinin yetkin bir biçimde Mesih’in havarisi olması için her şeyden önce Mesih İsa’nın yaşamına tanık olması gerekmektedir. O’nunla yüz yüze vakit geçirmesi gerekmektedir. Bu apostolik görev için birincil bir niteliktir.

 

İkinci nitelik ise yine aynı ayetlerde görüldüğü gibi Mesih İsa’nın dirilişine tanık olması gerekmektedir.

 

Üçüncü nitelik ise Mesih İsa’nın kişiyi böyle bir görev için atamış olmasıdır (Elçilerin İşleri 1:23-26).

 

Elçi Pavlus’un Mesih İsa’nın kendisini ona takdimi sonucu üç yıl boyunca Arabistana gittiğini okuyoruz. Bu dönem zarfında da özellikle elçiler gibi üç yıl boyunca adeta Mesih’le bir vahiy dönemi, bir kaynaşma dönemi geçirdiğini görüyoruz. Bunu Galatyalılar 1:11-18 arasında kendi sözlerinde görüyoruz.

 

Kardeşlerim, yaydığım Müjde’nin insandan kaynaklanmadığını bilmenizi istiyorum. Çünkü ben onu insandan almadım, kimseden de öğrenmedim. Bunu bana İsa Mesih vahiy yoluyla açıkladı (Galatyalılar 1:11-12). Bu ifadelerden havari olmanın niteliklerinden ilkini görmüş oluyoruz. Yani İsa Mesih’ten doğrudan vahiy alma, O’nun ile yüz yüze görüşebilme.

 

Elçilerin İşleri 9:1-6’ya baktığımızda da Pavlus’un dirilmiş olan Mesih İsa ile karşılaştığını görüyoruz. Yani elçi olmak için gerekli olan ikinci önemli özelliğinde Pavlus’ta olduğunu dirilmiş Mesih İsa’yı yüz yüze gördüğünü görüyoruz: Rab ona, “Git!” dedi. “Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır (Elçilerin İşleri 9:15) sözlerinde de Havari olmak için gerekli olan bir üçüncü özelliğinde Pavlus üzerinde olduğunu görüyoruz. Bu özellikle Mesih İsa tarafından atanmış olma özelliğidir. Tam tersine, Müjde’yi sünnetlilere bildirme işi nasıl Petrus’a verildiyse, sünnetsizlere bildirme işinin de bana verildiğini gördüler. Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrus’ta etkin olan Tanrı, öteki uluslara elçilik etmem için bende de etkin oldu (Galatyalılar 2:7-8)

 

Bütün bu sözlerde yani hem Hekim Luka’nın hem de Pavlus’un kendi sözlerine baktığımızda Pavlus üzerinde bir havari olduğunu gösteren üç önemli unsurun da mevcut olduğunu görebiliriz. Bunlardan bir tanesi Pavlus’un gerçekten Mesih İsa ile yüz yüze görüşmüş olması, bir diğeri dirilmiş olan Mesih İsa’yı yine yüz yüze görmüş olması, yani dirilmişliğine tanık olması ve bir diğeri de Mesih İsa tarafından atanmış olmasıdır. Bütün bunların dışında yalnız Hekim Luka değil aynı zamanda Havari Petrus’un da Pavlus’un elçiliğini kabul ettiğini kendi yazdığı mektubundan öğrenebiliriz; Sevgili kardeşimiz Pavlus’un da kendisine verilen bilgelikle size yazdığı gibi, Rabbimiz’in sabrını kurtuluş fırsatı sayın. Pavlus bütün mektuplarında bu konulardan böyle söz eder. Mektuplarında güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, öbür Kutsal Yazılar’ı olduğu gibi bunları da çarpıtarak kendi yıkımlarına hazırlıyorlar (2.Petrus 3:15-16).

 

Petrus’un da sözlerinden anlaşıldığı gibi Pavlus’un elçiliğinin güvenilirliği kesindir. Bu nedenle hatta yanlış öğretiler veren ve gerçeği saptıran birçok sahte öğretmenler Pavlus’un oldukça etkin ve zorlu yazılarından yanlış yorumlara çıkıp bunları Mesih İsa’nın kurtuluş müjdesine karşı kullanmaya çalışmaktadırlar. Yani onlarda Pavlus’un güçlü, etkin ve havariliğinin keskinliğinden gelen öğretilerini ortadan kaldırmaya gayret göstermektedirler.

 

Bütün bu tanıklıkların ışığında artık Pavlus’un atanmış bir elçi olduğu Mesih İsa’nın en son elçisi olduğu göz önündedir. Pavlus’un zaten öğretilerinin etkinliği bu hizmet için seçilmişliğinin güzel bir göstergesidir.

 

2. Misyon hizmeti (sözü yayma görevi):

Pavlus’un imanının ne denli etkin bir iman olduğunu aslında yaptığı üç büyük misyon yolculuğundaki etkinliklerinde, azminde, zorluklara ve zulme dayanmasında görüyoruz. Örneğin Pavlus ilk misyon yolculuğunda ise Kıbrıstan Psidya Antakyasına oradan Konya’ya, Listra ve Derbe’ye ve tekrar Antakya’ya kadar uzunca bir yol kat etmiştir (Elçilerin İşleri 13-14.bölümler).

 

İkinci misyon yolculuğunda ise Kutsal Ruh’un Makedonya’ya yönlendirmesi ile Filipi’ye oradan Selanik’e, Veriya’ya ve Atina’ya kadar Atina’dan da Korint’e kadar inmiştir.

 

Üçüncü yolculuğunda ise Efes’ten Makedonya’ya ve Yunanistan’a sonra Troas’tan Milet’e, Miletten Yeruşalim’e ve orada tutuklanmasına Sezariye üzerinden yargılanmaları sonucu Roma’ya kadar uzanmıştır.

 

Gittiği bütün yerlerde öncelikle Yahudilerin bir araya geldiği sinagoglarda beklenilen Mesih’in İsa Mesih olduğunu ilan etmiş ve çoğunlukla gördüğü tepkilerin ardından da bu müjdeyi özellikle diğer uluslardan Yahudi olmayan kişilere ilan etmeye başlamıştır.

 

Bütün bu yolculuklar boyunca yirmi beş büyük kente ulaşabilmesi ve birçok köy, kasabaya da uğrayarak Mesih İsa’nın Müjdesini ilan etmesi aslında bize Pavlus’un ilahiyatının özü hakkında yeterince bilgi vermektedir.

 

Elçi Pavlus, Havari Pavlus ya da diğer bir isimle Aziz Pavlus oturduğu yerde ahkam kesen bir koltuk ilahiyatçısı değildir. Yeterince sıkı bir eğitim almış, neye inandığının farkında, imanı uğruna başını ortaya koyan bir kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle inandığını yaşama indirgemeyi bilen, imanını ve imanının öğretilerini yaşamına ilke edinebilen bir kişidir. Onun hizmeti Mesih’in hizmetidir, Mesih’in kilisesine olan hizmetidir ve aynı zamanda Mesih’in dünyasına olan hizmettir.

 

3. Yazıları:

Aziz Pavlus’un bu denli etkin bir biçimde Müjdeyi duyurma hizmeti için yaptığı geziler aynı zamanda Mesih İsa’nın farklı yerlerdeki kiliselerinin farklı sorunlarını da bilebilmesini sağlamıştı. Farklı yörelerdeki inananların farklı sorunları vardı. Özel durumları vardı. Bu nedenle Pavlus’un Kutsal Ruh’un esininde bütün bu farklı kiliselere, farklı ve özel sorunlara sahip farklı diyarlardaki inananlar topluluklarına farklı mektuplar yazdığını görüyoruz. Bugün bu on üç adet mektup Yeni Antlaşma içinde yer almaktadır. Galatyalılar, Koloseliler, Timoteos, Selanikliler, Romalılar, Korintliler, Titus’a, Filemona, Efeslilere gibi on üç adet mektubun sahibi Pavlus’tur.

 

Aslında bütün bu mektuplara baktığımızda yine Pavlus’un ilahiyatının özünü görmek mümkündür. Birçok konu üzerindeki uzman kişiler için sanki Pavlus daha çok kendi ilahiyatını Romalılar mektubunda açıklamış gibidir. Oysa bu doğru değildir. Bütün mektuplarının içeriğinde Pavlus’un ilahiyatının genel olarak özünü görmek mümkündür. Ama Pavlus daha çok yazdıklarında farklı yörelerin genel ve özel sorunları üzerinde durmayı ve imanlarını pratiğe indirgemelerinde Kutsal Ruh’un esini ile yardımcı olmaya çalışmıştır.

 

Romalılar mektubunda da aslında özellikle Yahudilerle diğer uluslardan gelen Mesih İsa’ya iman etmiş imanlılar arasındaki farklı anlayış ve bakış açılarını en aza indirgemeye ve hepsini Mesih İsa’ya olan imanlarında, vaftizlerinde ve imanda yaşamalarında birlikteliğe getirebilme çabaları vardır.

 

Bu mektuba yakından bakarsak;

-İster Yahudi olsun ister uluslardan olsun her insanın Tanrı önündeki günahlılığı vurgulanmaktadır (1-3).

-Mesih İsa inancında Yahudilerle uluslardan olan kişilerin aynı kurtaran imana sahip oldukları dile getirilmektedir (4-8.bölümler ).

-İmanlıya yakışan uygun olan davranışlar üzerine bir bilgilendirme ve eğitim vermektedir (12-16).

-İster Yahudi olsun ister uluslardan olsun iman etmiş her kişinin Tanrı önünde Mesih İsa’da bir olduğunu belirtmekte ve bu arada idari makamlara olması gereken hürmetten, saygı ve itaatin gerekliliğinden bahsetmektedir(13).

-Ayrıca her iki taraftan Mesih İsa’ya iman ederek bir araya gelmiş kişilerin karşılıklı bir İncil kültürü üzerinde yerli yerine oturmaları gerektiğini söylemektedir(14-16).

 

Görüldüğü gibi Pavlus yalnız ilahiyatı ele almamakta aynı zamanda pastoral hizmetleri ve özel ihtiyaçları göz önünde bulundurmaktadır. Pavlus’un esas aklında olan ilahiyatı hiçbir zaman sistematik bir ilahiyat olarak kaleme alınmamıştır. Pavlus’un ilahiyatını etkileyen üç unsura bakmaya devam ediyoruz. Bunlardan birinin kültür ortamı olduğunu, diğerinin ise elçisel hizmet olduğunu söylemiştik, şimdi ise özellikle ilahiyatının temel taşlarını oluşturan unsurların neler olduğunu bize anlatacak olan Pavlus’un ilahiyat açısından genel bakış açısının ne olduğuna bakalım.

 

III. Genel olarak ilahiyata bakış açısı:

1. Kurtuluş:

Bu konuyu irdelerken Pavlus’un ilahiyatının özünde iki bakış açısını net olarak göreceğiz. Bunlardan biri Pavlus’un kurtuluş üzerine ilahiyatının 16.yüzyıldaki ilahiyatçılarında açıkladıkları ilahiyat olduğu için Reformasyon bakış açısıdır. Bir diğeri ise Eskatolojik bakış açısıdır.

 

1.a. Roma Katolik görüşüne göre kurtuluş;

Aklanma ve İyi işler arasında uzun süre alan bir demlenme sürecine bağlıdır. Yani iman etmiş olan kişi iyi işlerinin çokluğuna ve yoğunluğuna göre bir süreç içersinde yavaş yavaş Tanrı’nın kurtuluşuna erer. Burada Tanrı standartlarına uygun olarak işler yapması çok önemlidir. Standarda uyduğu sürece bu kurtuluş süreci yavaş yavaş ama iyi bir biçimde tamamlanır.

 

1.b. Reform görüşüne göre kurtuluş ise;

Aklanma ve Kutsanma kavramlarının işlemesi ile sağlanmaktadır. Tamamen Tanrı’dan gelir. Karşılıksız ve Tanrı istemi doğrultusunda olan bir lütuftur. İsa Mesih’e olan imana çağrılan kişi, imanı Tanrı’nın lütfu ile bir anda alması ile bir anda aklanma sağlanır. Kutsanma ise bundan sonra başlayan bir süreçtir. Yani Reform bakış açısında kurtuluş bir anlık kutsanma ise uzun süre alan bir demlenme sürecine bağlıdır.

 

John Calvin, Martin Luther, Zwingli, John Owen gibi Reform düşüncesine sahipler için gerçek budur. Yani yalnız Mesih İsa’ya olan iman kurtarmakta işler ise kutsanma olayı için geçerli olmaktadır. Burada karşımıza Sola Fide (Yalnız İman) öğretisi çıkmaktadır. Pavlus’un yazılarında aslında 16.yy. Reformcularının bulduğu gibi bulunan ilahiyat budur.

 

1.c. Yahudi görüşüne göre kurtuluş ise:

Aklanma ve İyi İşler arasındaki bağlantıda yerini alır.

 

1.d. Pavlus’un görüşüne göre kurtuluş ise:

Aklanma ve Kutsanma  kavramlarının işlemesi ile sağlanmaktadır. Yani kısacası 16.yy’da ortaya çıkan Reform kilisesi önderlerinin görüşleri ile Pavlus’un ilahiyat görüşleri aynıdır.

 

Roma Katolik Kilisesi görüşleri ise aslında tam olarak Yahudilerin Eski Antlaşmadaki görüşlerini yansıtmaktadır.

 

O zaman bu noktada Kurtuluşu iki noktada tarif eden bir ilahiyatla karşılaşıyoruz.

 

Bunlardan bir tanesi Orda Salutis yani yalnız imanla aklanmayı öğreten kurtuluş öğretisi ki Pavlus’un ilahiyatının özünde bu kurtuluş öğretisini görüyoruz. Ve bütün Protestanların da buna iman ettiklerini yani Pavlus’un ilahiyat öğretisini kabul ettiklerini biliyoruz.

 

Bir diğeri ise Historia Salutis yani Tanrı’nın kurtarış tarihi gerçeği. Bu da Pavlus ilahiyatının özünü oluşturmaktadır.

 

2. Eskatolojik bakış açısı:

Pavlus’un ilahiyatının bakış açılarına bakarken karşımıza yalnız imanla aklanmayı öğreten kurtuluş öğretisi ve kurtuluş tarihinin çıktığını söylemiş ve ayrıca özellikle ilahiyatını Yahudi geçmişinin ve hatta Yahudi olmayan kültürlerin etkilerinin de etkilediği üzerinde görüşlerimizi bildirmiştik. Bazıları bütün bunlardan esinlenerek Pavlus’un ilahiyatının etki altında oluşan bir ilahiyat olduğunu da söylediğini ifade etmiştik. Şimdi Pavlus’un ilahiyatının özünün tamamen Ordo Solutis olduğunu ve İlahiyatının çevresini de Historia Solutis’in çevirdiğini artık biliyoruz. Bu noktada onun bu ilahiyatının özünün dışında eskatolojik bakış açısının ve bu bakış açısının ilahiyatına nasıl etkidiğine bakalım.

 

Öncelikle Eskatoloji kelimesinin anlamının son- zamanın sonu gibi anlamlara geldiğini ve Grekçe “eskaton” kelimesinden geldiğini bilmemiz gerekiyor. Daha önce dediğimiz gibi Pavlus tamamen Eski Antlaşmanın öğretileri doğrultusunda yaşıyor ve hareket ediyordu ve Eski Ahit öğretisinde Mesih öğretisi olduğunu ve Mesih’in geleceğinin kesin olarak belirtildiğini biliyoruz. Zaten yeni antlaşmada da bu Mesih’in İsa olduğunu görüyoruz. Ve bu beklentinin yerli yerine geldiğini görüyoruz. Aziz Pavlus’ta bu nedenle Mesih İsa’yı kurtarıcısı ve Rabbi olarak kabul ediyor ve O’nun uğruna kendi yaşamını feda ediyordu.

 

Geleneksel Teoloji anlayışına göre genelde son dönemler olarak Mesih İsa’nın ikinci gelişi olarak algılanıyordu. İşte o zaman son gelecek, son günler o zaman olacaktı. Ama Pavlus’un eskatolojik ilahiyatına baktığımızda ise son zamanların Mesih’in ikinci gelişinden de öteye gittiğini görüyoruz. Yani Pavlus’un eskatolojik bakış açısı, geleceğe dönük bakış açısı daha da geniş bir son dönemi içermekteydi.

 

O zaman Pavlus’un eskatolojik ilahiyatını yapısal olarak incelerken üç ana tema üzerinde duralım; bu ilahiyatının 1.Kaynağı; 2. Gelişimi; 3. Konuları şeklinde ele alalım.

 

2.a. İlahiyatın Kaynağı:

Pavlus’un eskatolojik ilahiyatının kaynağında tabi Yahudilerin eskatolojisi vardı. Onların eskatolojisi ikiye ayrılıyordu… Günahta ve Zorlu Yıllar; yani bu çağ ve Tanrı’nın bereketlerini alacakları düşmanlarının kahrolacağı gelecekteki yıllar; yani gelecek çağ… İşte bu iki nokta arasında da Mesih gelecek ve Mesih’in geldiği günde yargı olup bitecek ve düşmanlar yenilecek ve bereketler tam olarak alınacaktı…

 

Pavlus’un eskatolojik teolojisine baktığımızda ise, bu dönemin, bu çağın gerçekten günahta ve zorlu bir çağ olduğu görüşü hakimdi. Hatta bu çağa hakim olanın şeytan olduğunu söylüyordu;

Tanrı’nın görünümü olan Mesih’in yüceliğiyle ilgili Müjde’nin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir (2.Korintliler 4:4).

Hani nerede bilge kişi? Din bilgini nerede? Nerede bu çağın hünerli tartışmacısı? Tanrı dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? (1.Korintliler 1:20).

 

Diğer tarafta geleceğe şöyle baktığını görüyoruz; Böylelikle gerçek yaşama kavuşmak üzere gelecek için kendilerine  sağlam temel olacak bir hazine biriktirmiş olurlar (1.Timoteos 6:19).

Bunu, Mesih İsa’da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı(Efesliler 2:7).

Tanrı O’nu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı (Efesliler 1:21).

 

Görüldüğü gibi her iki çağı da kapsayan bir bakış açısı bulunmaktadır. İşte bu bakış açısından hareketle Pavlus’un ilahiyatının gelişimini görebiliriz.

 

2.b. İlahiyatın Gelişimi:

Pavlus ise her iki çağ ortasında yer alan Mesih’in gelişini hemen bereket ve lanetlerin gerçekleştiği an olarak görmez. Aslında Mesih’in gelişi ile bereketler dönemini ve yargılama dönemini bir dönem olarak ikinci gelişe ve sonrasına doğru taşır. Yani böylelikle bu çağ da devam ederken Mesih’in gelişi ile başlayan çağda üzerinde paralel olarak devam etmektedir. Ta ki Mesih İsa geldiği zaman yargı gerçekleştikten sonra her şeyin tam dolulukla yerli yerine gelmesi söz konusudur. Yani bereketler Mesih İsa’nın gelişi ile başlamıştır; inanmayanlar yargı altına girmiştir ama bu esas ikinci gelişi ile tam doruğa ulaşacaktır. İşte bu bakış açısı Yahudi ilahiyatının artık ötesine geçmiş Mesih İsa’da yerli yerine oturmuş bir ilahiyattır. Pavlus’un eskatolojik ilahiyatıdır. Bakış açısıdır, öğrettiğidir ve bizimde Pavlus’un ilahiyatının özünde gördüğümüz, öğrendiğimiz ve kabul ettiğimizdir.

 

2.c. İlahiyatın Konuları:

[Özellikle mektuplarında bu ilahiyata bağlı olan konular] Pavlus’un anlatımlarında hem bütün vaatlerin gerçekleşmesi hem de henüz gerçekleşmemiş olması paralel olarak gitmektedir.

 

2.c.1. Tanrısal Krallık başlamıştır:

Aslında onun ilahiyat öğretisine göre hem başlamış hem de esas olarak tam anlamı ile ikinci gelişle tam bir krallık olacaktır. Tanrı O’nu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı (Efesliler 1:21).

 

2.c.2.Tanrısal mirası tatmaya başladık:

Hem başladık hem de tam olarak gelecekte tadacağız. Yalnız yaratılış değil, biz de –evet Ruh’un turfandasına sahip olan bizler de-evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtarılmasını özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz (Romalılar 8:23).

 

Elbette bu tarz bir ilahiyata sahip olmanın sonucu da soyut değil somut olacaktı. Bu nedenle Pavlus’un yazılarında yer alan konularda bütün ilahiyatı daha uygulanabilir yani daha somut olarak görüyoruz. Onun algısına göre eskatoloji bile oldukça somut kalıyor. Bu nedenle Pavlus’un bütün hizmetinde hep insanlar arasında ve aktif bir iman hizmetine tanık oluyoruz.

 

2.d. Pavlus’un ilahiyatının uygulama alanına olan etkileri:

Pavlus’un ilahiyatının yaşama etkinliğini üç ana noktada gösterebiliriz.

 

2.d.1. Mesih’le birliktelik:

Mesih İsa’da beklenilen Mesih’e kavuşan inanan Mesih’in ölümü ve dirilişi ile bütünleşerek Tanrı önünde iman yoluyla doğru sayılmış olmaktadır. Bu da Mesih’e inananları aynı bedende birleştirdiği gibi hepsinin Tanrı’da toplanmasına ve kurtulmuş günahtan uzak, iman, sevgi ve umut dolu bir yaşam yaşamasına yol açar; Mesih İsa’ya vaftiz edildiğimizde, hepimizin O’nun ölümüne vaftiz edildiğimizi bilmez misiniz? Baba’nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla O’nunla birlikte ölüme gömüldük (Romalılar 6:3-4).

 

O’nun dirilişine katılmış diri bir yaşam aynı zamanda bu çağda yargılanmış ve aklanmış olmanın gelecek yaşamdaki sunulacak olan Tanrısal güç ve görkemle kucaklaşması gerçek olmaktadır.

 

2.d.2. İlahi amacın yerine gelmesi:

Tanrı’nın ilahi amacında ister Yahudi olsun ister uluslardan olsun, Tanrı bütün kendine ait olanları bir bütün olarak kendisine ayırmak, kendisine getirmek ve Tanrı halkı olarak onların Tanrı tapınağını yani burada hepsinin tapınmasından doğan o muhteşem tapınma senfonisini oluşturmak istemektedir.

 

Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkısınız. Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine inşa edildiniz. Köşe taşı Mesih İsa’nın kendisidir. Bütün yapı Rab’be ait kutsal bir tapınak olmak üzere O’nda kenetlenip yükseliyor. Siz de Ruh aracılığıyla Tanrı’nın konutu olmak üzere hep birlikte Mesih’te inşa ediliyorsunuz (Efesliler 2:19-22).

Büyüyen, olgunlaşan ve inananlardan oluşan bir Tanrı tapınağı görüyoruz ve bu tapınağın hep birlikte Tanrı’da büyüyen, yetişen, olgunlaşan bir beden oluşturduğunu görüyoruz.

 

Tersine, sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesih’e doğru her yönden büyüyeceğiz. O’nun önderliğinde kenetlenip kaynaşmış olarak her üyesinin düzenli işleyişiyle büyüyüp sevgide gelişiyor(Efesliler 4:15-16).

 

Aynı zamanda bu ilahi amacın Tanrı katında bir sır olduğu da dile getiriliyor; Kardeşler, bilgiçliğe kapılmamanız için şu sırdan habersiz kalmanızı istemem: İsrailliler’den bir bölümünün yüreği, öteki uluslardan kurtulacakların sayısı tamamlanıncaya dek duyarsız kalacaktır. Sonunda bütün İsrail kurtulacaktır (Romalılar 11:25). Kurtuluşa erme ya da erdirilme olayının bir sır olduğunu Pavlus’un ağzından duyuyoruz. Yani bunun bilinen ama yine de anlaşılması güç olan bir biçimde işleyen ilahi bir amaç doğrultusunda gelişen bir olay olduğunu dile getiriyor.

 

Bu mektubu okuduğunuzda Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz. Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdiyse Mesih’in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor. Şöyle ki, öteki uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsa’da vaade ortaktır (Efesliler 3:4-6.)

 

2.d.3. Umut:

Elçiler (Havariler) gerçekten birçok sıkıntılara maruz kaldılar. Aynı şekilde samimi iman edenlerin her zaman bir takım fazladan sıkıntıları olacağı bir gerçek olarak gözlerimizin önüne sergilenmektedir. Ama Pavlus’un eskatolojik ilahiyatı özellikle bütün bu sıkıntıların ortasında, samimi imanı yaşarken zorlanmaların ortasında hep bir umudun gülümsediğini bize duyurmaktadır.

 

Tanrısal bereketler inananlar için şimdi şu anda başlamış verilmektedir ve tam anlamı ile vaatlerin bütünü ile ve tam doluluğu ile verilmesi ise Mesih İsa’nın ikinci gelişi ile söz konusu olacaktır. O zaman bu çağda şu anda var olan bereketlerin tahmin edilemeyeceği kadarı gelecekte bizi beklemektedir;

Bu nedenle cesaretimizi yitirmeyiz. Her ne kadar dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor. Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır (2.Korintliler 4:16-18).

Kanım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez (Romalılar 8:18).

 

Bu ve benzeri ayetler imanlının Tanrı’daki muhteşem umudunu çok net bir biçimde bize açıklamakta ve Pavlus ilahiyatının da özündeki kişisel kurtuluş öğretisini, Tanrı tarihinin kurtuluş tarihi olduğu gerçeğini ve eskatolojik olarak da bu çağdan Mesih’in ikinci gelişine ve sonrasına uzanan bir sonsuzluk yaşamı sunma öğretisini görebiliriz.