KÜTÜPHANE

 

KUTSAL RUH

 

Rev. Donald Cobb

 

 

 

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ..............................................................

Giriş ...................................................................

Kutsal Ruh’un Kişiliği .......................................

Kutsal Ruh’u Tanımanın Önemi ........................

Yeni Ahit ve Kutsal Ruh ....................................

Kutsal Ruh’un İşinin Başlangıcı ........................

Kutsal Ruh’un Bizde Çalışma Yolu ...................

Kutsal Ruh’un Armağanları ...............................

Kutsal Ruh ve Dünya ..........................................


ÖNSÖZ

 

Kutsal Ruh’un işi ve hayatımızdaki varlığını sorgulayan bu eser bir süre Türkiye’de yaşamış olan Pastör Donald Cobb’un seminer notlarının hazırlanıp düzeltilmesi ile ortaya çıkmıştır. Daha önce “Kilise Öğretisi” adıyla yayınlanan kitabın da yazarı olan Saygıdeğer İlahiyatçı ve Pastör bu kısa eser içinde Kutsal Ruh’un kimliğini anlamamıza yardımcı olarak, Ruh’un hayatlarımızdaki ve sonsuz yaşamdaki yerine değinmiş ve böylece Kutsal Ruh’un yaşamlarımızdaki çalışma biçimine ve amacına doğru bir bakış açısı kazanmamızı amaçlamıştır.

 

Bu kısa eser okuyucularını Kutsal Ruh hakkındaki bilgilerini gözden geçirmeye davet ettiği gibi kısa paragraflarda verilen çok kapsamlı ve geniş öğretiler ile dikkatlerimizi Kutsal Yazılara çeker.

 

Böylece Kutsal Kitap’tan alıntı yapılan ayetler altına yazılmış paragraflar ile bu kitap içindeki öğretiyi Kutsal Yazılar ile destekler. Ve bu çalışmanın sonunda ortaya Kutsal Yazıların Kutsal Ruh hakkındaki öğretisini yalın bir şekilde açığa çıkarır.

 

Türkiyemizde henüz Kilise İlahiyat okullarının bulunmadığı gerçeğinden yola çıkarsak bu kısa eserin büyük bir boşluğu doldurduğu da tartışılmaz bir gerçek olarak kendiliğinden ortaya çıkar.

 

İncilimizi, Kilisemizi, Kültürümüzü ve Geleneklerimizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza bu konuda ciddi bir akademik araştırma bırakabilme sevinci içinde düzenleyip baskıya hazırladığım bu çalışmanın Türkçe konuşan Hristiyan halklara Kutsal Ruh’tan bir yenilenme ve bereket getirmesi dileklerimle takdirlerinize sunuyorum.

 

Saygılarımla,

Rev. İlhan Keskinöz


GİRİŞ

 

Heidelberg İlmihali 53. Kutsal Ruh’la ilgili olarak neye inanıyorsunuz?

İlk olarak O, Baba ve Oğul gibi sonsuz Tanrı’dır.1

 

İkinci olarak O bana, gerçek iman aracılığı ile beni Mesih’e ve O’nun bütün bereketlerine paydaş kılsın,3 beni teselli etsin4 ve sonsuza dek benimle kalsın diye5 kişisel olarak verilmiştir.2

 

1 Tekvin 1:1, 2; Matta 28:19; Elçilerin İşleri 5:3, 4; (I.Korintliler 3:16)

2 Galatyalılar 3:14, (I.Petrus 1:2)

3 Yuhanna 15:26; Elçilerin İşleri 9:31

4 Yuhanna 14:16-17, I.Petrus 4:14

5 I.Korintliler 6:19; II.Korintliler 1:21-22; Galatyalılar 4:6, (Efesliler 1:13)

 

Kutsal Ruh yaratılış içerisinde, dünyada, kilisede ve imanlıların hayatında nasıl işler? Kutsal Ruh hangi yollarda çalışır? Günümüzde Kutsal Ruh’un işleyişini pek iyi anlayamamamızın sebebi belki de bunları neden yaptığını bilmediğimizden ya da kavrayamamamızdan ileri gelmektedir. Bu yüzden de bizlere doğa dışı gibi gözüken herhangi bir şeyi hemen direkt olarak Kutsal Ruh’un bir işleyişi olarak adlandırırız. Günümüzün bazı kiliselerinde her şeyin Kutsal Ruh’a atfedilmesinin arkasında olan şey Kutsal Ruh’un tüm bunları neden yaptığının sorulmamasıdır.


Kutsal Ruh’un Kişiliği

 

Kutsal Yazılar bizlere Kutsal Ruh’un, Kişisel bir varlık olduğunu söylemektedir. Yani Üçlü Birliğin üçüncü Kişi’sidir. Kutsal Yazlıları anlamak için “O, Tanrı’nın Kendisidir” önermesini anlayıp kabul etmemiz çok büyük önem taşır.

 

Eski Ahit içindeki Kutsal Ruh kavramına dikkatlice bakmadan Kutsal Ruh’u anlayamayız. Eğer Kutsal Ruh’a çok kişisel bir düzeyde bakarsak, yani Kutsal Ruh’un yalnızca kendi yaşamlarımızda yaptıklarını görmeye odaklanırsak, o zaman Kutsal Ruh’un gerçek anlamdaki büyüklüğünü ve kapsamını da kavrayamayız. Eğer Kutsal Ruh’un yalnızca kendi hayatımızda ve kendimiz için neler yaptığına odaklanırsak, bizde kalan Ruh’un yüceliğini ve büyüklüğünü kısıtlamış oluruz. Böyle bir düşüncenin sonucunda da Tanrı olarak Kutsal Ruh’un ne kadar yüce ve büyük olmasına rağmen bizlerin yaşantısında kısıtlı kalmış şekliyle anlaşılmasına sebebiyet veririz. Bu anlayışın sonucunda da; Kutsal Ruh’un, bizlerin içerisinde yaptığı işi açıkça göremeyiz.

 

Tekvin 1: 1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.

Yaratılışın başlangıcında Tanrı’nın Kutsal Ruh’u biçimsiz bir kaosun üzerinde dolaşıyordu. Burada kullanılan kelime tam anlamıyla bir şeyin üzerinde durmak, hareket etmek, gezinmektir. Burada kullanılan kelime bir kartalın kendi yavruları üzerinde durup, onları korumaya çalışması gibi; Tanrı’nın da kendi halkını korumaya çalıştığını ima etmek üzere kullanılmıştır.

 

Bunun ışığı altında Kutsal Ruh, en başta bu “hiçliğin” ya da “kaosun” üzerinde hareket etmekte, gezinmekte ve Tanrı’nın yaratılış için başlayacağı işin içerisinde bir rol almak üzere beklemektedir. Bu ayetlerden çıkarılan anlam da Tanrı’nın tüm yaratılışı, Ruh’u aracılığıyla yarattığıdır. Kutsal Ruh bu biçimsiz yaratılış içerisinden, düzen ve uyumluluk ortaya çıkararak yaratılış işi içinde bir rol almaktadır. Tekvin 1. bölüm güçlü Tanrı’nın bir “hiçliğin” içerisinden nasıl bir düzen yarattığını göstermektir. Tanrı, yaratılışı biçimsiz bir boşluktan mükemmel bir dünyaya dönüştürmek için hareket etmektedir.

 

2. ayetten de anlaşıldığı gibi bunu Kendi Ruh’u ile yapmaktadır. Yani bizlerin içerisinde olan Kutsal Ruh, aynı zamanda yaratılışta etkin olan Ruh’un aynısıdır.

 

Mezmur 33: 6 Gökler RAB'bin sözüyle,

Gök cisimleri ağzından çıkan solukla yaratıldı.

7 Deniz sularını bir araya toplar,

Engin suları ambarlara depolar.

Kutsal Yazılar göklerin, Rab’bin Ruh’u ile yaratıldığını söylemektedir. Mezmurcunun kullandığı tasvir oldukça güçlüdür ve şunu belirtmektedir: “Tanrı, her şeye yaşam vermek, yaratmak için bir Söz söylemeli, nefes vermelidir. Ve her şey, bu şekilde yaratılır.” İşte bu, Tanrı Ruh’unun gücüdür. O’nun gücü, sonsuzdur.

 

Mezmur 33: 9 Çünkü O söyleyince, her şey var oldu;

O buyurunca, her şey belirdi.

Tanrı bir şey söylediği zaman bu Söz hemen, Tanrı’nın amacını yerine getirmektedir. Tüm yaratılışı Tanrı’nın amaçlarına göre düzenlemek için işleyen Kutsal Ruh ile yaşamlarımızda etkin olan ve bizleri değiştiren Kutsal Ruh aynıdır. Yani bizlerin içinde yaşayan Kutsal Ruh, Yaratan Ruh’tur.

 

Kutsal Kitap bizlere en başta dünyayı, evreni yaratan Kutsal Ruh’un aynı zamanda da bu yaratılışı koruyan ve devam ettiren bir güç olduğunu söylemektedir. Kutsal Ruh’un varlığı ve işleyişi aracılığıyla bizler, var olmaya devam edebiliriz. Şayet Kutsal Ruh dünyadan çekilecek olsaydı tüm yaratılış tekrar “hiçliğe” geri dönecekti:

Eyüp 34: 12 Tanrı kesinlikle kötülük etmez,

Her Şeye Gücü Yeten adaleti saptırmaz.

13 Kim yeryüzünü O'na emanet etti?

Kim O'nu bütün dünyanın başına atadı?

14 Eğer niyet eder de

Ruhunu ve soluğunu geri çekerse,

15 Bütün insanlık bir anda yok olur,

İnsan yine toprağa döner.

 

Elohu’nun sözlerinde fark ettiğimiz gibi, şayet Tanrı soluğunu geri alırsa, her şey tekrar toprağa dönecektir. Kutsal Ruh’un yaratılışın başında etkin olduğu gibi günümüzde de bu yaratılışı sürdürmek için çalışmakta ve işlemektedir.[1] Kutsal Yazılar bizlere doğa kanunlarının, bu kanunları veren Kişi’ye bağımlı olduğunu söylemektedir. Tüm bunları bir arada tutan ve hiçliğe dönüşmesini engelleyen güç, O’dur. Aslında bizler bir sabah kalkıp, yeni bir günün yaratıldığını görebiliriz. Bunun anlamı şudur: zira Tanrı dünyanın devam etmesine izin vermiştir. Doğa kanunları tabi ki vardır. Ancak Tanrı’nın Ruh’u aracılığıyla evrenin kanunları davam eder; Kutsal Ruh bu yasalara işleyebilme gücü verir. Yani Kutsal Ruh hem yaratan hem de devam ettiren Ruh’tur.

 

Peki Kutsal Ruh’un yaratılıştaki hizmetinin kapsamı nedir? Eski Ahit’e göre bu, her şeyi kapsamaktadır.

 

Mezmur 104: 10 Vadilerde fışkırttığın pınarlar,

Dağların arasından akar.

11 Bütün kır hayvanlarını suvarır,

Yaban eşeklerinin susuzluğunu giderirler.

12 Kuşlar yanlarında yuva kurar,

Dalların arasında ötüşürler.

Bütün hayvanların susuzluğu giderilsin diye Tanrı’nın vadilerde pınarlar yaratıyor

 

Mezmur 104: 13 Gökteki evinden dağları sularsın,

Yeryüzü işlerinin meyvesine doyar.

14 Hayvanlar için ot,

İnsanların yararı için bitkiler yetiştirirsin;

İnsanlar ekmeğini topraktan çıkarsın diye,

Hayvanlar ve insanlar için yiyecek olsun diye Tanrı’nın dağları suluyor ve yerin yeşermesini sağlıyor. Yani gökyüzü her ne zaman yağmur veriyorsa bunu Tanrı sağlamaktadır.

 

Mezmur 104: 19 Mevsimleri göstersin diye ayı,

Batacağı zamanı bilen güneşi yarattın.

20 Karartırsın ortalığı, gece olur,

Başlar kıpırdamaya orman hayvanları.

Ayın dünya etrafında dönmesi bile Tanrı’nın sürekli işleyişinin bir sonucudur. Her akşam karanlık getiren ve gece olmasını sağlayan O’dur.

 

Mezmur 104:21 Genç aslan av peşinde kükrer,

Tanrı'dan yiyecek ister.

Ormanların kralı olan aslanlar bile günlük yiyecekleri için Tanrı’ya bakıyorlar.

 

Mezmur 104: 27 Hepsi seni bekliyor,

Yiyeceklerini zamanında veresin diye.

28 Sen verince onlar toplar,

Sen elini açınca onlar iyiliğe doyar.

29 Yüzünü gizleyince dehşete kapılırlar,

Soluklarını kesince ölüp toprak olurlar.

30 Ruhun'u gönderince var olurlar,

Yeryüzüne yeni yaşam verirsin.

Yani, Ruh’un yaratılıştaki işlevi şu anda da her şeyi tamamen kapsamaktadır. Tanrı’nın bu dünyadaki [aktif] varlığı, bu dünyanın ve içindeki her şeyin sürmesini, devam etmesini sağlayan etkendir. Eğer Tanrı Kendi yüzünü saklayacak ve Ruh’unu geri çekecek olsaydı her şey yok olurdu. Fakat Tanrı Ruh’unu gönderir ve yeryüzü yaratılır, tazelenir. Tanrı’nın yaratan ve devam ettiren Ruh’u aracılığıyla bizler yaşayabilir; hareket edebilir ve varlığımızı sürdürebiliriz.

 

Kutsal Ruh’u Tanımanın Önemi

 

1-) Tanrı’nın Ruhunun (Kutsal Ruh) amacı kendi amaçlarımız doğrultusunda kullanabileceğimiz ya da dizginleyebileceğimiz bir güçten çok daha farklı bir şeydir. Bazen “Kutsal Ruh bana daha fazla gelsin” diyoruz fakat çoğu zaman Kutsal Ruh’un müthiş bir şiddetle gelmesini istememizin gerçek nedeni O’na sadece arzularımızı söylemek içindir. O’nu hayatımıza çağırmamızın nedeni aslında yalnızca bize yardım etmesi içindir. Kadir olan Tanrı’nın Ruhu hayatımıza gelip Kendi amaçları doğrultusunda bizleri kullanmak üzere içimizde işlemektedir. Her şeyi bir arada tutan Kutsal Ruh’un Kendisidir. Tanrı, her şeyi Kutsal Ruh aracılığıyla yaratmıştır. Kutsal Ruh’un üzerimize gelmesini istediğimizde aslında kaostan ve hiçlikten bir dünya yaratmış Olan’ın gücünü, (Ruh’u) çağırmış oluruz. Kutsal Ruh’un gelerek yaptığı şey ise içimizdeki günahtan dolayı olan karanlığı ve kaosu almak ve ondan bir düzen, bir ışık yaratmaktır. Aslında bu oldukça tehlikeli bir düşünce biçimidir. Kutsal Ruh’u içimize çağırmakla bizler adeta ülkemizin her şehrinin üzerinden hortum geçmesini istemiş gibi oluruz. Çünkü Kutsal Ruh’un kendisi en güçlü hortumdan bile daha güçlüdür. Bir anlamda bunun içimizden geçmesi için dua ediyoruz.

 

Ama bu düşünce aynı zamanda da çok teşvik edicidir. Bizler Kutsal Ruh’un içimize daha büyük ölçüde gelmesini istediğimizde; O’nun tüm hayatımızı ve Baba ile olan ilişkimizi koruması ve sürdürmesini istiyoruz demektir. Bu evreni bir tutan ve yaratılışın devam etmesini Sağlayan’ın Kutsal Ruh’u, tabi ki hayatlarımızı düzende tutarak koruyabilecek güçtedir. Kesinlikle bizleri, Tanrı’nın sonsuz Egemenliğine erişmek üzere korumaya yeterli olacaktır.

 

2-) Kutsal Ruh hakkında araştırma yapmak Tanrı’nın lütfunu ve lütfun doğasını öğrenmemiz hakkındadır. Kutsal Ruh bir kişinin hayatına girdiğinde o kişinin taştan yüreğini alır ve yerine etten yürek verir. O kişiye kurtaran bir lütufla dokunur.[2]

 

Bir de genel lütuf vardır. Yani Kutsal Ruh yalnızca kilise içinde değil tüm dünyada hatta ve hatta Kendisine karşı başkaldıran insanların hayatlarında bile işlemekte ve yaratılışı korumaktadır:

Matta 5: 45Öyle ki, göklerde olan Babanızın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem de iyilerin üzerine doğdurur. Yağmurunu da hem doğruların hem de eğrilerin üzerine yağdırır.

 

Bu anlamda Mezmurcu “Rab herkese iyidir. Yarattığı ellerinin tüm işleri iyidir” der:

Mezmur 31: 19 İyiliğin ne büyüktür, ya RAB,

Onu senden korkanlar için saklarsın,

Herkesin gözü önünde,

Sana sığınanlara iyi davranırsın.

Mezmur 92: 4 Çünkü yaptıklarınla beni sevindirdin, ya RAB,

Ellerinin işi karşısında sevinç ilahileri okuyorum.

Mezmur 145: 9 RAB herkese iyi davranır,

Sevecenliği bütün yapıtlarını kapsar

 

Peki Kutsal Ruh neden tüm bu saydığımız yöntemler aracılığıyla (yani yaratılışı korumak, sürdürmek, insanların günahlarına bir sınır koymak gibi) lütuf göstermektedir?

a-) Bu, Tanrı’nın yaratılışına duyduğu sevgiden kaynaklanmaktadır. Bu yaratılışı ve içindeki her şeyi yaratan Tanrı’dır. Ve Kendi ellerinin işlerine büyük bir değer vermektedir. Fakat daha da önemlisi Tanrı, yaratılışı sürdürmekte ve korumaktadır. Çünkü bu düşmüş dünyada Tanrı, Göklerin Egemenliğinin Müjdesinin duyurulmasını istemektedir. Tanrı böylesine düşmüş bir dünyada varlığını sürdürmektedir. Çünkü günahkarların kurtuluşa gelmesini istemektedir. Bu nedenle Kutsal Ruh dünya içerisinde, dünyayı Tanrısal bir amaca ulaştırmak üzere işlemekte ve varlığını sürdürmektedir. Tanrı, yaratılışı sadece bizler hayatlarımızı sürdürelim diye korumaz. Bazen bu yaratılışın sürmesi gerektiğinden ötürü devam ettiğini düşünüyoruz. Yani yaratılışı hep nötr bir kavram olarak görüyor ve şu şekilde algılıyoruz: “Bir dünya var: Bu dünyanın yanında İsa Mesih’e iman ediyoruz.” Bu ikisi arasında hiçbir ilişki görmüyoruz.

 

Burada görmemiz gereken şey şudur: Kutsal Ruh’un dünyayı korumaktaki ve devam ettirmekteki amacı her dilden, her ülkeden, her ulustan, her oymaktan yeni bir halk yaratmak istemesidir (Vahiy 5:9-10; 7:9).[3]

 

Kutsal Ruh’un dünyayı ve evreni sürdürmekteki işlevi bizlere ilk olarak, ihtiyacımız olan her şey için Tanrı’ya ne kadar bağımlı olduğumuzu göstermektedir. Tanrı’nın cennette olduğunu ve bizlere uzaktan baktığını düşünmek çok kolaydır. Öyle ki, bazen Tanrı’nın bizleri, işlerimizi yapabilelim diye olabildiğince yalnız bıraktığını düşünürüz. Hatta bu iş, içinde bulunduğumuz imanlı hizmeti bile olabilir. Biz Hristiyanlar bile Tanrı’nın bizlere çok uzaktan baktığına [bazen] inanabiliriz. Ve bizler bu nedenle başımız derde girdiğinde: “Tanrım! gel ve şimdi bana yardım et!” deriz. Ama Kutsal Kitap bizlere şunu söylüyor: “Kutsal Ruh varlığımızın her anında aktiftir ve varlığını sürdürmektedir”

 

Hristiyanlar olarak; Tanrı’nın çocukları olduğumuz için Kutsal Ruh bizlerin hayatında tamamıyla etkindir. Hristiyan olmamızın yanı sıra, Tanrı’nın yaratılışı, O’nun ellerinin işleriyiz.[4]

 

b-) Kutsal Ruh’un bu düşmüş yaratılış içerisindeki işlevi bu dünyada Hristiyan oluşumuzun sebeplerini göstermektedir. Kutsal Ruh’un ilk işlerinden bir tanesi, yaratılışı sürdürmektir. Bu, çok büyük bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluk aslında çok büyük bir Kişi’ye verilmiştir. Çünkü Tanrı yalnızca Kutsal Ruh Kişi’sinde bu görevi başarabilir. Ve bunu da tüm insanları göklerin egemenliğine ulaştırmak için yapmaktadır.

 

Kutsal Ruh’un dünyadaki işlevinin tüm amacının bütün dünyayı Göklerin Egemenliğine doğru yönlendirmek olduğunu anladığımızda, bu anlayış bizlere önceliklerimizin neler olması gerektiği konusunda çok şey söyler. Zira Kutsal Ruh bizlerin içinde de yaşamaktadır. Kutsal Ruh’un dünyadaki, komşularımızdaki, iş yerimizdeki tüm varlığı insanları Tanrı’nın Egemenliğine getirmek için kullanılmalıdır. Ancak imanlı yaşantımız ve geri kalan yaşantımız diye bir ayrımın içersine çok kolaylıkla düşebiliriz. Hatta Hristiyan yaşantımız ve hizmet yaşantımız gibi bir ayrımın içine bile düşebiliriz. Bunun gibi yanlış bir ayrımın neticesinde “Eğer ben Tanrı’ya hizmet etmek istiyorsam; bir pastör olmalıyım” diyebiliriz. Zira Tanrı’ya hizmetin yalnızca bu şekilde olabileceğini düşünürüz. Bu nedenle herhangi bir hizmet grubuna girince “İşte şimdi göklerin egemenliği için çalışıyorum” diye düşünürüz.

 

Aslında bu düşüncenin tam zıttı olarak yaşantımızda yaptığımız her şey bir hizmet olmalıdır. Yaptığımız her şeyin en nihai amacı, Göklerin Egemenliğine tanıklık etmek ve insanları bu egemenliğe çekmek olmalıdır. Bundan dolayı kendimize sormamız gereken soru şu olmalıdır:

İş yerimde Göklerin Egemenliğine nasıl tanıklık edebilirim?

Aile yaşantımda bu tanıklığı nasıl sürdürebilirim?

Sosyal yaşantımda bu tanıklığı nasıl sürdürebilirim?

 

Peki neden bu şekilde davranmamız gerekiyor? Zira içimizde yaşayan Kutsal Ruh da, dünyada aynen bu şekilde işlemektedir. Bizleri taşıyan ve bu hizmet içerisinde koruyan Kutsal Ruh’un Kendisidir.

 

Yeni Ahit’e göre Kutsal Ruh’un işleyişi her zaman için Mesih ve O’nun hizmeti ile ilişkilidir. Çünkü Yeni Ahit bizlere Kutsal Ruh’un, Mesih’in Ruh’u[5] olduğunu söylemektedir. Kutsal Ruh’un kurtuluş içerisindeki özel görevi, Mesih’in bizler için olan kurtuluşunu bizlere uyarlamasıdır.[6]

 

Peki bu, Eski Ahit’te nasıl karşımıza çıkar? Kutsal Ruh, halkın arasında var mıydı? Mesih gelmeden önce de, onların arasında işliyor muydu?

Kutsal Ruh’un bu dönemde hiç olmadığı gibi yanlış bir görüşe kapılabiliriz. İsa, bayram yemeğinde çok ilginç olan sözler söylüyor:

Yuhanna 7: 37Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: «Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. 38Kutsal Yazı'da dendiği gibi, bana iman edenin `içinden diri su ırmakları akacaktır.'» 39Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh'la ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.

 

39. ayet burada Kutsal Ruh’un henüz verilmediğini zira İsa’nın henüz yüceltilmediğini söylemektedir. Yani burada ayet Kutsal Ruh’un verilmesi ve İsa Mesih’in yüceltilmesi arasındaki en güçlü bağı kurmaktadır. Bunun asıl anlamı Kutsal Ruh’un kiliseye verilmesinin sebebinin, Mesih’in yüceltilmiş ve Baba’nın yanında tahtına oturmuş olmasıdır. Aynı şeyi Pentekost gününde de görüyoruz. “Kutsal Ruh, kiliseye ne zaman verildi?” sorusuna Elçilerin İşleri kitabı Kutsal Ruh’un kiliseye Pentekost gününde, yani Mesih’in Ruhunun Tanrı halkının üzerine geldiği günde verildiğini söylemektedir.

 

Bu nedenle Pentekost gününden önce Kutsal Ruh’un Tanrı halkı arasında bulunmadığını düşünmek çok kolaydır. Hatta mantıksal olarak şunu bile diyebiliriz: “Kutsal Ruh Tanrı halkı arasında var olamazdı. Kutsal Ruh, Mesih’in Ruh’u olduğundan; Ruh’un dökülmesi için, öncelikle Mesih’in gelmesi gerekir”

 

Fakat Kutsal Kitap’ın tamamına baktığımızda bu kavramın çok daha farklı bir şey olduğunu fark ediyoruz. İşaya kitabı Tanrı’nın, halkını nasıl kurtardığını, Mısır’dan nasıl çıkardığını ve onları vaat edilen topraklara getirinceye kadar nasıl ilgilenip, beslediğini ve yönlendirdiğini anlatmaktadır:

İşaya 63: 10 Ama başkaldırıp O'nun Kutsal Ruhu'nu incittiler.

O da düşmanları olup onlara karşı savaştı.

11-13 Sonra halkı eski günleri,

Musa'nın dönemini anımsadı.

"Çobanlarıyla birlikte onları denizden geçiren,

Kutsal Ruhu'nu aralarına yerleştiren,

Görkemli gücüyle Musa'nın sağında yol alan,

Sonsuz onur kazanmak için önlerinde suları yaran,

Bir at nasıl tökezlemeden kırdan geçerse

Onları deniz yatağından öyle geçiren RAB nerede?"

Diye sordular.

14 Ovaya götürülen sürü gibi

RAB'bin Ruhu onları rahata kavuşturdu.

İşte adını onurlandırmak için

Halkına böyle yol gösterdi.

 

Bu bölüm oldukça ilginçtir. Tanrı’nın Eski Ahit’in ilk günlerinden beri halkının içerisindeki varlığından ve işleyişinden bahsetmektedir. Bu ayetler içerisinde Kutsal Ruh kelimesi, üç kez tekrarlanmaktadır. 11. ayette Tanrı’nın, Ruhunu İsrail daha Kızıldeniz’den geçerken onların üzerlerine verdiğini görüyoruz. 14. ayet Kutsal Ruh’un, Tanrı halkını yönlendirmesi ve teselli etmesiyle ilişkilendirilmektedir. 10. ayette gördüğümüz gibi Kutsal Ruh, Tanrı’nın varlığı ile öylesine yakından ilişkilidir ki, İsrail başkaldırdığında O bundan inciniyor. Bu nedenle Kutsal Ruh Eski Ahit halkı içinde vardı ve işliyordu diyebiliriz.

 

Eski Ahit’te bile Kutsal Ruh’un hizmetinin çok kişisel olduğunu fark edebiliriz. Bu hizmet, kutsallık ve kurtuluşla ilişkiliydi:

Mezmur 51: 9 Bakma günahlarıma,

Sil bütün suçlarımı.

10 Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat,

Yeniden kararlı bir ruh var et içimde.

11 Beni huzurundan atma,

Kutsal Ruhunu benden alma.

12 Geri ver bana sağladığın kurtuluş sevincini,

İstekli bir ruhla bana destek ol.

 

Bu Mezmur Davut tarafından, kendisini çok yakından etkileyen Betşeba ile olan günahından sonra yazılmıştı. Fakat bu Mezmur aynı zamanda tüm Mezmurlar kitabının da bir parçasıdır. Bu kitap tüm İsrail tarafından Tanrı’ya günahlarının bağışlanması ve itirafta bulunmak için de toplu olarak söylenirdi. Yani burada Davud’un kendisi için söylediği sözler, Eski Ahit içindeki herkese uyarlanabilirdi. 11. ayette ne diyor? “Kutsal Ruhunu benden alma”

 

Bu ayetlerin içeriğine bir bakalım:

9. ayet bizlere Tanrı’nın bağışlamasından,

10. ayet temiz bir yürek ve ruhtan bahsediyor.

12. ayette ise Davut kurtuluşunun sevincini geri vermesi için Tanrı’ya dua ediyor. Kendisini koruması için istekli bir Ruh vermesini istiyor.

 

Tüm bunlar, Davut’un yaşantısındaki Kutsal Ruh’un işleyişi ile ilişkilendiriliyor. Yani şöyle de diyebiliriz: Kutsal Ruh az önce bahsedilen her şeyin olabilmesi için şarttır. Tanrı’nın varlığı ve Kutsal Ruh gerçeği, tüm bu bahsedilen şeylerin Eski Ahit halkının hayatında var olmasını mümkün kılan etkendi. Buradan çıkarabildiğimiz anlam şudur: Kutsal Ruh Eski Ahit’te bile kişisel olarak insanları kutsallığa doğru yönlendirmek için hayatlarında işliyordu.

 

Eski Ahit’te rastladığımız şeylerden birisi de insanlara Tanrı ile olan ilişkilerinde onlara olgunluk vermek için Kutsal Ruh çalışmasıydı. Peki tüm bunları söyledikten sonra Kutsal Ruh’un Eski ve Yeni Ahit içindeki işleyişi arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?

 

Anlamamız gereken gerçekten de zor sorularla karşı karşıya olduğumuzdur. Belki, Mesih’in Eski ve Yeni Ahit’teki bağışlamasına bakmak bu sorulara cevabımızı kolaylaştırabilir. Yeni Ahit’e göre bağışlama, Mesih’in ölümünün ve dirilişinin bir sonucudur. Mesih’in kanı çarmıh üzerinde döküldüğü için bugün bizler bağışlanmaya sahibiz. Fakat Mesih’in ölümü ve dirilişi çarmıhtan sonra yaşamış olanlarla kısıtlı değildir. Bu Kurban Tanrı’nın Eski ve Yeni Ahit’teki halkı için de yeterliydi. Bu nedenle aslında Eski Ahit’teki imanlılar da gerçek bir tövbeyi gerçekleştirdiklerinde bağışlanmaya sahiptiler. Çünkü Mesih’in ölümü O’nun gelişinin öncesindeki zamanları da kapsamaktaydı.

 

Mesih geldi ve tarih çizgisi üzerinde, belirli bir noktada ölüp; tekrar dirildi. Bundan dolayı çarmıhtan sonra yaşamış olan ve Mesih’e iman ederek, O’na güvenmiş olan her kişi bağışlanmaya sahiptir. Fakat çarmıhın gücü öylesine güçlüdür ki, Mesih’ten önce gelmiş olan insanlar bile bu bağışlanmaya sahiptirler.

 

Bu nedenle Mesih’in çarmıhtaki gücü, O’nun gelişinden önce yaşamış olan geçmişteki kişilere kadar ulaşır. Aynı şekilde Mesih’in ölümü, dirilişi ve yüceltilmesi de Kutsal Ruh armağanını tüm insanlar için mümkün kılmıştır. Buna, Pentekost günü öncesinde yaşamış olan tüm insanlar da dahildir.

 

Eski Ahit imanlıları Kutsal Ruh’un işleyişini deneyimlemişlerdir. Çünkü Mesih’in çarmıh üzerindeki Kurbanı sayesinde Kutsal Ruh, Tanrı’nın tüm seçilmişleri için alınabilir kılınmıştır. Yani Kutsal Ruh’un varlığı, çarmıh noktasından tarihin geçmişine uzanarak etkilerini hissettirmiştir ve Eski Ahit halkını da kapsamaktadır.

 

Fakat aynı şekilde Yeni Ahit’teki Kutsal Ruh deneyimi de sonsuz derecede fazla, yüce ve görünebilirdir. Çünkü Mesih’in çarmıh üzerindeki kurbanı artık tarihsel bir gerçek olmuştur. Mesih’in Kendisinin de yüceltilmiş olmasından ötürü Kutsal Ruh da tüm imanlıların yaşamlarında Mesih’in işleyişini çok daha sonsuz bir derecede yüceltebilir.

 

Eski Ahit’te Kutsal Ruh’un işleyişi biraz bulanık veya örtülü olarak algılanıyordu. Ve bu sönüklüğün yanında çarmıhın yüce ışığını gören Havariler ancak şunu diyebildiler: “Daha Kutsal Ruh insanlara henüz verilmemişti”

 

Fakat Mesih geldiğinden ötürü, O’nun kanı ve dirilişi ile yapılan Yeni Ahit artık Ahit Ruhudur.

 

Konu, Kutsal Ruh’un yalnızca Yeni Ahit’te “var” olduğu değildir. Yeni Ahit’in vaatlerinden bir tanesi Mesih’in Ruhunun bolca ve tüm doluluğuyla döküleceğidir (Yanlızca varlığını vermesi değil; varlığını dolulukla vereceğidir). Yeni Ahit’te Kutsal Ruh, Hristiyan kişinin yaşantısını sürdürmesini motive eden güçtür. Bu, Yeni Ahit’te öylesine gerçektir ki, karşılaştırma yapıldığında Eski Ahit’te gerçek olmadığı gibi bir sonuca varılabilir.

 

Bunun sonuçlarının neler olduğunu görmek için birkaçını inceleyelim:

I. Tanrı’nın kurtuluşu ile, Kutsal Ruh’un işleyişi arasında tüm kurtuluş tarihi içerisinde bozulmayan bir süreklilik vardır. Tabi ki her Ahit’in (Antlaşmanın) ve Tanrı’nın kurtuluş tarihindeki her dönemin kendine has karakteristik özellikleri vardır. Bunun neticesinde de Eski ve Yeni Ahit arasında farklılıklar olduğunu görülebilir. Tanrı’nın Adem ve Nuh ile yaptığı Ahitler arasında farklılıklar mevcuttur. Ama özde Tanrı’nın davranış biçimi değişmez. Yeni Ahit içerisindeki bizleri kutsallaştıran Kutsal Ruh ile, Eski Ahit’teki imanlıları kutsallaştıran Kutsal Ruh aynıydı. Kutsal Ruh’un bizleri kutsallaştırmadaki kullandığı yolla, Eski Ahit’teki halkın kutsallaştırılmasındaki yol aynıdır. Yani bu yol; Mesih’in doğruluğunu bizlere uyarlamasıdır. Bu da Tanrı’nın karakteri hakkında bir şeyler anlamamızı sağlar:

a-) Tanrı değişmeyen, sadık bir Tanrı’dır.

b-) Tanrı’nın Kendi halkına ve diğer insanlara olan davranış biçimi süreklidir, değişmez.

c-) Tanrı her zaman planlarına sadıktır. Çünkü O, Kendi özüne aykırı davranmaz.

 

Bunu kişisel seviyeye indirgersek Tanrı’nın bizlere olan davranışlarını değiştireceğinden kaygı duymamız yersizdir. Tanrı’nın Eski Ahit’te belirli bir davranış biçimi içerisinde olup Yeni Ahit’te ise, Kendi halkını kurtarış ve onlarla ilgileniş biçimini değiştirdiğini söylemek yanlış bir ifadedir. Çünkü Tanrı’nın davranışlarının değiştiği kabul edilirse artık herhangi bir karakter şartına bağımlı olmayacaktır (Kendine has bir karakteri olmayacaktır). Bu tür bir öğretinin (Tanrı’nın Eski ve Yeni Ahit’teki davranış biçimlerinin farklı olmasının) getirisi şu olacaktır:

“Tanrı Kişisel olarak, davranış biçiminde hiçbir süreklilik ve devamlılık göstermez, devamlı değişebilir”

 

Dolayısıyla da bu bakış açısı ile bizlerin Tanrı’yı gerçek manada tanıyamaması ya da bilememesi gibi bir düşünce biçimi oluşacaktır. Yani “Tanrı bana dün vermiş olduğu imanı, acaba bugün koruyacak mı? Ben şimdi O’na aitim ama gelecekte O’na ait olabilecek miyim?” gibi düşüncelere yöneltecektir. Bu tarz düşüncelerdeki problem şudur: Tanrı’nın Kendisine olan sadakatini inkar ettiğimizde, bize olan sadakatini yok saymış oluruz. Fakat Kutsal Yazılar bizlere Tanrı’nın sadık, değişmeyen bir Ahit Tanrı’sı olduğunu söylemektedir. Bizlere karşı olan davranışı her zaman için tamamıyla mükemmel olan karakterine uygun olacaktır.

 

II. Eski ve Yeni Ahit’te Tanrı’nın davranışlarında özde herhangi bir farklılık olmasa bile, bunun miktarında, yoğunluğunda bir farklılık bulunmaktadır. İsa Mesih dünyaya bir insan olarak gelmiştir. İsa Mesih çarmıh üzerinde ölüp, dirildiğinde bizlerin kurtuluşunu ve kutsallaştırılmasını elde etmiştir. O’nun çarmıhtaki ölümünden sonra verilen bu kurtuluş ve kutsallaştırılma Eski Ahit dönemindeki imanlıların deneyimlediklerinden çok daha kapsamlı bir şekilde bizlere verilmiştir. Bu nedenle hepimiz Kutsal Ruh’un işleyişine sahibiz. Öyle ki, çoğu Eski Ahit imanlısı böylesine bir işleyiş ve varlığı hayal bile edememişlerdi. Eski Ahit’teki insanlara küçük bir akarsu gibi gelmiş olan Kutsal Ruh, artık bizlere vahşi bir nehrin dolup taşması gibi akmaktadır. Yeni Ahit özel olarak kurtuluştan bahsederken imanlılar olarak bizlerin Kutsal Ruh deneyiminin yeniliği ve yoğunluğunu da kurtuluş ile birlikte vurgular:

I.Petrus 1: 10Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler ve araştırmalar yaptılar. 11İçlerinde olan Mesih'in Ruhu, Mesih'in çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh'un hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar. 12Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekler, gökten gönderilmiş olan Kutsal Ruh'un gücüyle size Müjde'yi iletenler tarafından bildirildi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.

 

Eski Ahit peygamberleri, hakkında konuştukları kurtuluşu anlamak için büyük zaman harcamışlardı. Uzaktan gördükleri kurtuluşu anlamak için tüm güçleriyle çalışmışlardı. Fakat Tanrı onlara ne söyledi? Mesih’in sunduğu kişisel kurtuluşun deneyimlenip yaşanması onların zamanında değil, bizim zamanımızda olacaktı. Bu tecrübe bizler içindi. Aynı şekilde peygamberler de hizmetlerini yerine getirebilmek için Kutsal Ruh’un özel doluluğuyla donatılmışlardı. Mesih’in gelişiyle Kutsal Ruh’un nasıl yüce bir dolulukla verileceğine ilişkin görümler almışlardı. Fakat Kutsal Yazıların burada ima ettiği şeye dikkat edin: o peygamberler bile, bugün yaşayan bizlere oranla çok daha az ayrıcalıklıydılar. Çünkü bu peygamberler Tanrı’nın kurtuluşunu ve varlığını dolaylı bir yoldan deneyimlemişlerdi. Aslında sahip oldukları şey çok bulanıktı. Fakat buna karşılık bizlere verilen kurtuluş açıkça, karşılıksız ve sınırsız olarak sunulmuştur. Bunun sonucu nedir? Almış olduğumuz lütfun gücünü, hiçbir zaman hafife almamalıyız. Böylesine yüce bir kurtuluşa çağrıldığınız zamanki hissettiğiniz şükran duygularınıza ne oldu? Zaman geçtikçe hayatınızda çalışmakta olan bu lütfu artık görememeye başladınız. Yaşantılarınızı belirli bir düzen olmadan yaşar duruma geldiniz. Sizler imalılarsınız yani Hristiyanlarsınız, çoğu zaman kurtuluşunuzun verdiği sevinci unutuyorsunuz. Zira bu kurtuluşun ne kadar yüce olduğu gerçeğinden uzaklaşıyorsunuz. Bu nedenle sizleri Kutsal Ruh’u aracılığıyla kurtaran ve kutsallaştıran Tanrı karşısında hayranlıkla dolmalısınız. Ayet şunu söylüyor:

“Aslında melekler bile bizlerin Kutsal Ruh aracılığıyla sahip olduğu bu deneyimi, tam olarak anlamayı özlüyorlar”

 

Bu çok inanılmaz bir şey! Bizler her gün şunu diyoruz: “Evet, Mesih bizler için öldü” Buna karşılık gökteki melekler bizlere bakarak şöyle diyorlar: “Keşke onların yerinde olup; bu Tanrı armağanının ne olduğunu anlayabilseydik” Çünkü melekler bizler gibi, böylesine derin bir günahtan kurtarılmamışlardır. Onlar Kutsal Ruh’un böylesine kırık bir yürekle, onların yaşamına girerek onları iyileştirdiğini ve dirilttiğini hiçbir zaman görememişlerdir. Eski Ahit ve Yeni Ahit imanlıları arasındaki farklıkları görmek de; tüm bunları biraz daha anlamamıza yardımcı olmaktadır.

 

Yeni Ahit ve Kutsal Ruh

 

a-) Kutsal Ruh ve Mesih

Kutsal Ruh ve Mesih arasında bir ilişki vardır. Fakat bu ilişki nedir? Bu çok önemli ve temel bir sorundur. Eğer bu soruya doğru cevap vermezsek Kutsal Ruh’un yaşantılarımızdaki işleyişini tam ve doğru olarak anlayamayız. Anlaşılması gereken ilk şey, Mesih dünyaya geldiğinde Tanrı olarak gelmiştir. Üçlü Birliğin ikinci Kişisi olarak dünyaya insan olarak gelmiştir. Tam olarak ve bütünüyle Tanrı olduğu gibi; aynı şekilde tam ve bütünlüğüyle insandı da. Aslında bizlerin aracısı[7] olabilmek için tamamıyla insan olması gerekiyordu. Yeni bir İnsanlığın Başı olabilmesi için tamamıyla insan olmalıydı. Eğer İsa, tam bir insandan daha az nitelikte olsaydı Tanrı karşısında bizlerin temsilcisi, gerçek bir temsilci olamazdı. İkinci Adem olamazdı. Bu nedenle İsa Mesih’i insanlığında, diğer insanlardan ayıran tek özellik O’nun günahsızlığıydı:

İbraniler 2:17 Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrı’ya olan hizmetinde merhametli ve sadık başkahin olup halkın günahlarını Tanrı’ya bağışlatabilsin.

İbraniler 4:15 Çünkü zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan değil; tersine, her alanda bizim gibi sınanmış, yine de günah işlememiş bir başkahinimiz vardır.

 

Bu nedenle İsa Mesih insanlığı içerisinde bizler gibi tamdı, gerçekten bir insandı; fakat günahsızdı. Tüm doluluğuyla bir insandı. Dört Müjde’de gördüklerimiz şundan ibarettir: Kutsal Ruh, Mesih’e verilmiştir. Bunun sebebi; Mesih’in Kendi insanlığı içerisinde Kendisine verilen bu hizmete sadık kalabilmesi içindir. İsa Mesih, bir insan olarak Kutsal Ruh’u içinde bulunduruyordu. Çünkü, Baba’sının Kendisine verdiği bu görevi sonuna kadar yerine getirebilmesi için bu gerekliydi. Böyle söylemekle Mesih’in Tanrı’lığını küçültüyor sayılmayız. Fakat tüm bu söylediklerimiz sadece İsa Mesih’in ne derecede insan olduğunu anlatır. Bu dört Müjde’nin başında da İsa Mesih’in vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmesi vardır. Ve Kutsal Ruh da görünür bir biçimde O’nun üzerine iner ve O’nda kalır. Başka bir deyişle Kutsal Ruh, İsa Mesih’e verilen hizmette (ki bu da dünyanın Kurtarıcısı olmaktır) O’nu güçlendirmek üzere hizmetinin başında verilmiştir. Luka bölümünün başlangıcında şöyle der:

Luka 4:1 Kutsal Ruh ile dolu olarak Şeria nehrinden dönen İsa, Ruh’un yönlendirilmesiyle çölde dolaştırılarak kırk gün süreyle İblis tarafından sınandı.

 

Kutsal Ruh’un gücü aracılığıyla İsa Mesih yine Şeytan üzerinde bu denenmelere galip geldi. Tüm bu denenmelerden sonra İsa Mesih’in Kutsal Ruh’un gücü ile Şeria nehrinden döndüğünü okuyoruz.

 

b-) Mesih’in Hizmeti ve Kutsal Ruh

Mesih’in hizmetinin karakteristik özelliklerinden bir diğeri de Kutsal Ruh’un varlığı ve hizmetidir. Yuhanna 3. bölümde bizlere Tanrı’nın Ruhunun O’na ölçüsüz bir şekilde verildiğini söylemektedir. Matta 28. bölüm İsa’nın, Tanrı’nın Ruhunun gücü ile cinleri çıkardığını ve insanları iyileştirdiğini hatırlatır. İsa, Kutsal Ruh ile güçlendirildiğinden ötürü çarmıhta bile Kendi hizmetine sadık kalmıştır. İsa Mesih, Tanrı’nın bizlerin günahlarına karşı olan Kutsal öfkesini Kendi üzerine nasıl alabilmiştir? Kendisi Baba Tanrı’dan ayrılmış ve kendisini Baba’ya yabancı hissettiği o zamanda, Kutsal Ruh O’nu sadık bir şekilde elinde tutuyordu. Yeni Ahit bizlere aynı zamanda Kutsal Ruh’un gücü ile İsa Mesih’in ölümden dirildiğini söyler:

I.Petrus 3:18 Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar uğruna, günahlar için kurban olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürülmüş, ama ruhça diriltilmiştir.

 

Mesih’in yaşantısı ve hizmeti, ölümü ve dirilişi bile Kutsal Ruh’un hizmeti ile sağlanmıştır. Mesih’in insanlığı, Ruh ile dolu olan bir insanlıktı. Her alanda Tanrı’nın iradesiyle mükemmel bir uyum içerisinde yaşayabilmesi için İsa Mesih, Kutsal Ruh ile donanmıştı. Tüm bu söylediklerimizin önemli bir sonucu şudur: Dirilmiş İsa Mesih, Baba Tanrı’nın sağındaki yetki yerini aldığında ve hükmedişine başladığında, Kendisinde olan aynı Ruh’u halkına da verme yetkisi  vardı:

Elçilerin İşleri 2: 32Tanrı, bu İsa'yı ölümden diriltti ve biz hepimiz bunun tanıklarıyız. 33O, Tanrı'nın sağına yüceltilmiş, vaat edilen Kutsal Ruh'u Baba'dan almış ve şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruh'u üzerimize dökmüştür. 34‑35Davut, kendisi göklere çıkmadığı halde şöyle der:

            `Rab Rabbime dedi ki,

            Ben düşmanlarını

            senin ayaklarının altına serinceye dek,

            sağımda otur.'

36«Böylelikle tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz bu İsa'yı hem Rab hem Mesih yapmıştır.»

 

Dirilmiş Mesih, bir Kral olarak hükmetmek üzere tahtındadır. Tanrı’nın sağında yetki ile oturmaktadır. İsa Mesih’in hükmedişi aracılığıyla Tanrı, İsa Mesih’in düşmanlarını O’nun ayakları altına serecektir. Ve İsa Mesih de Tanrı’nın sağında oturma ayrıcalığında armağan olarak halkına Kutsal Ruh’u vermektedir. İşte bu yüzden Mesih’e güç veren aynı Ruh bizlerin ayaklarına da aynı gücü vermektedir. Hepimiz İsa Mesih’in dünyasal hizmeti sırasında Kendisine güç veren aynı Kutsal Ruh ile donatılmış bulunuyoruz. Aslında şöyle diyebiliriz: İsa Mesih’e bu Kutsal Ruh verilmiştir. Öyle ki; bizler de O’nun Bedeninin üyeleri olarak aynı Ruh’u alabilelim.

 

İsa Mesih Kendisine ait olanı bizlere de vermektedir. Bu nedenle Mesih ile Kutsal Ruh ve Mesih’in Hizmeti ile Kutsal Ruh’un hizmeti arasında bir ilişki bulunmaktadır. Aslında bu dört unsur arasındaki ilişki öylesine yakından ilgilidir ki, Yeni Ahit’te bunların hepsinin tek bir gerçek ve kavram olarak bağlandıklarını görebiliriz. Bu ayetler, Mesih’i gözlerindeki perdeden ötürü anlayamayan, reddeden Yahudiler ile O’nu görebilen insanların arasındaki ayrımı belirtmektedir:

II.Korintliler 3: 14İsrail oğullarının zihinleri körleşmişti. Bugün bile eski Ahit’i okudukları zaman zihinleri aynı peçeyle örtülü kalıyor. Çünkü bu peçe yalnız Mesih aracılığıyla kalkar. 15Ne var ki bugün bile, Musa'nın yazıları okundukça bir peçe yüreklerini örtüyor. 16Oysa ne zaman birisi Rab'be dönerse, o peçe kaldırılır. 17Rab Ruh'tur ve Rab'bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. 18Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab'bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O'na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.

 

Bu ayetlerdeki Rab, Mesih İsa’dır. Bunu 18. ayette görebiliyoruz. Rab olan Mesih’e baktıkça O’nun benzeyişine dönüştürülüyoruz. Fakat buradaki amaç şudur: Kutsal Ruh bizleri, Mesih’in benzeyişine değiştirme işleminde öylesine etkindir ki, 17. ayet bu gerçeğe dayanarak “Rab Ruh’tur” diyebilmektedir. 18. ayet de tekrar aynı şeyi söylüyor: “İmanlılar Rab’bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O’na benzer olmak üzere değiştiriliyor ve bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.”

 

Ama bu, Mesih ile Ruh arasında herhangi bir farklılık olmadığı anlamına gelmez. 17. ayet aynı zamanda Rab’bin Ruh’undan da bahseder. Fakat Ruh ile Mesih öylesine yakından ilişkilidir ki, Ruh’un hizmeti Mesih’in hizmeti olmuştur. Bu da bizlere Kutsal Ruh’un hizmeti hakkında çok temel bir şey gösterir: Kutsal Ruh’un Yeni Ahit içindeki hizmetinin en merkezi noktası, Mesih’in Kurtuluş hizmetini alarak bizlerin yaşantısına uyarlamasıdır. Kutsal Ruh, Mesih ile halkı arasındaki bir köprü gibidir. Oğul’a ait olan şeyleri alır, yüceltir ve Kendi halkının yaşantılarında bir gerçek yapar.

 

Yuhanna 15:26 Baba’dan size göndereceğim Yardımcı, yani Baba’dan çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman, O bana tanıklık edecek.

Mesih’in Ruhu, [Kendisi için değil] Mesih’e tanıklık etmek için özel olarak gönderilmiştir. Yuhanna bölümünün tümünde İsa Mesih tekrar ve tekrar Kutsal Ruh’un, Baba’dan duyduklarını söylemek üzere geldiğini belirtmektedir. [8] Bütün bunlar da “Ben ve Baba biriz” diyen Yuhanna 10:30 ayetini bizlere hem hatırlatır hem de bu ayeti açıklığa kavuşturur. Bu ayet Kutsal Ruh’un Kendisi için tanıklık etmeye değil, Oğul’dan duyduklarını öğretmek ve göstermek için geldiğini söyler. Yani Kutsal Ruh, Mesih’in hizmetine paralel ya da farklı bir şey yapmaya değil; Mesih’in hizmetini en öne çıkarmak üzere gelmiştir.

 

Yuhanna 16: 13Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi her gerçeğe yöneltecek. O kendiliğinden konuşmayacak, yalnız işittiklerini söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. 14O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alacak ve size bildirecek. 15Baba'nın her nesi varsa benimdir. `Benim olandan alacak ve size bildirecek' dememin nedeni budur.

Yine burada da karşımıza çıkan şey, Kutsal Ruh’un özel işlevidir. Kutsal Ruh, Mesih’in olanları alarak bize verir. Yani Kutsal Ruh’un, İsa’nın öğretisini alarak bize öğreteceğini; Kutsal Ruh’un, İsa’nın sahip olduğu her şeyi alarak bize vereceğini söyleyebiliriz. İsa Mesih’in Baba’sı ile olan ilişkisine dikkat ediniz: İsa Mesih, kendi Tanrısallığı içerisinde Sonsuz olan Tanrı’nın Oğlu’dur. Bu nedenle de İsa Mesih’in tüm sonsuzluk boyunca Üçlü Birliğin Birinci Kişi’si ile olan ilişkisi bir baba-oğul ilişkisi gibidir. Bu ilişki, İsa Mesih’in doğasından ötürü Kendisine aittir.

 

Bu nedenle İsa Mesih dünyaya geldiği zaman O’nun yaşantısının, Baba’sı ile olan yakınlığını yansıtmasına şaşmıyoruz. İnsan olan Mesih için Tanrı, sadece Rab olan Tanrı değildi. Sadece yüceltilmiş ve yüce bir Tanrı değil, İsa Mesih’in Baba’sı idi. İşte bundan ötürü İsa Mesih’in Baba’sı ile olan ilişkisi, Yeni Ahit kitabında “Abba” kelimesi ile karşımıza çıkmaktadır. Fakat Kutsal Ruh’un hizmeti Mesih’in hizmetiyle öylesine yakından bağlıdır ki, Kutsal Ruh’u alan bizler Mesih’in sahip olduğu Oğulluk Ruhunu almaktayız. Artık Mesih’in Ruh’u bizde de bulunduğundan yine insan olan Mesih’in Baba’sı ile sahip olduğu o ilişkiye bizler de sahip olabiliriz. Bunun neticesinde bizler de Tanrı’ya “Abba-Baba” diyebilmekteyiz.

 

Galatyalılar 4: 4Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi. 5Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. 6Oğullar olduğunuz için Tanrı, öz Oğlunun «Abba! Baba!» diye seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi. 7Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Ve oğullar olduğunuz için Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı.

Mesih nasıl Tanrı’yı Baba’sı gibi gördüyse; bizler de Tanrı’yı bir Efendi gibi görmenin yanı sıra, Baba gibi görebilmekteyiz. Kutsal Ruh, Tanrı ile bizlerin arasında hiçbir zaman Mesih’ten ayrı olarak elde edemeyeceğimiz bir yakınlık verir. Şunu diyebiliriz: Kutsal Ruh, Mesih’in olanı alıp bizlere verir. Oğul’un olanı alarak bizlere verir ki, bizler Mesih’in yaşayan benzerleri olabilelim.

 

Kısaca özetlemek gerekirse, İsa Mesih dünyaya geldiğinde tamamen Tanrı idi. Ama aynı zamanda bütünüyle de insandı. Tanrı önünde bizleri temsil edebilmesi için tamamıyla insan olması gerektiğini görmüştük. İnsan olduğu için de Kendisinin tamamen Kutsal Ruh ile dolu olması gerekiyordu, böylece hizmetini sadık bir şekilde sonuna kadar sürdürebilecekti. Kutsal Ruh’un, Mesih’in hizmeti boyunca O’nunla beraber olduğunu söyledik. Kutsal Ruh’un O’nu desteklediğini ve çarmıh üzerinde Tanrı’nın lanetinin ağırlığını hissederken O’nu taşıdığını öğrendik. Ve yine Kutsal Ruh’un gücü ile Mesih’in diriltildiğini okuduk. Mesih ile Kutsal Ruh birbirleriyle o kadar yakından ilişkilidirler ki, ölümden dirildiğinde ve Tanrı’nın sağına yüceltildiğinde almış olduğu aynı Kutsal Ruh’u bizlere de armağan olarak verişinden söz ettik. Kutsal Ruh ile Mesih’in hizmetinin birbiri ile çok yakından bağlantılı olduğunu söyledik. Kutsal Ruh’un hayatımızdaki hizmetinin, Mesih’in olanı alıp, bizlere ve hayatlarımıza vermek olduğunu öğrendik. Kutsal Ruh’un, İsa Mesih’ten bizlere gelen bir köprü olduğunu vurguladık. O’nun aracılığıyla Mesih’in tüm zenginliklerinin, bizlerin yaşamına dökülüşünden bahsettik. Ama Kutsal Ruh, aynı zamanda da bize ait olan şeyleri alarak Mesih’e verir.

 

Peki bunlar pratik olarak ne anlama gelir?

1-) İlk olarak Kutsal Ruh’un hizmeti, hiçbir zaman Mesih’in itaat yaşamından, çarmıhtaki ölümünden ve dirilişinden bağımsız olarak anlaşılamaz. Aslında bunu söylemekle, Kutsal Ruh öğretilerinden en önemlisinin birisine ulaşmış oluyoruz. Eğer bunu doğru şekilde anlamazsak Kutsal Ruh’un işleyişi kişilerden kişilere çok kolaylıkla değişkenlik gösteren ve belirli bir içeriği olmayan, nesnel bir deneyim olarak karşımıza çıkar. Eğer Kutsal Ruh’un hizmetini Mesih’in hizmetinden ayırmaya çalışırsak, Ruh’un hizmetinin içeriğini de değiştirmiş oluruz.

 

Bu durumda Hristiyan yaşantımız hiçbir şekilde tanımlanamayan, soyut, mistik bir deneyimden öte geçmeyecektir. Şayet Mesih’in hizmeti ortadan kaldırılırsa; Kutsal Ruh’un beraberinde çalışabileceği başka hiçbir şey kalmayacaktır. Ama Kutsal Ruh ile Mesih arasındaki ilişkiyi kavrarsak; Tanrı’nın kurtarış planının mantığını da anlamaya başarırız..

 

* Baba, Kendisine bir halk kurtarmayı hükmeder. Erkek ve kadınları, yeni ve kutsallaştırılmış insanlığın üyeleri olmaları için seçer.

 

* Oğul olan Mesih, Baba’nın isteğini yapmaya gelir. Bir insan olarak doğar ve Baba’nın planladığı bu itaatkar insan ırkının başı olarak dünyaya gelir. Ve Baba’nın seçmiş olduğu bu halk için doğruluğu, kutsallığı ve kurtuluşu elde etmeye gelir.

 

* Kutsal Ruh, İsa Mesih’in elde etmiş olduğu bu değerleri alarak; imanlıların hayatlarına uygular. Oğul’un yaptığı ve kazandıklarını alarak bunları Tanrı’nın halkına uygular.[9]

 

Bu nedenle Üç Kişi’de Bir olan Tanrı’nın amacının içerisinde bir Birlik vardır. Bu iş içerisinde Tanrı’nın doğasına uygun olan bir mantık da bulunur. Kutsal Ruh’un işleyişinde bir gizem elbette ki söz konusudur. Kutsal Ruh bizlerin planlarına, yollarına ve işleyiş şekillerine bağlı kalamaz. Bizlerin insansal kısıtlama ve yollarına bağlı değildir. Fakat tüm bunlara rağmen Kutsal Ruh’un hizmeti için “bilinemez” ya da “tahmin edilemez bir şeydir” diyemeyiz. Kutsal Ruh’un yaptığı her şeyin tek bir amacı vardır. Nedir o amaç? İsa Mesih’i yüceltmek ve yaptıklarını bizlerin yaşantısına uyarlamak...

 

Peki, Kutsal Ruh’un kilisede işlediğini nasıl bilebiliriz? O zaman kilisede, muhteşem bir şey mi oluyor? Kilisede iyileştirilmeler, şifalar olduğu için mi Kutsal Ruh’un çalıştığını düşüneceğiz?

 

Kutsal Ruh’un yaşamlarımızdaki işleyişini nerden bileceğiz? Herhangi bir güç belirtileri olduğu için mi Kutsal Ruh’un varlığını kabul ediyoruz?

Tabi ki böyle değil. Son yargı gününde birçok kişinin İsa’ya gelerek “Bizler Senin adınla peygamberlik yapmadık mı? Cinleri kovmadık mı? Mucizeler yapmadık mı?” diyeceklerini; ama İsa’nın: “Çekilin önümden. Ben sizi hiç tanımadım. Benden uzaklaşın” diye cevap vereceğini hatırlayınız (Matta 7:22-23).

 

Bu nedenle hiçbir zaman en muhteşem mucizeler bile Kutsal Ruh’un bir kilisede çalıştığının, kayıtsız şartsız doğru bir kanıtı olamaz. Bir yerde İsa Mesih, Kutsal Yazılarda açıklandığı şekliyle yüceltiliyorsa o yerde Ruh’un işlediğini bilebiliriz. Eğer tapınmanın odak noktası mucizeler değil de İsa Mesih ise, Kutsal Ruh’un orada işleyişinden emin olabiliriz. Daha da derine inersek aslında Kutsal Ruh, kutsallık ruhudur. Kutsal Ruh’un işlediği yerlerde kutsallık, yani İsa Mesih’e benzerlik de açık olarak görülecektir. Eğer bu yoksa bir şeyin Kutsal Ruh’un işi olduğunu iddia etmeden önce, çok tedbirli ve dikkatli olmalıyız. Bir şey ne kadar muhteşem olursa olsun, bu düşünce yapısına bağlı kalmalıyız.

 

Bunu daha kişisel bir boyuta indirgersek eğer Kutsal Ruh hayatımızda varsa ve çalışıyorsa, bu neye benzeyecektir? Arayacağımız ve bulacağımız şeyler aslında çok muhteşem belirtiler olmamalıdır. Şayet biz Rab’bin hizmetinde çalışıyorsak buna kanıt olması için başarı bile aramamız gerekmez.[10] Fakat aramamız gereken özellik şu olmalıdır: İsa Mesih’in ve O’nun doğruluğunun hayatlarımızda yüceltilip-yüceltilmediğine bakmak ve düşünmek...

 

Düşüncelerimizde daha fazla Mesih’e benziyor muyuz? Diğer insanlara karşı olan davranış ve düşüncelerimizde Mesih’e daha fazla benziyor muyuz? Tanrı’yı tüm canımızla, tüm yüreğimizle, gücümüzle ve benliğimizle seviyor ve komşularımızı da kendimiz gibi seviyor muyuz? Bazen bu gerçekler bizleri rahatsız edici bir konuma getirir. Zira çoğu zaman bizler ruhsallığımızı belirli alanlarda gösterdiğimiz başarılara göre tartmak isteriz. Şayet bir de Rab’bin hizmetinde çalışıyorsak bu özellik bizler için daha da doğru gibi görünebilir. Şöyle düşünebiliriz:

“Benim vasıtamla üç kişi iman etti. Demek ki ben Rab’de olgunlaşıyorum”

“Son 3 yılda kilisede hizmet eden pastör sayısı ikiye katlandı, demek ki biz, kilise olarak büyüyoruz.”

 

Fakat İsa Mesih ve Kutsal Ruh arasındaki yakın ilişkinin ışığı altında “Başarı kriteri başka yerde yatmaktadır” demek gerekir. Kişisel olarak kendimize şu soruyu sormalıyız: “İsa Mesih hayatımda giderek daha fazla yüceltiliyor mu?” Ama aynı zamanda bu bizlere büyük bir teşvik kaynağı olabilir. Zira yaşamlarımızda bazen Tanrı ile ileri bir adım atamadığımız fikrine kapılabiliriz. Teşviğimizin kırıldığı ve Kutsal Ruh’un nerede olduğunu merak ettiğimiz zamanlar olabilir. “Kutsal Ruh’un benimle olduğunu hissetmiyorum, yaşantımda çok sıra dışı şeyler olmuyor” diyebiliriz. Fakat geçen zaman sürecindeki ilerleyişlerimize baktığımızda Mesih’in hayatlarımızda giderek daha fazla yüceltildiğini anlayabiliriz. Güçlüklere ve teşviklerimizin kırılmasına rağmen Kutsal Ruh bizleri giderek daha fazla İsa Mesih’e benzer yapmaktadır. İşte Kutsal Ruh’un bizlerin içerisindeki hizmetini de bu kritere göre ölçmeliyiz.

 

2-) İkinci olarak Kutsal Ruh ile Mesih’in hizmeti arasındaki ilişki bizlere şunu gösterir: Kutsal Ruh’un hayatlarımızdaki varlığının en nihai amacı düşmüş insanlığımızı İsa Mesih’teki Tanrı benzeyişine tekrar ve tekrar yükseltmek, yenilemektir. Kutsal Ruh bizleri insanlıktan çıkaran ve insanlığın ötesine geçiren deneyimler vermek üzere hayatlarımıza girmez ve böyle şeyler yapmaz. Tam tersine Kutsal Ruh bizlere insanlığımızı geri verir. Adem’in günah işlemesiyle kaybettiğimiz insanlığı, yenilenmiş bir şekilde bizlere geri verir. Ne yazık ki bu aşamada Kutsal Ruh’un işleyişi hakkındaki çoğu düşüncelerimiz yanılgılarla doludur. Zira bizler çoğu zaman deneyimlerimiz ne kadar doğa üstü olursa Kutsal Ruh’un o kadar fazla çalıştığını düşünüyoruz. Bu nedenle de insanlığımızın ötesine ne kadar fazla geçersek Kutsal Ruh’un o derece fazla işlediğini sanıyoruz. Bu türlü yanlış fikirlere saplandığımızda Kutsal Ruh’un işleyişine karşı kapıldığımız izlenimler şöyle olur: Cinlerin çıkarılması esnasında olduğu gibi yere düşmek, yere kapanmak ya da kontrol edilemez kahkahalar atmak; hatta bazen insanların hayvan sesleri çıkarmak gibi...

 

Fakat İsa Mesih tam olarak bizleri insan doğamızın dışına çıkarmak için, insan olmadı. Tam tersine Tanrı’nın bizlere en başta verdiği insanlığı, yenilemek ve bütünlüğe ulaştırmak için insan olarak aramıza geldi. Aynı şekilde Kutsal Ruh da bizlerin hayatlarına geldiğinde insanlığımızı örtmez. Tersine bizleri tamamıyla insan olmaya ve tam olarak İsa Mesih’e benzeme yoluna geri koyar.

 

Adem bir insan olarak yaratılmıştı. Ve Adem’in yerini alan İkinci Adem ise İsa Mesih’ti.[11] Ve Kutsal Ruh da İsa Mesih’in bizler için kazandığı bu insanlığı bizlere vermeye gelmiştir. Yaratılışın en başından Kutsal Kitap’ın en sonuna kadar gördüğümüz nokta Tanrı’nın bizlere yönelik insanlığımızı geri verme planıdır.

 

Kutsal Ruh’un İşinin Başlangıcı

 

Kutsal Ruh hayatlarımıza hangi noktada girer? Birçok Hristiyan, Kutsal Ruh’un gerçek işlevinin Hristiyan yaşantımızın başında başlamadığını düşünür. Çoğu kişi ilk önce bir değiştirilme olayının gerçekleştiğini daha sonra da Ruh’un vaftizinin gerçekleştiğini düşünür. Ve Kutsal Ruh’un vaftizi aracılığıyla bir Hristiyanın bu güç kaynağına ulaşabildiğini sanır. Yani aslında çoğu insan bunu düşünmekle İsa Mesih’e iman etmek ve O’nunla birleşmek ile, Kutsal Ruh’un armağanını almak arasında bir ayrım yapmış olur. Bunun sonucunda da iki sınıf Hristiyan ortaya çıkar:

“Kutsal Ruh’a sahip olan ve Kutsal Ruh’a sahip olmayan Hristiyanlar...”

 

Peki bu karmaşaya nasıl bir cevap vermeli ya da tepki göstermeliyiz?

Galatyalılar 3: Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim büyüledi? İsa Mesih çarmıha gerilmiş olarak gözlerinizin önünde tasvir edilmedi mi? 2Sizden yalnız şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruh'u, Yasa'nın gereklerini yapmakla mı, yoksa duyduklarınıza iman etmekle mi aldınız? 3Bu kadar akılsız mısınız? Ruh'la başladıktan sonra şimdi insan çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz? 4Boş yere mi bu kadar acı çektiniz? Gerçekten boşuna mıydı? 5Size Kutsal Ruh'u veren ve aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasa'nın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor?

 

Pavlus’un bu mektubu yazmasının sebebi; Galatya kilisesinde insanların Hristiyan olabilmesi için Yahudi Yasalarını yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen bir öğretinin yayılmasından dolayıdır. Çok büyük önem taşıyan konu ise sünnet meselesidir. Buradaki düşünce İsa Mesih’e iman etmenin Hristiyan yaşantısı için yeterli olmayacağı görüşüdür.

 

Bu ayetlerde merkezi olan düşünceye dikkat edin (2. ve 5. ayetler). Yani “duyduklarınıza iman etmek” diğer bir deyişle burada merkezi olan bir düşünce, İsa Mesih’e ve O’nun çarmıh üzerindeki hizmetine dair olan bildiriye (Müjde) iman etmektir.

 

Bununla ilişkilendirilen kavram hangisidir? Bunu da yine 2. ve 5. ayetlerde görebiliyoruz: “Kutsal Ruh’u almak” İman ve Kutsal Ruh’u almak beraberce, el ele gitmektedir. Başka bir deyişle, Kutsal Yazıların bizlere açıkladığı biçimde İsa Mesih’e ve hizmetine iman ettiğimiz anda Kutsal Ruh’u alırız. Bunu söylemenin diğer bir yolu da Hristiyan yaşantısının Kutsal Ruh ile başladığını söylemektir. Yani Kutsal Ruh, bizler iman ettikten birkaç gün ya da bir kaç ay sonra gelmez. Tam tersine bizler Kutsal Ruh armağanını iman ettiğimizde alırız. Ve Kutsal Ruh’u aldığımız anda O’nu tam bir bütünlükle alırız.

 

Aslında bu kavramın en güçlü biçimde karşımıza çıktığı yer I.Korintliler 12. bölümdür:

12Beden bir olmakla birlikte birçok üyeden oluşur ve çok sayıda olan bu üyelerin hepsi de tek bir beden oluşturur. Mesih de böyledir. 13İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruh'ta vaftiz olduk ve hepimizin aynı Ruh'tan içmesi sağlandı.

 

Bu bölümdeki ayetler, Kutsal Ruh ile vaftiz olmakla alakalıdır. Bu nedenle çok yakından ilgilenilmesi gerekir. Pavlus şöyle der: “Bizler Kutsal Ruh’un vaftizi aracılığıyla tek bir Bedene alındık”

 

Yeni Ahit’teki su vaftizi kiliseye girişin bir sembolüdür. Su vaftizi mantıksal olarak nasıl Hristiyan yaşantımızın başında gerçekleşiyorsa aynı şekilde Kutsal Ruh vaftizi de Hristiyan yaşantımızın başında gerçekleşmektedir. Bu nedenle Kutsal Ruh vaftizi bizlere 1 ay, 1 yıl kadar sonra gelmez. Tersine, Kutsal Ruh bizlere Mesih’in Bedeninin değişmiş, yenilenmiş üyeleri olduğumuz anda verilir.

 

Bu ayetlerde kimlerin Kutsal Ruh vaftizini aldıklarına dikkat edin! “Hepimiz... Her birimiz Tek bir Ruh ile, Tek bir Beden’e vaftiz edildik” Yalnızca bazı Hristiyanlar değil ama Mesih’in Bedeninin her gerçek üyesi Ruh’u tüm bolluğuyla almıştır. Kutsal Ruh, iman eden herkese çok cömert bir şekilde verilmiştir. Toparlamak gerekirse Kutsal Ruh’un vaftizini iman ettiğimiz zamandan ayrı olarak, daha sonraki belli bir zamanda almayız. Mesih’le birleştirildiğimiz için; Kutsal Ruh armağanı bizlere verilir. Hatırlayınız, Kutsal Ruh ve Mesih o kadar yakından ilişkilidir ki; neredeyse, birini almakla diğerini de almak eşittir. Romalılar 8:9 ayetinde Pavlus diyor ki: “Eğer bir kimsede Mesih’in Ruh’u yoksa; o kimse Mesih’e ait değildir”

 

Yani bu da demektir ki, iki sınıf Hristiyan yoktur. Tek bir sınıf Hristiyan mevcuttur. O da, Ruhsal Hristiyandır (Mesih’in Ruh’unu almış kişi).[12] Kutsal Ruh’u almayan kişiler, en basit anlamda Hristiyan değillerdir. Bu nedenle herhangi bir kişi bize “Kutsal Ruh hayatlarınıza ne zaman girer?” sorusunu yönelttiğinde onlara verebileceğimiz yanıt şu olabilir: “Bizler değiştirilmiş Hristiyanlar olarak hayatımızın başlangıcında, iman aracılığıyla Mesih’le birleştirildiğimizde Kutsal Ruh’u alırız”

 

Bizler O’nunla paydaşlığa girdiğimizde; O’nunla bir olduğumuzda, Kutsal Ruh bizleri O’na benzer kılmak için hayatlarımıza gelir.

 

Bizler İsa Mesih’i hayatımızın bir noktasında kabul ettiğimizde iman ve Kutsal Ruh armağanı da aynı noktada başlar. Her ikisi de aynı anda gerçekleşir.

 

Sizce bunun sebebi ne olabilir? Bunun sebebi iman aracılığıyla İsa Mesih’le birleştirilmiş olmamızdır. İsa Mesih ile birlikteliğimizin otomatik sonucu olarak, Kutsal Ruh’un doluluğu ve bunun bizlere verilmesidir. Fakat Kutsal Kitap bizlerin bu noktadan bir adım daha ileri gitmemize izin verir. Kutsal Kitap’a göre Kutsal Ruh biz henüz iman etmeden önce bile, hayatlarımızda işler:

I.Korintliler 12:3 Bunun için şunu bilmenizi istiyorum: Tanrı'nın Ruhu aracılığıyla konuşan hiç kimse «İsa'ya lanet olsun!» demez. Kutsal Ruh'un aracılığı olmadan da hiç kimse «İsa Rab'dir» diyemez.

 

Pavlus burada Kutsal Ruh olmadan hiç kimsenin sözel olarak İsa Mesih’in Rab olduğunu söyleyemeyeceğini kast etmiyor. Çünkü kilisede İsa Mesih’i Rab olarak kabul ettiğini söyleyen bir çok kişilerin bulunduğunu fakat bu kişilerin İsa Mesih’e ait olmadıklarını Kutsal Yazılar bizlere gösteriyor. Pavlus burada Kutsal Ruh olmadan ses tellerimizi kullanamayacağımızı vurgulamıyor. Ama söylemek istediği şey, hiç kimsenin gerçek manada İsa Mesih’i Rab olarak ikrar etme aşamasına Kutsal Ruh’un yardımı olmaksızın gelemeyeceğidir. Bu nedenle bizler daha iman edip, Kutsal Ruh’un tüm doluluğunu almadan önce bile, O bizleri bu aşamaya getirebilmek için içimizde etkin olur. Bizlerdeki bu imanı yaratmak için zaten Kutsal Ruh çalışmaktadır.

 

İman aşamasına gelinceye kadar Kutsal Ruh bizleri bu noktaya getirebilmek amacıyla daha önceden işlemektedir. Başlangıçta gördüğümüz gibi Kutsal Ruh kaosa düzen getirebilmek için nasıl bir düzen içerisinde işlemişse (Tekvin 1:1-2), bizlerde de bu imanı yaratmak için işlemektedir. Kutsal Ruh, Yaratan Ruh’tur. Ve aynı zamanda da Yeniden Yaratan Ruh’tur. Bu nedenle Hristiyan yaşantısı en baştan beri bir Ruh yaşantısıdır.

 

Kutsal Ruh’un, Bizler İman Ettikten Sonraki İşlevi Nedir? İman etme esnasında böylesine merkezi olan işlevini kutsallaştırma[13] sürecinde de aynı merkeziyetçilik ile koruyor mu? Ya da şöyle mi söylemeliyiz? Tanrı’nın Kadir lütfu bizlere en başta yalnızca iman aracılığıyla mı veriliyor? Tanrı bize en başta karşılıksız ve hak edilmemiş olan Ruhunu armağan olarak veriyor. Daha sonra kutsallaşma olayına geldiğimizde insan çabamızla mı yürümemiz gerekiyor? Bu da kendimize sormamız gereken sorulardan biridir. Yani Kutsal Ruh’un tüm işlevi aklanma[14] olayından sonra bitiyor ve daha sonra kutsallaşma olayını biz mi yapıyoruz? Hayır, elbette ki böyle olmuyor. Çünkü Kutsal Ruh aklanma da olduğu kadar kutsallaşma için de gereklidir. Fakat uygulamaya geçtiğimizde Hristiyan yaşantımızı öncelikle kendi çabalarımıza, işlerimize bağlı olarak görürüz. Yaşantımızı sürdürürken kutsallığımız için Kutsal Ruh’un ne kadar Kutsal olduğunu unutarak işlerimiz üzerine yoğunlaşırız.

 

Galatyalılar 5: 13Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlüğünüz doğal benliğe fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin. 14Bütün Kutsal Yasa tek bir sözde özetlenmiştir: «Komşunu kendin gibi sev.» 15Ama birbirinizi ısırıyor ve yiyorsanız, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyesiniz! 16Şunu diyorum: Kutsal Ruh'un yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin arzularını asla yerine getirmezsiniz. 17Çünkü benlik Ruh'a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. İstediğiniz şeyleri yapmayasınız diye bunlar birbirine karşıttır. 18Ruh'un yönetimindeyseniz, Yasa'ya bağımlı değilsiniz. 19‑21Benliğin işleri açıktır. Bunlar cinsel ahlaksızlık, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgınca eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı'nın Egemenliğini miras alamayacaklar. 22‑23Ruh'un meyvesi ise sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. 24Mesih İsa'ya ait olanlar, doğal benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir. 25Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruh'un izinde yürüyelim. 26Boş yere övünen, birbirlerine meydan okuyan, birbirlerini kıskanan kişiler olmayalım.

Bu bölüm biraz zor olsa da Hristiyan yaşantımızın merkezinde yatan bir bölüm olduğundan üzerinde düşünülmesinde yarar vardır. Aslına bakılırsa her birimizin gündelik yaşantısını nasıl sürdürdüğünü etkileyen bir bölümdür. Bu ayetlerde karşılaştığımız ilk şey Kutsal Ruh ile benlik arasındaki çatışmadır. Bunu 16. ve daha sonraki ayetlerde görebiliriz. Ayetin burada kullandığı ‘Benlik’ kelimesine baktığımızda benliğimize uyarak yaşamamız ile bedende yaşamamızın aynı şey olmadığını görürüz. Benliğe göre yaşamak; kendimiz etrafında dönen bir hayat sürdürmektir. Kendimiz etrafında odaklanmak ve böyle yaşamaktır. Bir Hristiyan için benliğin işlerini yapması demek; Hristiyan hayatını kendi işleri ile sürdürmeye çalışması demektir. Yani kendimizin daha kutsal ve itaatkar olması için, kendi gücümüzle çabalamak anlamına gelir.

 

İçimizden kaç kişi herhangi bir sabah kalkarak; “Bugün daha iyi bir Hristiyan olacağım” ya da “Bugün daha itaatkar olmayı seçiyorum” dedi [ya da diyebildi]. Eğer böyle bir şey yaptıysak; demek ki o noktada benliğimize göre yürüdük. Hristiyan yaşantılarımızı bu şekilde sürdürmenin sonuçları nelerdir? 15. ayet bunun sonuçlarının ne olduğunu söylerken ‘Birbirinizi ısırmak ve yok etmek’ terimlerini kullanıyor. 26. ayette ‘Kıskanmak, birbirine meydan okumak ve övünmek’ ifadelerine yer veriliyor.

 

Bu ayetlerde gösterilen özelliklerle “bugün ben daha iyi bir Hristiyan olacağım” düşüncesi arasında çok mantıklı bir ilişki vardır. Eğer bizler Hristiyan yaşantımızı kendi gücümüzle sürdürmeye çalışıyorsak tüm dikkatimizi kendimiz üzerine çevirmişiz demektir. Zira bu çabayı ortaya koyan bizleriz. Bu yüzden de tüm yücelik ve övgü bizlere verilmelidir. Şayet gerçeklerle yüzleşecek olursak Hristiyan yaşamımızı çoğu zaman böyle sürdürdüğümüzü fark edebiliriz. 19. ve 21. ayetlerin bahsettiği ‘benliğin işleri’ ile bunlar kast edilmektedir: Cinsel ahlaksızlıktan, pislikten ve sefahatten...

 

Peki bu ayetler Hrisytiyan yaşantısından bahsederken bu özellikleri neden ortaya koyuyor? Çünkü kendi gücüne göre yaşamaya çalışan bir Hristiyan bu gibi benliğin işlerini ortaya çıkarabilen güç kaynağından çabalarını sürdürmeyi bekliyordur. Galatya kilisesine sokulmaya çalışılan yanlış öğretide Mesih’teki olgunluğun sünnet olmak ve Yasa’yı yerine getirmekle elde edilebileceği düşünüyordu.

Galatyalılar 3:5 ayetinde Size Kutsal Ruh'u veren ve aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasa'nın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor?

 

Bu ayetin anlatmak istediği şey Hristiyan yürüyüşümüzü yerine getirdiğimiz kurallara göre ölçmek ile benliğe göre yürümek eş anlamlıdır. Her ne kadar bu kurallar çok ruhsal gibi gözükse de gerçek her zaman yerini korumaktadır.

 

Bunun sonucu olarak hayatımızı bu şekilde sürdürüyorsak sözde itaatkarlığımızla, benliğin işleri ile ilgili açıklanan özellikler arasında pek bir fark yoktur. Hristiyanlar olarak bu bizi şaşırtabilir. Hatta şok bile edebilir. Ama Hristiyan yaşantımızı her seferinde daha sıkı, daha iyi şeyleri yapmak üzere çabalıyorsak o takdirde yalnızca içimizdeki günahlı doğamızı ortaya çıkarmış oluruz.

 

Kolose kilisesi, Galatya kilisesinin içinde bulunduğu benzer bir durum içindeydi. Kolose kilisesine de aynı öğreti aşılanmaya çalışılmaktaydı. Yani ruhsal anlamda olgun olmak istiyorlarsa belirli törenleri ve uygulamaları yerine getirmeleri söyleniyordu. Fakat Pavlus’un bu uygulamalar hakkında ne söylediğine dikkat edin:

Koloseliler 2: 20‑21Mesih'le birlikte ölüp dünyanın temel ilkelerinden kurtulduğunuza göre, dünyada yaşayanlar gibi niçin, «Şunu tutma», «Bunu tatma», «Şuna dokunma» gibi kurallara uyuyorsunuz? 22Bu kuralların hepsi, kullanıldıkça yok olacak nesnelerle ilgilidir; insanların buyruklarına ve öğretilerine dayanırlar. 23Kuşkusuz bu kuralların uydurma dindarlık, sahte alçakgönüllülük ve bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır; ama doğal benliğin düşkünlüğünü önlemekte hiçbir yararları yoktur.

 

Belki Kolose kilisesindeki sapkın öğreti ile Galatya kilisesindeki öğreti arasında az da olsa bir farklılık vardı. Çünkü Pavlus burada insan yasalarından ve ilkelerinden bahsediyor. Buna karşın Galatya kilisesi Tanrı tarafından verilmiş Yahudi Yasa’sına göre hareket etmeye davet edilmekteydi. Ama sonuçta karşımıza çıkan olayda durum şudur: Dışsal ilke ve prensipleri izlemek, bunları yerine getirmeye çalışmak ve Hristiyan yaşamımızda ruhsal hayatımız için bunları çok önemli addetmek bizlere çok ruhsalmış gibi gelebilir. Fakat bu kuralların hepsi gerçek kutsallaşma için, sahip olunması gereken herhangi bir değerden yoksundurlar.

 

Neden? Çünkü dışsal ilkelere uymak hiçbir zaman problemin köküne inmeye yardımcı olmaz. Kutsallaşma süreci içerisinde karşılaşılan en büyük problem Tanrı için yaşamak yerine sürekli kendimiz için yaşamaktır. Eğer içinde bulunduğumuz öfkeyi, kini, intikam duygusunu, şehveti diğer insanlara karşı takındığımız tavırları ve diğer günahlı arzularımızın altını eşelersek daha farklı bir problem çıkacaktır. Altta yatan problem Tanrı için yaşamak istemeyişimizdir. Bizler belirli kuralları uygulamaya çalışarak hiçbir zaman Kutsal Ruh’a bağlı hale gelemeyiz. “İşte bunu böyle yapacağım, bunu da yapmamalıyım” demek, bizlere güç veren Tanrı’ya bizi daha fazla bağımlı kılamaz.

 

Bunun tam karşıtı nedir? Bunu Galatyalılar 5:16 ayeti Kutsal Ruh ile yürümekle benliğin işlerini yapmamak arasında bir bağlantı kuruyor. Ayet burada Ruh’un denetiminde yaşarsak, benliğin arzularını asla yerine getirmeyeceğimizi hatırlatıyor. Ruh ile yürümek ya da Ruh’un denetiminde olmak ne anlama gelir? Bunu iyi anlamak için Mesih’in hizmeti ile Kutsal Ruh’un hizmeti arasındaki ilişkiyi anlamak gerekecektir. Hatırlayacaksınız, Kutsal Ruh’un görevi, Mesih’e ait olanları alıp, bizlerin hayatlarına uyarlamaktı. Eğer bu gerçekse; Kutsal Ruh’ta yürümek, İsa Mesih’e olan imanımızla ilişkili olacaktır:

Koloseliler 2: 6O halde Rab Mesih İsa'yı nasıl kabul ettinizse, öylece O'nda yaşayın. 7Şükranla dolup taşarak O'nda köklenin ve gelişin, size öğretildiği gibi imanda güçlenin.

 

Hristiyanlar olarak nasıl olgunlaşırız? 6. ayet bu soruya “İsa Mesih’i kabul ettiğimiz gibi yaşamakla” şeklinde cevap vermektedir. Öyleyse Mesih’i nasıl kabul ettik? Yeteri kadar iyi işler yaptığımızdan ötürü mü ya da kendimizi Tanrı önünde sunulabilir şekle getirmek için yeteri kadar iyileştirdiğimizden ötürü mü? Elbette Hayır!

 

Fakat tam tersine bizler İsa’yı, kendi günahlılığımızı fark ederek; günahımızın ve kötülüğümüzün bilincine vararak ve kendi kendimize hiç bir iyilik yapamayacağımızı bildiğimiz için kabul ettik. Günahlarımızdan tövbe ettik. Daha sonra imanımızı ve güvenimizi İsa Mesih üzerine koyduk. Yani tövbe ve iman ile yaşamaktayız. İşte burada ayetin tam olarak söylemek istediği şey, Hristiyanlar olarak İsa Mesih’i kabul ettiğimiz gibi O’nda olgunlaştığımızdır. Yani sürekli bir tövbe ve İsa Mesih’e olan güven duygusuyla olgunlaşırız. 7. ayette bu gerçek tekrar karşımıza çıkıyor: Bizler İsa Mesih’te gittikçe daha da köklenerek, bina edilerek ve O’na olan imanımızda güçlendirilerek, olgunlaşırız.

 

Bu nedenle iman etme anında olduğu gibi, Hristiyanlıkta olgunlaşmak da sürekli bir tövbe tavrıyla gerçekleşir. Yani bir başka deyişle bu, kendi günahlılığımızı ve umutsuzluğumuzu anlayıp çözüm için İsa Mesih’e bakarak olgunlaşır, Mesih’le birlikte yürüyebiliriz. İşte bu yüzden Galatyalılar Mektubu hayatlarını kendi çabalarıyla mükemmelleştirmeye çalışan insanlara bu denli karşı çıkıyor. Diyor ki: “Siz en başta Ruh ve imanla başladınız. Ama şimdi bunu iyi işlerinizle bitirmeye çalışıyorsunuz” Çünkü Hristiyan yaşantımızda hiçbir zaman kendi gücümüzle elde edilebilecek nitelikler bizleri motive eden şeyler olamaz. Hristiyan yaşamımızdaki çekiş gücü şudur: artarak devam eden İsa Mesih olan bağlılığımızda, şükran duygularımızda büyümek; günahlarını fark etmek. Kutsal Ruh aracılığıyla İsa Mesih’e olan bu bağlılığımızda olgunlaşmak, Galatyalılar 5. bölümde bahsedilen Kutsal Ruh’un meyvelerini vermek kavramı ile aynı anlamdadır:

Galatyalılar 5:22-23 Ruh’un meyvesi ise sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur.

 

‘Meyve’ kelimesi tanım olarak ağacın kendisinin belirli bir çabayla, emekle ortaya koyduğu bir şey değildir. Bir elma ağacı kendi kendine düşünüp “Bugün daha fazla elma yapacağım” diyerek daha fazla meyve ortaya çıkaramaz. “Ben bugün tüm çabamı elma yapmaya harcayacağım ve ortaya daha fazla elma çıkaracağım” diyemez. Bir elma ağacı, meyvesini elma olarak verir. Çünkü meyvesini elma olarak vermek onun doğası gereğidir.

 

Aynı şekilde Ruh’un meyveleri, “Ben bugün daha şefkatli ve sevecen olacağım!” demekle ortaya çıkmaz. Şunu da hepimiz biliyoruz ki, bir sabah kalkıp “Ben bugün çok sevinçli olacağım!” demekle de hiçbir zaman o sevinç oluşmaz. Fakat tam tersine Ruh’un meyveleri hayatlarımızda yalnızca kendimize bağlanmaktan vazgeçmeye çalıştığımızda ortaya çıkmaktadır. Ve bizler İsa Mesih’e ve O‘nun doğruluğuna daha fazla baktığımızda bu meyveler gittikçe büyüyecek ve Ruh’un meyvesi ortaya çıkacaktır. Çünkü Kutsal Ruh bizde vardır. Kutsal Ruh’un görevi bizlerin içinde Mesih’i var etmektir. İşte bu nedenle gözlerimizi İsa Mesih’e ve O’nun yaptıklarına odakladığımızda Kutsal Ruh, bu meyveleri içimizde var eder.

 

Kendimize güvenmekle başlıyoruz. Diyoruz ki: “Bugün ben daha iyi olacağım” Böylelikle de kendimizin daha iyi olabileceğimize güveniyoruz. Bu amaç da kendi benliğimizle güçlendiriliyor. Sonuçta da kendi benliğimizin işleri ortaya çıkıyor. Biraz geri çekilip şöyle düşünebiliriz: “Tabi ki bu işin, böyle olması gerekir” Çünkü yalnız benlikle başlayan ve benlikle güçlendirilen bir şey; ancak ve de ancak benlikle sonuçlanabilir. Başka bir olasılık yoktur.

 

Buna karşılık Kutsal Kitap’ın bizlere gösterdiği şey, Mesih’e imanla başlamaktır. Yani “Ben bunu yapabilirim” demek yerine “ben bunu yapamam!” demekle başlamak ve imanla Mesih’e bakmaktır. Bu da Kutsal Ruh’un varlığı ve işleyişiyle güçlendiriliyor. Sonuçta da Ruh’un meyvesi oluyor.

II.Korintliler 3: 12Böyle bir ümide sahip olduğumuz için büyük cesaretle konuşabiliriz. 13Yüzündeki parlaklığın giderek söndüğünü İsrail oğulları görmesin diye yüzünü peçeyle örten Musa gibi değiliz. 14İsrail oğullarının zihinleri körleşmişti. Bugün bile Eski Ahit’i okudukları zaman zihinleri aynı peçeyle örtülü kalıyor. Çünkü bu peçe yalnız Mesih aracılığıyla kalkar. 15Ne var ki bugün bile, Musa'nın yazıları okundukça bir peçe yüreklerini örtüyor. 16Oysa ne zaman birisi Rab'be dönerse, o peçe kaldırılır. 17Rab Ruh'tur ve Rab'bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. 18Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab'bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O'na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.

 

Ayetin ortaya attığı bu fikir oldukça yoğun bir düşünce biçimidir: Eski Ahit’te Musa, Rab ile konuşmaya gittiğinde O’nun yüzüne bakıyordu. Ve Musa’nın yüzü, bu karşılaşmadan ötürü değişiyordu. Çıkış 34. bölümde okuduğumuz gibi Rab ile geçirdiği o kadar günden sonra, Musa’nın yüzü parlıyordu. Aslında burada anlatılmak istene şey, Hristiyanlar olarak bizlerin Kutsal Ruh aracılığıyla çok daha yüce bir yolla değiştirildiğimizdir. Bu değişim de Rab’bimiz İsa Mesih’e, iman aracılığıyla baktığımız sürece gerçekleşir. 18 ayette: “biz hepimiz peçesiz bir yüzle Rab’bin yüceliğini görerek (yansıtarak)” diyor. Yani bir aynaya bakmak ve Rab’bin yüceliğini yansıtarak gibi bir anlam içeriyor. Yani aslında bizler Mesih’e baktığımızda adeta Tanrı’nın yüceliğini gösteren bir aynaya bakıyoruz ve baktığımız sürece de o görüntüye benzemek üzerek değiştiriliyoruz.

 

İsa Mesih, Tanrı’nın yüceliğinin bir aynasıdır. Ve Tanrı'nın yüceliği Mesih’in içinde yansır. Bizler de Mesih’e baktığımızda O yüceliği görürüz. Fakat aynı zamanda bu bir ayna olduğundan bu görkem aynadan da bize yansır. Bu görkem bize yansıdığı sürece biz de değişiriz [değiştiriliriz]. İşte bu da içinde bulunabileceğimiz en önemli eylemdir. Hristiyanlar olarak yapabileceğimiz en önemli şey iman aracılığıyla gözlerimizi Mesih’e dikmektir. İşte gün be gün gözlerimizi O’na çevirerek yaşam için gerekli olan gücü bulabiliriz. Ve yine O’nun üzerinde yoğunlaşarak, O’na iman aracılığıyla bakarak, Ruh’un  meyveleri hayatlarımızda daha çok görünür olabilir. Bu nedenle Ruh ile yürümek demek; Müjde’nin gerçeğinin hayatlarımızda daha çok oturması ve köklenmesi demektir.

 

Kutsal Ruh’un Bizde Çalışma Yolu

 

Kutsal Ruh, Mesih’e olan bakışımızı bizlerin yaşantılarında meyve vermek için kullanır. Fakat “İsa Mesih’e bakmak” tam olarak ne anlama gelir? Ve bunu gerçekten nasıl yapabiliriz? Tanrı’nın lütunun bize verilmesi için Kutsal Ruh’un kullandığı beş yola bakalım:

 

1. Kutsal Kitap'ı çalışmak

Neden böyle söylüyoruz? Çünkü yalnız Kutsal Kitap’a baktığımızda İsa Mesih ile yüz yüze gelebiliriz. Bizler Kutsal Kitap'ı okuduğumuzda İsa Mesih’in merhametini ve sevgisini görebiliyoruz. Kutsal Kitap’ı okudukça O’nun ruhsal karakteri ile karşılaşıyoruz, İsa Mesih’in çarmıhtaki lütuf hizmetini görebiliyoruz. Yine Kutsal Kitap’ı araştırdığımızda Kutsal Ruh’un gücünü fark edebiliyoruz. Ve O’nun Kutsal Ruh ile bizlerin yaşantısında olduğunu anlayabiliyoruz. Bu nedenle Kutsal Kitap’ı çalışmak, araştırmak Mesih’in lütfunu almamızın ilk yoludur.

 

2. Dua:

Çünkü bizler dua aracılığıyla görkemli olan Tanrı ile yüz yüze geliyoruz. Eğer Eski Ahit’teki örneğe geri dönecek olursak, Musa’nın Tanrı ile konuştuğu zamanda yüzünün parladığını hatırlayın. İşte bu deneyim ve karşılaşma sonucunda Tanrı’nın görkemi Musa’ya aksetmişti.

 

Aynı şekilde bizler de dua ile Tanrı’nın karşısına çıktığımızda Kutsal Ruh bu karşılaşmayla bizleri Mesih’in benzerliğine dönüştürmek için kullanır. Özellikle dua esnasında bizler Tanrı’ya olan mutlak bağımlılığımızı en derin bir şekilde anlayabiliriz. Bizler dua ettiğimizde; Tanrı’nın yüceliğine ve büyüklüğüne bakarak karşısında durup şöyle deriz: “Biz zayıfız ve Sana ihtiyacımız var”

 

Dualarımızda Tanrı’ya yaptığı tüm işleri ve kurtarışı için övgüler sunarız. O’nun yüceliğine bakıp bunda seviniriz; O’nu över ve yüceltiriz. Çünkü O; Kadir, güçlü ve merhametli bir Tanrı’dır. Bizlere Mesih aracılığıyla verdiği doğruluk için O’nu yüceltiriz. Aslında bu da bizlere dua hakkında birçok şey söyler. Zira dua, Tanrı’nın karşısına giderek bizlere nelerin gerekli olduğunu sıralamak değildir. Fakat duanın ilk manası; Tanrı’nın önüne gelmek ve O’nunla buluşmaktır.

 

3. Söz’ün vaaz edilmesi

Westminster Kısa İlmihal 89. Söz, kurtuluş için nasıl etkin kılınır?

Tanrı'nın Ruhu, Söz'ün okunmasını özelliklede vaaz edilmesini, günahkarları günah hakkında ikna etmede ve onları imana getirmede, onları kutsallık ve tesellide geliştirerek iman aracılığıyla kurtuluşa götürmede etkin bir yol kılar.

 

Büyük ihtimalle her birimiz bu deneyimi yaşadık. Belki bazı zamanlarda Kutsal Kitap’tan belirli bölümleri okuduğumuzda bu bölümler belli bir anlam ifade etti. Fakat Pazar günü kiliseye geldiğimizde pastörün o bölümü vaaz etmesi ve açıklaması yüreğimizin bu ayetleri daha çok kavramasına ve dolmasına neden oldu. Yeni Ahit’te Söz’ün vaaz edilmesinin bizi kurtardığı ifadesinin geçmesi çok ilginçtir:

I.Petrus 1: 23 Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı'nın diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz.

24-25 Nitekim,"İnsan soyu ota benzer,

Bütün yüceliği kır çiçeği gibidir.

Ot kurur, çiçek solar,

Ama Rab'bin sözü sonsuza dek kalır."

İşte size müjdelenmiş olan söz budur.

 

Ayet açıkça “Bizler Tanrı’nın Söz’ü ile yeniden doğduk” diyor. Bu Söz, elçiler tarafından bildirilen Tanrı’nın Sözüdür (II.Petrus 1:17-21). Diğer bir deyişle Kutsal Ruh, o elçilerin Söz’ü vaaz edişlerini alarak insanların yüreklerini açmak için, bir araç olarak kullandı. Bu da bizlere, Söz’ün vaaz edilmesi konusunda bir şey söyler: Eğer Söz’ün vaaz edilişi Kutsal Kitap’a dayanıyorsa o zaman bu vaaz, Kutsal Ruh’un bizlere bu lütfu vermesinde kullandığı bir araçtır. Çünkü değiştiren, yenileyen vaaz, kendi düşüncelerimizin vaaz edilmesi değildir. Yenilik getiren vaaz, Kutsal Kitap’ın açıklanması ve bizlerin hayatlarına uyarlanmasıdır. Tanrı’nın kendilerini hizmete çağırdığını düşünen kişiler, bu gerçeği ve Kutsal Kitap’ı iyi çalışmanın önemini iyi kavramalıdır.

 

4. Sakramentlere katılmak

Bu biraz sizlere garip gelebilir. Fakat hatırlanması gereken şey şudur ki, sakramentler insan fikirleri değildirler. İsa Mesih’in çok kesin buyruğu şöyleydi: “Gidin... vaftiz edin!”  ve  “Ben tekrar gelinceye kadar, bunu yapın” Bunun arkasındaki mantık sizce nedir? Aslında sakramentlerin amacını yanlış anlamak çok kolaydır. Çoğu zaman bizler Mesih’in uğrumuzda yaptığı şeyleri hatırlamak için sakramentleri yerine getiririz. Ve vaftiz de çoğu zaman bizlerin Mesih’e olan adanmışlığının bir işareti olarak görülür. İsa Mesih, Rab’bin Sofrasını ilk kez yaptığında; bunun nasıl gerçekleştiğini hatırlayın: Ekmeği dağıtan Kişi, Kendisiydi. Kaseyi veren de Kendisiydi. Dedi ki: “Bu, sizin için dökülen kanımdır. Ve bu, sizin için kırılan Bedenimdir. Size bunu veriyorum. Öyle ki, çarmıhta sizin için yaptıklarımı; sizlere hatırlatabileyim” Bizler Kutsal Sofradan pay aldığımızda; Tanrı’nın Mesih’teki lütfu bizlere hatırlatılıyor demektir. Yani Rab’bin Sofrası aracılığıyla Kutsal Ruh bizlerin içinde bu lütfu var eder.[15]

 

5. Mesih’in bedeninde paydaşlıkta olgunlaşmak

Kutsal Ruh sevgisini, yüreğimize dökmüştür. Bunu neden yapmıştır? Öyle ki bu sevgi bizden geçip diğerlerine ulaşsın. Ve bunu özel olarak Kendi Bedenindeki diğer üyelere de akması için böyle yapar. Tanrı bize olan sevgisini tam olarak nasıl gösteriyor? Sevgisini, kardeşlerimizin içine dökerek ve bu kardeşlerin de aynı sevgiyi bizlere göstermesi aracılığıyla bunu yapıyor. Bu nedenle I.Yuhanna mektubunda şöyle diyor:

4:12 Hiç kimse hiçbir zaman Tanrı'yı görmüş değildir. Ama birbirimizi seversek, Tanrı içimizde yaşar ve sevgisi içimizde yetkinleşmiş olur.

4:20 "Tanrı'yı seviyorum" deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı'yı sevemez.

 

Bir başka deyişle söylemek istediği şey Mesih’i sevmenin bir yolu kardeşlerimizi sevmektir.

Bu nedenle Mesih’in Bedeni içinde olanları sevmek Kutsal Ruh’un bu lütfu bize vermesinde kullandığı bir araçtır.

 

Bu beş noktanın her biri gereklidir. Eğer bunlardan herhangi birini çıkaracak olursak Hristiyan yaşantımız içindeki dinamikliği kaybedecektir. Bu maddelerden herhangi birini çıkardığımızda Mesih’e olan sevgimiz gittikçe azalacaktır. Ama aynı zamanda bu beş maddenin her birinin içinde belirli tehlikeler mevcuttur. Çünkü şöyle düşünebiliriz: “Eğer ben her gün 10 dua edersem lütufta olgunlaştığımı biliyorum” ya da “Kutsal Kitap’ı belirli zamanlarda okuduğumuzda lütufta olduğumuzdan emin olabiliriz” Bu sefer her bir madde kendi başına bir amaç olacak ve kendi benliğimize güvenmemize sebebiyet verecektir. Bu nedenle unutmamamız gereken şey şudur: Bunların hepsi İsa Mesih’in lütfu ile karşılaşmamızı sağlayan birer araçtırlar. Dua, tek başına dua etmek değildir. Tersine dua ettiğimiz an Tanrı ile karşılaşmamızın gerçekleştiği andır.

 

ÖZETLERSEK: Kutsal Ruh’un amacı Mesih’in görevinden bağımsız bir şey yaratmak değildir. Kutsal Ruh’un görevi Mesih’in doğruluğunu bizlerin yaşantılarına uyarlamaktır. Bu nedenle de Kutsal Ruh ile dolu olmaktan ve Ruh’un meyvelerini vermekten bahsettik. Bunun anlamı da giderek; Mesih’te daha fazla köklenmektir. Kutsal Ruh ile dolu olmak demek; bulunduğumuz her koşulda İsa Mesih’e güvenmek demektir. Kutsal Ruh ile dolu olmak; her koşulda Mesih’e bakmak demektir. Bunu yaptığımız sürece Kutsal Ruh bu bakış olayını O’na daha fazla benzememiz için kullanır. Bu nedenle içerisinde daha fazla olmasına çağrıldığımız kutsallaşma kendi başımıza başardığımız bir şey değildir. Tersine Kutsal Ruh, Mesih’in kutsallığını ve mükemmelliğini hayatlarımıza uyarlar. Kutsal Ruh bizlere her gün, kendi gücümüzle yaşamadığımızı hatırlatır. Ve içimizde yaşayan Kutsal Ruh’un gücü ile kutsallıkta ve yetkinlikte gelişiriz.

I.Selanikliler 5: 23Esenlik kaynağı olan Tanrı'nın kendisi, sizi tümüyle kutsal kılsın. Ruhunuz, canınız ve bedeniniz, Rabbimiz İsa Mesih'in gelişinde eksiksiz ve kusursuz bulunmak üzere korunsun. 24Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir ve bunu yapacaktır.

 

Yani bizleri kutsallaştıran Tanrı’nın Kendisidir. Mesih’in gelişi için bizleri koruyan Kendisidir.

 

Kutsal Ruh’un Armağanları

 

Şimdi bu armağanlar hakkında genel bir temel oluşturmak için Kutsal Ruh’un bu armağanları vermekteki amacına bakmalıyız. Çoğu zaman bu noktada hataya düşüyoruz.

a-) Kutsal Ruh’un Armağanlarının Amacı:

 

I.Korintliler 12: Ruhsal armağanlara gelince, kardeşlerim, bu konuda bilgisiz kalmanızı istemem. 2Bilirsiniz ki, siz putperestken şöyle ya da böyle saptırılıp dilsiz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz. 3Bunun için şunu bilmenizi istiyorum: Tanrı'nın Ruhu aracılığıyla konuşan hiç kimse «İsa'ya lanet olsun!» demez. Kutsal Ruh'un aracılığı olmadan da hiç kimse «İsa Rab'dir» diyemez.

 

4Çeşitli ruhsal armağanlar vardır, ama Ruh birdir. 5Çeşitli görevler vardır, ama Rab birdir. 6Çeşitli etkinlikler vardır, ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrı'dır. 7Herkesin ortak yararı için herkese Ruh'u belli eden bir yetenek veriliyor. 8‑10Ruh'un aracılığıyla birine bilgece konuşma yeteneği, bir diğerine aynı Ruh'tan bilgi iletme yeteneği, birine aynı Ruh'la iman, bir diğerine aynı Ruh'la hastaları iyileştirme gücü, birine mucizeler yapma gücü, birine peygamberlikte bulunma, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli dillerde konuşma, bir diğerine de bu dilleri çevirme yeteneği veriliyor. 11Bunların hepsini etkin kılan bir ve aynı Ruh'tur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır.

 

12Beden bir olmakla birlikte birçok üyeden oluşur ve çok sayıda olan bu üyelerin hepsi de tek bir beden oluşturur. Mesih de böyledir. 13İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruh'ta vaftiz olduk ve hepimizin aynı Ruh'tan içmesi sağlandı.

 

14İşte beden bir üyeden değil, birçok üyeden oluşur. 15Eğer ayak, «El olmadığım için bedene ait değilim» derse, bu onu bedenden ayırmaz. 16Eğer kulak, «Göz olmadığım için bedene ait değilim» derse, bu onu bedenden ayırmaz. 17Bütün beden göz olsaydı, nasıl işitebilirdi? Bütün beden kulak olsaydı, nasıl koklayabilirdi? 18Gerçekte Tanrı, bedenin her bir üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. 19Eğer hepsi tek bir üye olsaydı, beden ne olurdu? 20Gerçekte çok sayıda üye, ama tek bir beden vardır. 21Göz ele, «Sana ihtiyacım yoktur!» ya da baş ayaklara, «Size ihtiyacım yoktur!» diyemez. 22Tam tersine, bedenin daha zayıf görünen üyeleri vazgeçilmezdir. 23Bedenin daha az değerli saydığımız üyelerine daha fazla değer veririz. Böylece gösterişsiz üyelerimiz daha gösterişli olur. 24Gösterişli üyelerimizin özene ihtiyacı yoktur. Ama Tanrı, değeri az olana daha çok değer vererek bedende birliği sağladı. 25Öyle ki, bedende ayrılık olmasın, ama üyeler birbirini eşit şekilde gözetsin. 26Eğer bir üye acı çekerse, bütün üyeler birlikte acı çeker; bir üye yüceltilirse, bütün üyeler birlikte sevinir.

 

27Sizler Mesih'in bedenisiniz, ayrı ayrı da bu bedenin üyelerisiniz. 28Tanrı, inanlılar topluluğunda başta elçileri, ikinci olarak peygamberleri, üçüncü olarak öğretmenleri, ardından mucize yapanları, hastaları iyileştirme gücü olanları, başkalarına yardım edenleri, yönetme yeteneği olanları ve çeşitli dillerde konuşanları atadı. 29Hepsi elçi mi? Hepsi peygamber mi? Hepsi öğretmen mi? Hepsi mucize yapar mı? 30Hepsinin hastaları iyileştirme gücü var mı? Hepsi bilmediği dillerde konuşabilir mi? Hepsi bu dilleri çevirebilir mi? 31Ama siz daha üstün armağanları gayretle isteyin. Şimdi de size en iyi yolu göstereyim.

 

Bu bölümdeki ayetler konuya daha sistematik olarak değinmektedir. Pavlus bu mektubu yazarken Korint kilisesinde çok önemli bir sorunla karşı karşıya kalmıştı. Bazı insanlar Kutsal Ruh’un birtakım armağanlarını kendilerini daha büyük göstermek amacıyla kullanıyorlardı. Özellikle de “bilinmeyen dillerde konuşma armağanı” üzerinde odaklanılıyordu. Kişiler, bu armağanı olan kimselere bakarak: “Bu armağan, daha derin bir ruhsallığın kesin belirtisidir” diyorlardı. İşte, Kutsal Ruh’un armağanlarının yanlış kullanılmasının karşımıza çıktığı bir ortamda bu ayetler yazılmıştı. 12. bölümdeki ayetlerin özellikle ortaya koyduğu üç noktayı şöyle belirleyebiliriz:

 

1-) Pavlus’un armağanlar üzerine verdiği öğretiş, Mesih’in Bedeninin Birliği ve bina edilmesi bağlamı içerisinde bizlere sunulmaktadır. Yani bir başka deyişle; Kutsal Ruh’un armağanlarının amacı, Bedenin birleştirilmesi ve bina edilmesi içindir.

 

Ruh’un armağanları neden verilmiştir? Bu armağanların kişinin kendi yararına kullanılmasına yönelik verilmediğine dikkat edin. Kutsal Ruh’un armağanları, belirli kişilere değil; Mesih’in kilisesinin bütün üyelerine, kilisenin bina edilmesi için verilmiştir. Bu nedenle Ruh’un armağanları Bedenin Birliği üzerinde çok durmaktadır (4. ve 6. ayetler). Bu bölüm farklı özellikteki armağanlardan bahsederken aynı zamanda şunu da açıkça gösteriyor: “Birçok farklı armağanlar olmasına rağmen; Tek bir Ruh, Tek bir Rab ve tüm bunların hepsini etkin kılan Tek Bir Tanrı’dır”

 

Tüm bunları veren tek bir Tanrı vardır. Bu nedenle tüm bu armağanların verilişinde tek bir amaç olmalıdır. Kutsal Ruh bir kimseye “bilinmeyen dillerle konuşma” armağanını başka bir sebep, bir diğerine de “vaaz etme armağanını” başka bir sebep için vermez. Ruh’un armağanlarının verilişinde, bir amaç birliği vardır.

 

Peki nedir bu amaç? Bunu da 7. ayette görebiliyoruz: “Herkesin, yani tüm kilisenin ortak yararı...” Yani ayet şunu diyor: “Ruh’un armağanlarının tek ortak amacı Tanrı halkını bine etmektir”

 

Aynı şeyi 11. ayette de fark ediyoruz. Bu armağanı veren Tek bir Ruh ise bunun verilmesinde tek bir amaç olabilir. Kutsal Ruh şizofren değildir. Yani bir sabah Kutsal Ruh “Canım böyle istiyor. Ben bu şekilde davranacağım. Dün ne yaptımsa yaptım. Fark etmez. Bugün canım böyle davranmak istiyor” ya da “Geçen hafta canım bunu istemişti, bu hafta da başka bir şey deneyeyim” demiyor.

 

Ruh’un armağanları yalnızca mucizevi armağanlarla kısıtlı değildir. Korint kilisesindeki armağanların yanlış kullanımı durumdan dolayı ayetler özellikle bilinmeyen diller üzerine odaklanmıştır. Fakat bunun için söylenen her şey, Ruh’un armağanlarının hepsine uyarlanabilmektedir. Bu nedenle ayet burada her birimize verilen armağanlardan bahsediyor. Bu armağanların amaç birliği özellikle 12. ve 24. ayetler arasında daha da belirgin bir biçimde karşımıza çıkıyor. Burada demek istenen şey; her bir Hristiyan farklı armağanlara sahip olsa da, kendi sahip olduğu armağanı ile birlikte tek bir Beden’in parçaları olduğumuz için her birimiz, bir diğerinin üyesidir. Çünkü Kutsal Ruh aracılığı ile Tek Bir Beden’e vaftiz ediliyoruz. Yani bunun anlamı şudur: Kutsal Ruh’un işlevi aracılığıyla imanlılar birliğinin (azizlerin paydaşlığının) içine konuyor ve Mesih’in Bedenine getiriliyoruz. Hristiyanlık deneyimimiz en temel anlamda bireysel olarak gerçekleşmez. Kutsal Ruh bizleri, Mesih’in Bedenine koyar ve vaftiz eder. Bu da şu anlama gelir: Bizlerin Hristiyan deneyimi Mesih’in Bedeni içerisinde gerçekleşen bir olaydır. Bunun kaçınılmaz bir sonucu da Kutsal Ruh’un armağanlarının uygulanması gereken yerin Mesih’in Bedeni olduğudur. Bu nedenle Kutsal Ruh bizlere Mesih’in Bedeni içerisinde ve O’nun Bedeni için kullanmak üzere armağanlarını verir.

 

I.Korintliler 14:19 Ama inanlılar topluluğunda böyle bir dilde on bin söz söylemektense, başkalarını eğitmek için zihnimden beş söz söylemeyi yeğlerim.

Yani burada önemli olan şeyin bedendeki başkalarını eğitmek ve onlara öğretmek olduğuna dikkat ediniz.

 

I.Korintliler 14: 26 Kardeşler, sonuç ne? Toplandığınız zaman her birinizin bir ilahisi, öğretecek bir konusu, Tanrısal bir esini, bilinmeyen bir dilde söyleyecek bir sözü ya da bilinmeyen dilden bir çevirisi var. Her şey topluluğun gelişmesi için olsun.

14:31 Herkesin bir şeyler öğrenmesi ve cesaret bulması için hepiniz teker teker peygamberlikte bulunabilirsiniz.

Bu ayetin önemli olan tarafı nedir? Açıklanan şeylerin hepsi, topluluğun gelişmesi ve güçlendirilmesi için olmalıdır.

 

Eğer bizler bilgelik armağanı ya da vaaz etme armağanı veya her ne armağan almış isek, bunların tümü kişisel kullanımımız için değil, Bedenin (Kilisenin) üyelerinin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi içindir.

 

Toparlamak gerekirse baktığımız tüm bu ayetlerin en merkezi noktası, kilisenin bina edilmesi, yenilenmesi ve güçlendirilmesidir. Bizlere Ruh’un armağanları Mesih’in bedeninin (üyelerinin) Rab’be daha etkin bir biçimde hizmet edebilmesi ve böylece dünyaya doğru tanıklık verebilmesi için verilmiştir. Burada da yine karşımıza çıkan şey Kutsal Ruh’un işi ile Mesih’in hizmeti arasındaki ilişkidir. Kutsal Ruh’un kiliseye bu armağanları vermekteki amacı yine bu bedenin (MESİH’E Ait Topluluğun) gittikçe Mesih’in benzerliğine daha çok dönüşmesi içindir. Her ne zaman Kutsal Ruh’un armağanlarını bu topluluk için kullanılması konumundan çıkarırsak; ruhsal armağanlardan Kutsal Kitap’a uygun olmayan bir biçimde bahsetmiş oluruz. Çünkü Ruh’un armağanları her zaman topluluğun birliği içinde geçerlidir. Kutsal Ruh’un armağanları kendimizi daha iyi göstermek için verilmez; bizleri daha ruhsal göstermek için verilmez; armağanlar [KİLİSE Topluluğundaki] kardeşlerimizin iyiliği için verilmiştir.

 

2-) Ruhsal armağanların verilmesinin amacı, Söz’ün öğretilmesi ve kilise hizmetinde kullanılması içindir. Bu da ilk maddede gördüğümüz şey ile uyuşmaktadır. Kilise içinde verilmiş olan ruhsal armağanlar bedeni (Kiliseyi yani İmanlılar Topluluğunu) bina etmek için kullanılır. Yeni Ahit’te Ruh’un armağanları iki temel kategoriye ayrılabilir: Öğretmek ve Hizmet Etmek.

 

Vaaz ve öğretme hizmeti kilisenin hizmet etmesi için bir temel oluşturur. Çünkü öğretiş hizmeti kilisenin nasıl hizmet edeceğini ortaya koyar. Belki de bu ayrımın en bariz şekilde karşımıza çıktığı bir ayete bakalım:

I.Petrus 4: 8Her şeyden önce birbirinize olan sevginiz candan olsun. Çünkü sevgi birçok günahı örter. 9Söylenmeden, birbirinize karşı konuksever olun. 10Her biriniz hangi ruhsal armağanı aldıysanız, bunu Tanrı'nın çok yönlü lütfunun iyi kâhyaları olarak birbirinize hizmet etmekte kullanın. 11Konuşan, Tanrı'nın sözlerini iletir gibi konuşsun. Diğerlerine hizmet eden, Tanrı'nın verdiği güçle hizmet etsin. Öyle ki, İsa Mesih'in aracılığıyla Tanrı her şeyde yüceltilsin. Yücelik ve kudret sonsuzlara dek Mesih'indir. Amin.

 

Petrus burada Tanrı’nın lütfunun aldığı şekillerden bahsetmektedir. Bununla ne kast ettiğini açıktır. Ayetler Konuşmaktan ve Hizmet Etmekten söz ediyor. Şimdi I.Korintliler 12. bölümde az önce verilen ayetlerdeki ayrımı nasıl vurguladığını görelim:

I.Korintliler 12: 8-10 Ruh’un aracılığıyla birine bilgece konuşma yeteneği, bir diğerine aynı Ruh’tan bilgi iletme yeteneği, birine aynı Ruh’la iman, bir diğerine aynı Ruh’la hastaları iyileştirme gücü, birine mucizeler yapma gücü, birine peygamberlikte bulunma, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli dillerde konuşma, bir diğerine de bu dilleri çevirme yeteneği veriliyor.

 

Pavlus burada bilgece söz söyleme yeteneğinden ve bilgelikten söz ediyor. Yani öğretiş mevcut... Daha sonra iman, iyileştirme ve mucizelerden bahsediyor. Bu da hizmet etmektir. Sonra da peygamberlikten bahsederek bizleri yine öğretiş kavramı ile karşılaştırıyor. Ruhları ayırt etme özelliğini konuşuyor ki, bu bir peygamberliğin Rab’bin Ruhundan mı yoksa başka bir ruhtan mı geldiğini ayırt etmeye yarar. Bilinmeyen dillerden bahsediyor. Bu da, bilinmeyen bir dilde peygamberlik etmektir. Ve bu dillerin tercümesinden söz ediyor.

 

Burada belirtilen dokuz armağandan üçü dışındakilerin hepsi Mesih’in bedenini bina etmek ile ilişkilidir. 28-30 ayetler arasında aynı şeyler daha da çarpıcı bir biçimde ortaya çıkıyor. İlk olarak elçilerden, daha sonra peygamberlerden, öğretmenlerden mucize armağanlarından, iyileştirme, yardım etme ve yönetim armağanlarından bahsediyor. Daha sonra da dillerin farklılığından bahsederek; öğretiş armağanına geri dönüyor.

 

Romalılar 12: 6Tanrı'nın bize bağışladığı lütfa göre, ayrı ayrı ruhsal armağanlarımız vardır. Birinin armağanı peygamberlikse, imanının ölçüsüne göre peygamberlik etsin. 7Hizmetse, hizmet etsin. Öğreten biriyse, öğretsin. 8Öğüt veren, öğütte bulunsun. Bağışta bulunan, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet eden, güler yüzle etsin.

Efesliler 4:11 Kendisi bazılarını elçi, bazılarını peygamber, bazılarını müjdeci ve bazılarını önder ve öğretmen olmak üzere atadı.

Bu ayetlerde öğretiş ve hizmet arasındaki ilişki çok açık olarak belirtilmiştir. Bu ayetlerin hepsinde Kutsal Ruh’un tüm Bedeni (Kiliseyi) bina etmek için bilgelik armağanları verdiğini görüyoruz. Bunun amacı ise; bir Bedenin üyeleri olarak; birbirimize hizmet edebilmektir.

 

Bu durumda Kutsal Ruh’un armağanları kilise birliği içerisinde Bedeni bina etmek ve geliştirmek ortamından çıkarıldığında bütün anlamını yitirecektir. Aslında bir kişi, öğretiş ve hizmet kategorilerinden herhangi birine girmeyen bir ruhsal armağanı olduğunu açıkça söylerse o zaman bu, Ruh’un bir armağanı olmayabilir.

 

Vereceğim örnekte bir parça çekinmekteyim ama yine de Pavlus’un bizlere anlatmak istediklerini açıklayan bir örnektir bu:

İki yıl kadar önce birkaç vaizle görüştük ve bu vaizler sözde, tanınan bir Müjdecinin aracılığıyla bereketlenmiş kişilerdi. Unutmayınız ki, bu vaizler Rab’bin, Beden’inin gelişmesi ve bina edilmesi için çağırdığı kişilerdi. Tanrı’nın verdiği bereketleri aldıklarında nasıl bir deneyim yaşadıklarının anlatılması istendi. Bu kişiler daha ilk cümlelerini tamamlayamadan çok aşırı bir kahkaha içine girmeye başladılar. Bu adamlardan bir tanesi konuşmaya çalıştıysa da tek bir cümleyi bile bitiremedi.

 

Başlangıçtan beri baktığımız Kutsal Yazılarda Tanrı bizlere Ruh’un armağanlarının yalnızca ve yalnızca Mesih’in Bedeninin bina edilmesinde, öğretiş ve hizmet etme amaçları altında verildiğini söylüyor. Bu düşünce bizlere de bir şeyler ifade eder:

Tanrı’nın bizlere verdiği ruhsal armağanların Mesih’in Bedenini, kiliseyi bina etmek için kullanıldığından nasıl emin olabiliriz? Bu şeylerin gerçekten de imanlıları bina ettiğinden nasıl emin olabiliriz?

 

Kişisel olarak, benim güçlük çektiğim konulardan bir tanesi misafirperverlik olayıdır. Ama bu misafirperverlikten hoşlanmadığımdan değil; bir kimseyi davet ettiğimde yalnızca o kişiyle iyi vakit geçirmeyi amaçlamak yerine, o kişinin kendi imanında bina edilmesini sağlayabilmenin güçlüğündendir. Tanrı her birimize belirli armağanlar vermiştir. İçinde bulunduğumuz aynı Bedende olan kişileri bina etmek için bu armağanı nasıl kullandığımızı kendi kendimize sormalıyız.

 

3.a-) Armağanların Yeri

Kutsal Ruh armağanlarını Kendi kudretine göre; Mesih’in Bedenindeki üyelerin, birbirlerini tamamlamaları için verir. I.Korintliler 12. bölüm üzerine tekrar bakarsak 4-6. ayetler arası “Tek bir Rab ve Tek bir Ruh” olduğunu söyler. Burada bizlere verilen Üç Kişi’de Bir olan Tanrı’nın tanımıdır. Ama 6. ayette dikkat ederseniz: “Ama, herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrı’dır” demektedir. Yani herkese armağanları dilediğince ve Kadir bir şekilde veren tek bir Tanrı vardır. Bu armağanları bizlerin ruhsallığına göre değil; ama Kendi amaçlarına göre dağıtır. Aynı şeyi 11. ayette de görebiliyoruz.:

I.Korintliler 12:11 Bunların hepsini etkin kılan bir ve aynı Ruh’tur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır.

 

Ruh armağanları, dilediği gibi dağıtır. Yani, Kutsal Ruh’un bu armağanları veriş yolları Tanrı’nın Kadir iradesinin bir sonucudur. Kişisel yetenek ve özelliklerimize bağlı değildir. Bizler “Bu armağanı Senden özellikle istiyorum” diyerek Tanrı’nın elinden herhangi bir armağanı kapamayız. Bu armağanları vermek ya da vermemek yönündeki seçimi yapan Tanrı’nın Kendisidir. Kutsal Ruh’un armağanları bu şekildeki vermesindeki amaç; her birimizin aynı armağanlara sahip olmaması içindir:

I.Korintliler 12: 18Gerçekte Tanrı, bedenin her bir üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. 19Eğer hepsi tek bir üye olsaydı, beden ne olurdu? 20Gerçekte çok sayıda üye, ama tek bir beden vardır.

 

Ayetlerin burada anlatmak istediği şey şudur: Mesih’in Bedeninin üyeleri olarak her birimizin, birbirimiz için değerli olmasının sebebi, her birimizin aynı armağanlara sahip olmadığımızdandır. Her birimiz aynı olmadığımız için; birbirimize karşı belirli bir değere sahibiz. Bizlere, birbirimizi tamamlayıcı özellik veren şey benzerliklerimiz değil, farklılıklarımızdır.

 

Korintliler herkesin bilinmeyen dillerde konuşması gerektiğini düşünüyorlardı. Zira onlara göre bu armağan, Hristiyanlıkta ruhsal olgunluğunun en üst mertebesini belli ediyordu. Bu nedenle herkesin bu armağana sahip olması gerekliydi. Fakat Pavlus şöyle diyor: “Rab’be hamdedin ki; hepimizde bu armağan yok. Çünkü Kutsal Ruh, Bedenin ihtiyaçlarına göre armağanlarını, farklı şekillerde ve farklı armağanlar verir”

 

Bu da günümüzde bizlerin sahip olduğu ruhsal armağanlar için de geçerlidir. Şayet bir kilisede herkes lider olsaydı bu kilise çok güçlü olurdu, öyle değil mi? Hayır! O zaman her birimiz, bir diğerimize ne yapması gerektiğini söylerdik.

 

Eğer bir kilisede herkesin güçlü bir öğretiş armağanı olsaydı yine bu kilise çok güçlü olurdu, değil mi? Elbette ki hayır! Eğer herkeste öğretiş armağanı olsaydı ve  hiç kimsede hizmet armağanı bulunmasaydı bu sefer de kilisenin hizmet alanında etkinliği olmayacaktı.

 

Fakat Kutsal Ruh, armağanlarını tüm farklılıkları ve çeşitliliğiyle verir ki; bizler birbirimizi tamamlayalım. Bunun da anlamı şudur: diğer kişilerin sahip olduğu armağanlar için kıskançlık duymamalıyız ya da “Sende de bende olan bu armağan olmalı” ya da “Keşke onun sahip olduğu armağana ben de sahip olabilseydim” şeklinde konuşamamalıyız. Zira açıkça söylemek gerekirse, Tanrı’nın o kişiye bu armağanı vermesinin amacı kişinin bu armağanını bendendeki diğer üyeler ve benim yararıma kullanması içindir.

 

Ama bu gerçek aynı zamanda da diğer kişilerin armağanlarını küçümsemememiz gerektiğini de gösterir. Çünkü bir insana bakıp: “O, benim sahip olduğum armağanların aynına sahip değil!” demek ve küçümsemek çok kolaydır. Ya da “Onun armağanları benim hayatımda kendi armağanlarımın göründüğü kadar güçlü gözükmüyor” diye düşünebiliriz.

 

Bu tarz düşünceler, günahla lekelenmiş düşüncelerdir. Zira Ruh, o kişilere armağanlarını dilediği ve istediği gibi vermiştir. Ama bu söylenenler aynı zamanda da kilise içerisinde bizlere verilen tüm armağanları nasıl kullanmamız gerektiği konusunda bir çok şey anlatmaktadır. Fakat kiliselerin karşı karşıya kaldıkları en büyük problemlerden bir tanesi; giderek gelişen ve kökleşen kişiselliktir. Herkesin kendisine bakmasıdır. Çağdaş toplumda bu kişisellik olayı giderek derinleştiği için bizler bir anlamda yavaş yavaş “Önemli olan şey topluluk (aile) değil; benim. En önemlisi benim kişisel zevklerim ve benim amaçlarım ” demeye başlıyoruz.

 

Tabi ki, çağdaş toplumlardan bizlere gelen çok önemli şeyler vardır. Fakat bu toplumlardan bizlere bulaşan en kötü şey de bireysellik olayıdır. Çünkü en temel seviyedeki düşüncemiz “En önemli şey, benim” düzeyine inmektedir. Bu tarz bir düşünüş düşmüş bencilliğimizi haklı çıkarmanın bir başka yoludur.

 

Fakat bu düşünüş biçimini ne yazık ki, Hristiyanların çoğunda da görüyoruz. Müjde bir anda “Ben, İsa Mesih’i kendi yüreğime çağırdım” şekline dönüşüyor. “İsa Mesih benim kişisel Kurtarıcım” diyoruz ve Müjde bir anda bu oluveriyor. Böylece “Benim Hristiyan yaşantım Tanrı ile benim kişisel ilişkimle ve itaatimle bağlantılıdır” diye düşünmeye ve öğretilmeye başlanmış oluyor.

 

Tabi ki böylesi bir düşünüş ruhsal armağanlara bakış açımızı da etkiliyor. Dolayısıyla da “Tanrı’nın bana verdiği armağanlar benim için ve benim kişisel kullanımım içindir” demeye başlıyoruz. Korintliler 12. bölümde karşımıza çıkan en açık gerçeklerden bir tanesi de Ruh’un armağanlarının Mesih’in Bedeninin bina edilmesi için verilmiş olmasıdır. Bizlere verilen armağanlar kendimizi değil, birbirimizi bina etmek üzere verilmişlerdir. Aldığımız armağanları kilisenin kapsamı içinde kullanmamız gerekmektedir. Kutsal Ruh’un bizlere lütfu vermesinde araç olarak kullandığı noktalardan biri de Mesih’in Bedenindeki diğer kişilerle paydaşlıkta bulunmamızdır. Zira ben bir armağan almışsam ve bunu kendime saklıyorsam Beden bundan zarar görüyor demektir.

 

Kutsal Ruh bize neden özel armağanlar verir?

Öyle ki Beden’i bina edebilelim.

Bu armağanı kullanmazsak ne olur?

Beden bu davranıştan ötürü acı çeker.

 

Bu öğretinin getirdiği sonuçlardan bir tanesi de ruhsal armağanların alçakgönüllülük yaratması gerektiğidir. Armağanlar bizden değil, Kutsal Ruh’tan kaynaklanırlar. Aslında bu armağanlar bizlere ruhsal oluşumuzdan, diğerlerinden daha iyi ya da olgun olduğumuzdan ötürü verilmezler. Tam tersine bunlar bizlere tüm bedenin ihtiyaçlarının giderilmesi için verilirler.

 

İşte bu nedenle Korintliler 13. bölüm büyük önem taşır. Çünkü burada bahsedilen şey, tüm armağanların sevgi için verildiğidir. Ruhsal armağanlar birbirimizi sevmemiz için verilen çok sağlam araçlardır. Bu da Kutsal Ruh’un armağanlarını değerlendirirken kullanmamız gereken bakış açısıdır. Eğer armağanlar ile sevgi arasındaki bu ilişkiyi anlamazsak ruhsal armağanlar gurur kaynağı olacak ve amaçları da saptırılacaktır.

 

3.b-) Alametler ve Mucizeler:

Burada “mucizeler” terimini kullandım. Çünkü dünyada olan her şey Tanrı’nın davranışının bir sonucudur. Mucize kelimesinin anlamı “Tanrı’nın daha önce olmadığı bir şekilde içerisine girdiğimiz bir durumu kontrol altına alması” demek değildir. Çünkü Tanrı her durumda vardır ve her durumda çalışmaktadır. Fakat mucize, Tanrı’nın kendisine görkem getirmek için görünür bir şekilde harekete geçtiği anlardır.

 

Elçilerin İşleri 2: 14‑15Bunun üzerine Onbirlerle birlikte ayağa kalkan Petrus yüksek sesle kalabalığa şöyle seslendi: «Ey Yahudiler ve Kudüs'te bulunan herkes, bu durumu size açıklayayım. Sözlerime kulak verin. Bu adamlar, sandığınız gibi sarhoş değiller. Saat daha sabahın dokuzu! 16‑17Bu gördüğünüz, Yoel peygamber aracılığıyla önceden bildirilen olaydır:

            `Son günlerde, diyor Tanrı,

            tüm insanların üzerine Ruhumdan dökeceğim.

            Oğullarınız ve kızlarınız peygamberlik edecekler.

            Gençleriniz görümler,

            yaşlılarınız da düşler görecek.

            18O günlerde gerek erkek gerek kadın,

            kullarımın üzerine de Ruhumdan dökeceğim,

            onlar da peygamberlik edecekler.

            19Yukarıda, gökyüzünde harikalar yaratacağım.

            Aşağıda, yeryüzünde belirtiler,

            kan, ateş ve duman bulutları görülecek

Petrus burada bulunan öğrencilerin neden aniden Ruh’un kendilerine verdiği armağanlarla konuştuklarını anlatmaktadır. Aslında Kutsal Ruh’un verdiği “bilinmeyen dillerle konuşma” armağanı ile alametler ve harikalar arasındaki ilişkiyi iyi anlamamız gerekmektedir.

 

Kutsal Ruh’un veriliş anı (Pentekost) mucizeler, harikalar ve alametler olarak anlaşılıyor. 19. ayette bu alametlerin neler olacağı açıklanıyor. Bir başka deyişle; diller alametleri çok uzun zamandan beri vaat edilen Kutsal Ruh’un verildiğini gösteren olaylardır. Artık kurtuluş çağı Tanrı’nın kilisesine gelmiştir.

 

Ve bu kurtuluşun görünen işareti ise bilinmeyen dillerle konuşmak ya da 16. ve 18. ayetlerde belirtildiği gibi peygamberlik etmektir. Petrus’un burada üzerinde durduğu şey; alametlerin ve harikaların artık, Tanrı’nın kurtuluşunun dünyaya geldiğinin bir gösterimi olduğudur. Aynı yaklaşıma şu ayetlerde de rastlıyoruz:

Elçilerin İşleri 2: 42Bunlar kendilerini elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve duaya adadılar. 43Herkesi bir korku sarmıştı. Elçilerin aracılığıyla birçok harikalar ve mucizeler yapılıyordu.

 

Elçilerin İşleri Kitabında ilk kilisenin belirli özelliklerle tanımlandığını görüyoruz. Bu özelliklerden bazıları da birçok harikalar ve mucizelerdir. Şimdi burada kendimize sormamız gereken soru şudur: Bu harikalar ve mucizeler, yalnızca elçisel kilise zamanı için mi geçerliydi? Yoksa tüm kilise tarihi boyunca bunların olmasını beklemeli miyiz? Günümüz kilisesinde mucizevi belirtilerin ve harikaların olmaması bazı Hristiyanlar tarafından ruhsal bir problemin göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Yani bunu bir başka deyişle ortaya koyarsak, bu tür alametlerin olmamasını Kutsal Ruh’un gücünün kilise yaşantısında kaybolduğu ya da durmuş olduğu anlamında algılamaktadırlar. Çok dikkatli olmamız gereken bir durum söz konusudur. Eğer kişisel yaşantılarımızda mucizelerin yok olduğunu düşünürsek o zaman ruhsallığımızda da bir problem olduğunu var sayacağız. O takdirde bütün kilise tarihi boyunca kilise tarihinin bir problemi olduğunu düşüneceğiz. Şayet kişisel bir problemimiz varsa, o zaman kilisenin de geçmişinde bir problemi olduğunu kabul edeceğiz.

 

Burada anlaşılması gereken ilk şey; alametler ve harikalar ifadesinin Eski Ahit’ten geldiğidir. Bu alamet ve harikaların[16] kullanıldığı ayetlerin hepsinde Tanrı’nın İsrail’i Mısır’dan kurtarırken yaptığı işler hatırlatılmaktadır:

Tesniye 6: 20 Gelecekte çocuklarınız size, 'Tanrımız RAB'bin size verdiği yasaların, kuralların, ilkelerin anlamı nedir?' diye sorunca, 21 onlara şöyle diyeceksiniz: 'Mısır'da Firavun'un köleleriydik. RAB bizi güçlü eliyle oradan çıkardı. 22 Gözlerimizin önünde Mısır'a, Firavun'a, ailesine karşı belirtiler, büyük ve korkunç işler yaptı. 23 Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısır'dan çıkardı.

 

Bu ayette Tanrı’nın yaptığı alametler ve harikalar Tanrı’nın İsrail’e olan lütfunu bir açıklayış biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani bu alametler ve harikalar bizlere Tanrı’nın, İsrail’i kendi halkı yapmak için duyduğu tutkuyu göstermektedir. Ve bu alametler ve harikalar tüm nesiller boyunca Tanrı’nın halkını nasıl kurtardığına ilişkin hatırlanmaları için verilmişti.

 

Tesniye 7: 17 "'Bu uluslar bizden daha güçlü. Onları nasıl kovabiliriz?' diye düşünebilirsiniz. 18 Onlardan korkmayacaksınız. Tanrınız RAB'bin Firavun'a ve bütün Mısır'a yaptıklarını iyice anımsayın. 19 Tanrınız RAB'bin sizi Mısır'dan çıkarmak için yaptığı büyük denemeleri, belirtileri, şaşılası işleri, güçlü elini ve kudretini gözlerinizle gördünüz. Tanrınız RAB şimdi korktuğunuz bütün bu halklara aynısını yapacaktır.

İsrail bu ayetleri duyduğu sırada Kenan diyarının sınırlarında idi. Ve Tanrı onlara bu diyara girerek oradaki insanları ve şehirleri fethetmeleri gerektiğini söyledi. Fakat İsrail, Tanrı’nın kendilerine hala bu savaşlarda da yardım edeceğinden nasıl emin olabilecekti? Tanrı’nın, kendileri için geçmişte yaptıklarına bakarak bu sonucun ne olduğunu bilebileceklerdi. Yani Tanrı’nın tekrar sadık olacağını, onları Mısır’dan çıkarırken yapmış olduğu alametleri ve harikaları hatırlayıp görerek anlayabileceklerdi. Bu ayetleri okurken olayların İ.Ö. 400 yıllarında olduğunu unutmayalım. Yani bunun anlamı şu ki, İsrail Mısır’dan çıktıktan tam 1000 yıl sonra bu olayların anlatıldığı ayetleri okuyoruz.

 

Nehemya 9: 9 Atalarımızın Mısır'da çektiklerini gördün, Kamış Denizi'nde yakarışlarını işittin. 10 Firavuna, görevlilerine ve ülkesinin halkına karşı mucizeler yarattın, harikalar yaptın. Çünkü atalarımızı nasıl ezdiklerini biliyordun. Bugün olduğu gibi ün kazandın.

İsrail 1000 yıl sonra bile, şu andaki varlığının temeli olarak Tanrı’nın Mısır diyarında yaptıklarını hatırlamaktadır. İçlerinde yaşadıkları dönemde bile, yaşadıkları harikalar ve alametlerden bahsedildiğinde İsrail, Mısır’da Tanrı’nın kendileri için yaptığı mucizeleri, harikaları ve alametleri hatırlamıştı. Bu nedenle şöyle diyebiliriz: Eski Ahit’teki “alametler ve harikalar” ifadesinin anlamı, Tanrı’nın kurtuluşu ve yapmak istediği Ahit’i başlatmak için tanıklık eden güç işaretleri ve mucizeleridir. Bir başka deyişle; Eski Ahit’te, Çıkış zamanında Tanrı’nın aracısı olarak Musa’nın eliyle yapılan bu mucizeler Tanrı’nın halkını kurtarmak istediğine ve bunu garantilediğine tanıklık ediyordu.

 

Yeni Ahit’in bu elçisel kilisede “alametler ve harikalar” ifadesini kullandığı zaman ne demek istediğin anlamak için az önce bahsettiğimiz Eski Ahit’teki alametler ve harikalar ifadesinin içerdiği anlamı ve içeriğini anlamak gerekmektedir. Bunları aklımızda tutarak tekrar Elçilerin İşleri Kitabına geri dönelim:

Elçilerin İşleri 2: 22«Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrı'nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. 23Tanrı'nın önceden belirlenmiş amacı ve önbilgisi uyarınca elinize teslim edilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz. 24Tanrı ise, ölüm acılarına son vererek O'nu diriltti. Çünkü O'nun ölüme tutsak kalması olanaksızdı.

 

Petrus burada İsa’nın hizmetinde kendilerini gösteren alamet ve harikalardan bahsetmektedir. Peki Petrus “alametler ve harikalar” ifadesini kullanırken Eski Ahit’ten, Tanrı’nın kendi halkını Mısır’dan çıkarışını anlattığı ifadeyi burada neden İsa için kullanıyor? Çünkü Petrus’un burada göstermek istediği şey Tanrı’nın ilk kurtuluş eylemini sergilediği zamandan 1500 yıl sonra daha yüce bir kurtarışı İsa Mesih aracılığıyla sunduğunu belirtmek istiyordu. Peki bizler bu kurtuluş olayının, gerçekten bir kurtuluş olduğunu nereden bilebiliyoruz? Çünkü ikinci kurtarış olayına tanıklık eden güçler, alametler ve harikalar ile birinci kurtarış olayında gösterilen alametler ve harikalar aynıydı. Yeni Ahit’teki alametlerin ve harikaların, belirlenmiş özel bir işlevi bulunmaktadır. Bu işlev de İsa Mesih’in Mısır’dan daha yüce bir çıkış olayını ortaya koymak için geldiğidir. İsa Mesih günahtan ve bozulmuş, düşmüş bir yürekten çıkış sağlamak için gelmiştir.

 

Şimdi burada Kutsal Yazıların kullandığı mantığa dikkat edelim: Eski Ahit’teki alametler ve harikalar kavramı Musa’nın dönemi ile kısıtlanmıştı. Bunlar tarihin belirli bir döneminde gerçekleşmiş, belirli bir olayla sınırlandırılmıştı.

Yeni Ahit’teki bu kavramlar da yine belirli bir zamanda kilise içerisinde gerçekleşmiş bir olayla sınırlıdır. Bu nedenle alametler ve harikalar, tarihin belirlenmiş noktasında Mesih’i göstermek için vardır. Diğer yerlerde olduğu gibi Kutsal Ruh’un burada da alametler ve harikalar yapması İsa Mesih’i işaret etmek, O’nun kurtarışını göstermek içindir.

 

Şimdi alametler ve harikaların elçilerin işlevleriyle kısıtlı kaldığını gösteren birkaç bölüme daha bakalım:

Romalılar 15:17-19 Bunun için Mesih İsa’ya ait biri olarak Tanrı’ya verdiğim hizmetle övünebilirim. Ulusların söz dinlemesi için Mesih’in benim aracılığımla, sözle ve eylemle, mucizeler ve harikalar yaratan güçle, Kutsal Ruh’un gücüyle yaptıklarından başka şeyden söz etmeye cesaret edemem. Şöyle ki, Kudüs’ten başlayıp İllirya bölgesine kadar dolaşarak Mesih’in müjdesini her yerde duyurdum.

 

Pavlus burada kendi hizmetinde var olan harikalar ve alametlerden bahsediyor. 18. ayette dediği gibi, hizmetinin bir kısmı diğer ulusların söz dinlemeleri için onları yönlendirmektir. Pavlus, İsa’nın bir elçisi olarak çağrıldığında kendisine verilen hizmet buydu. Bu nedenle Elçilerin İşleri 9. bölümde İsa Mesih Pavlus’a şöyle diyor:

Elçilerin İşleri 9:15 ... bu adam benim adımı uluslara, krallara ve İsrail olğullarına duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır.

 

Pavlus’un bu elçisel hizmetinin kapsamı dahilinde Tanrı, bu alametleri ve harikaları ortaya çıkarmaktadır.

 

II.Korintliler 12:11-12 Akılsız biri gibi davrandım, ama beni buna siz zorladınız. Aslında sizin tarafınızdan tavsiye edilmeliydim! Çünkü her ne kadar bir hiç isem de, o sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı değilim. Elçiliğimin kanıtları aranızda büyük bir sabırla, belirtiler, harikalar ve mucizelerle gösterildi.

Pavlus’un kendisinin elçiliğini kanıtlamak üzere kullandığı şey nedir? Pavlus burada kendi elçiliğini kanıtlamak için dirilmiş Mesih’in bir görgü tanığı olarak kendisi aracılığıyla yapılmış alametlere ve harikalara işaret etmektedir.

 

Alametler ve harikalar, özel olarak tekrarlanamayacak bir elçisel hizmet kapsamı içerisinde yapılmış olaylardı. Bu nedenle İbraniler Kitabının yazarı şu sözleri söylemişti:

İbraniler 2:2-4 Çünkü melekler aracılığıyla bildirilmiş olan söz geçerli olduysa, her suç ve her söz dinlemezlik hak ettiği karşılığı aldıysa, bu kadar büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz? Başlangıçta Rab tarafından bildirilen bu kurtuluş, Rab’bi dinlemiş olanlarca bize doğrulandı. Tanrı da buna belirtiler, harikalar, çeşitli mucizeler ve kendi isteğine göre dağıttığı Kutsal Ruh armağanlarıyla tanıklık etti.

 

Nasıl ki, alametler ve harikalar İsa Mesih’in kurtarıcı olarak gelişine tanıklık etmiş ise, bu alametler ve harikalar aynı zamanda elçinin de hizmetine tanıklık etmiştir. Bunun sebebi de elçilerin, Mesih’in sunduğu kurtuluşun yetkili görgü tanıkları olmalarıydı. Yeni Ahit’in verdiği gerçeklere bakarak şunu fark edebiliyoruz: alametler, harikalar ve mucizevi armağanlar olayı tüm kilise tarihi için varsayılması gereken bir norm ya da beklenilmesi gereken bir olay değildi. Zira Yeni Ahit’in kendisi de ilk yüzyıl kilisesi ile elçilerden sonra gelen kilise dönemi arasında bir ayrım yapmaktadır. Bazen insanların “Eğer Kutsal Ruh bugünkü kilisede eski kiliselerde bulunduğu kadar var olsaydı, o zaman bu harikaları, alametleri bizler de görebilirdiniz” dediklerini duyabilirsiniz. Bunları söylerken bu tür alametleri görememenin sebeplerini kiliselerin çok köklü problemlere sahip olmasından kaynaklandığını düşünüyorlar. Kilisede yeteri kadar iman olmadığını söylüyorlar. Veya kilisede çok fazla yapılanma olduğunu belirtiyorlar. Kutsal Ruh’un kiliseyi yönetmesinden çok, insanların yönetimine aşırı önem verildiğini vurguluyorlar. Tüm bunlar gerçek olabilir. Yeteri kadar imanınızın olmadığı da doğrudur. Belki de çoğu zaman çok fazla yapısallığa bağlı kalabiliyoruz. Kiliseyi, geçmişten itibaren günümüze kadar tanımlayan en önemli karakteristik özelliklerden birisi de insanların önderliğine çok fazla güvenmemizdir. Fakat Yeni Ahit’e göre günümüz kilisesinde armağanları görmememizin sebebi bunlar değildir.

 

Bugün bu tür olayları görmememizin nedeni alametlerin ve mucizelerin özel olarak Tanrı’nın Mesih aracılığıyla açıkladığı kurtuluş zamanının geldiğini gösteren dönemle ilişkili olduğu içindir.

 

Peki bu artık hiç mucize görmeyeceğimiz anlamına mı gelir? Tabi ki hayır. Fakat mucizeleri 1.yüzyıl kilisesinde gördüğümüz sıklıkla görmeyi beklememiz gerekir. Bugün göreceğimiz mucizeler 1.yüzyıldaki haliyle Tanrı’dan bir esin, bir tanıklık, bir belirti ya da bir onay potansiyelini o günkü kadar taşımayabilir.

 

Diğer taraftan bakacak olursak; mucizelerin yokluğu Kutsal Ruh’un yokluğunun belirtisi değildir. Çünkü en başta bir tanım olarak gördük ki, Kutsal Ruh her imanlıda bulunmaktadır. Hiçbir zaman Kutsal Ruh kendini mucizevi eylemlerle belli etmese bile bu gerçek hala vardır ve Kutsal Ruh hala imanlıların içindedir.

 

Tekrarlamak gerekirse; Ruh’un en önde gelen amacı mucizeler yapmak değil, imanlıları Mesih’in benzerliğinde değiştirmektir. Şayet Mesih’e doğru bir benzeyiş gerçekleşmiyor ama birçok mucizevi olaylar gerçekleşiyor olsa bile, kendimize soru sormanın zamanıdır. “Acaba gerçekten Ruh var mı? Alametler var, ama Mesih’e bir benzerlik yok. Burada nasıl bir olay var?”

 

Yeni Ahit’teki mucizeler İsa Mesih’in yaşantısı, ölümü ve dirilişi süresine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni Ahit sırasında gördüğümüz mucizeler tüm kilise dönemi için geçerli olabilecek özellikler değildir.

 

Şimdi iki nokta üzerinde durmak istiyorum. Eğer bu iki noktayı anlayamazsak peygamberlik ve bilinmeyen dillerde konuşma armağanını da farklı bakış açıları altında anlayacağız demektir.         

 

3.c-) Kutsal Ruh ve Peygamberlik Armağanı:

Yeni Ahit dönemi Kutsal Ruh’un bazı gösterimleri ortaya çıkış biçimleri ile karakterize edilmişti. Tabi ki elçiler devrinden sonra da Kutsal Ruh’un varlığı en azından elçiler devrinde olduğu kadar doluydu. Fakat artık mucizelere ve harikalara gerek görülmüyor. Zira kilise elçilerin tanıklığı üzerine kurulmuş oluyor.

 

Göklerin Egemenliğinin elçiler tarafından vaaz edilmesi bu kilisenin temelini oluşturur. Ve tanım gereği, kilisenin tek bir temeli olması gerekir. Ve yine tanım gereği bir temel daha temel düzeye indirgenemez (Yani tek bir temel atılır, tek bir temel vardır). İşte bu temel yapıldığında ve elçiler artık dünyadan gittiklerinde elçilik dönemi kapanmış bulunuyor.

 

Peki peygamberlik armağanı konusunda neler diyebiliriz? Peygamberlik armağanı, Mesih’in ikinci gelişine kadar tüm kiliseye verilmiş midir? Yoksa o da mı elçilerin dönemi ile kısıtlı kalan bir olaydır?

Efesliler 2:19-20 “Buna göre artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkısınız. Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine bina edildiniz. Köşe taşı Mesih İsa’nın kendisidir.”

 

Elçiler kilisenin temelidir. İsa Mesih’in öğretisini, O’nun ölümünün İyi Haberini, Rabliğini alıp tüm uluslara bildiren yine elçilerdir. Fakat bu Müjde’yi bildirmek kadar önemli olan bir başka şey de bunları yazıya geçirmiş olmaları ve sonuçta da elimizde bulunan Yeni Ahit’in ortaya çıkmasıdır. Öyle ise bu günkü kilise, elçilerin Yeni Ahit’te yazmış oldukları öğretilere bağlı kalmak yoluyla, onların ilan ettiği “Göklerin Egemenliği” bildirisi üzerine kurulmuştur.

 

Fakat bu ayetler elçilerin tek başlarına olmadığını da söylüyor. Kilisenin temeli elçilerden ve peygamberlerden oluşmuştur. Ancak bu ayetler Eski Ahit dönemindeki peygamberlerden Pavlus’un burada bahsettiği peygamberler; elçilerin öğretilerine yardımcı olması amacıyla, Kutsal Ruh tarafından doldurulmuş, yönlendirilmiş kişilerdir. Bu peygamberlere örnek olarak; İbraniler Kitabının yazarı gösterilebilir. Elçi olmayıp, peygamber olan birine bir başka örnek de, Yakup Kitabının yazarı olabilir. Bu Kitabın yazarı elçi Yakup değil ama İsa Mesih’in kardeşi olan Yakup’tur. Bu nedenle bir elçi olarak değil, ama vahiy almış bir Yeni Ahit peygamberi olarak yazıyor. Bir başka örnek ise; Elçilerin İşleri Kitabındaki Havagos olabilir (Elçilerin İşleri 11:27-28).

 

Peki Yeni Ahit bu peygamberlerin işlevleri hakkında bizlere ne söylüyor?

Efesliler 3: 1 Bu nedenledir ki, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih İsa'nın tutuklusu oldum. 2 Tanrı'nın bana bağışladığı lütfu size ulaştırmakla görevlendirildiğimi duymuşsunuzdur. 3 Yukarıda kısaca değindiğim gibi Tanrı, sır olan tasarısını bana vahiy yoluyla bildirdi. 4 Bu mektubu okuduğunuzda Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz. 5 Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdiyse Mesih'in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor. 6 Şöyle ki, öteki uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsa'da vaade ortaktır.

 

Burada insanlara açıklanan şey nedir? Pavlus bunu nasıl tanımlıyor? Pavlus’un en az iki kere kullandığı bir kelime var: “Sır”... Yeni Ahit’te sır ya da giz bilinmesi için açıklanması gereken bir şeydir. Yani Yeni Ahit’teki bu sırlar peygamberliklerin içerikleridir. Bu da özellikle son zamanlarda açıklanan “Göklerin Egemenliğine ilişkin İyi Haberdir”

 

Pavlus’un dediklerine bakarsak, bu Haber kime açıklanıyor? Hem elçilere, hem de peygamberlere açıklanıyor. Yani İsa Mesih’in gelişiyle son günlerde verilen bu Müjde’nin sırrının açıklanışı hem elçilere, hem de peygamberlere veriliyor. Elçilerin olduğu gibi; Yeni Ahit’teki peygamberlerin de, Mesih’in Müjde’sinin doluluğunu açıklamakta çok temel görevleri vardı.

 

Burada anlatılmak istenen şey şudur: Bir defa temel atıldığında, ikinci kez temel atılamaz. Bir kez açıklanan bir sırrı, ikinci kez açıklanmaya ihtiyaç duyulmaz. Aslında vurgulamak istediğim şey peygamberlik hizmetinin yalnızca Yeni Ahit kilisesi dönemine ilişkili ve kısıtlı olduğudur.

 

Şimdi bunu bir başka şekilde açıklamaya çalışalım: Kutsal Kitap kanonunun hazırlanmasından önce, kilise ya da inanlıların yönlendirilmesi için peygamberlerin bulunması gerekliydi. Yani Yeni Ahit Kitaplarının yazılması ve dağıtımından önce kilisenin yetiştirilmesi ve öğretilmesinde peygamberlerin görevleri çok merkezi idi. Yeni Ahit Kitaplarının yazılmasının tamamlandığı ve Tanrı’nın esinlemesi tüm doluluğuna ulaştığı andan itibaren bu peygamberlik hizmeti artık Kutsal Kitap tarafından aşılmıştı.

 

Küçük bir çocuğa sürekli olarak neleri yapması ya da yapmaması gerektiği söylenmelidir. Aynı mesaj, devamlı tekrar edilmeli ve bu mesaj farklı olaylara da uygulanmalıdır. Bizler öğle yemeğinden yarım saat önce bir şeyler yersek öğle yemeğini yiyemeyeceğimizi, acıkmayacağımızı düşünebiliyoruz. Bu, bizlerin anladığı bir kural. Fakat küçük bir çocuğa yemekten önce bir tane kurabiye istediğinde, bu kurabiyeyi yememesi gerektiğini söylediğinizde büyük ihtimalle hayır cevabınızdan sonra yine de bir parça ekmek istemeye devam edebilir. Veliler olarak bizlerin daimi olan görevi farklı ilkelerin bu gibi durumlarda nasıl olduğunu açıklamak, öğretmektir. Ama çocuk büyüdükçe bu kurallar ve ilkeler onun hafızasında giderek daha fazla derinleşir ve kökleşir. Bu yüzden de artık çocuklarımıza neyi yapıp, neyi yapmaması gerektiği konusunda bir şeyler söylemek zorunda kalmayız.

 

Aynı şekilde Kutsal Kitap da; kilisenin tekrar ve tekrar geriye dönüp bakması gereken kalıcı, sürekli bir hafızasıdır. Tüm ilkeleri içinde bulunduran ve bilmemiz gerekenleri bizlere bildiren şey Kutsal Yazılardır. Bunun sonucu olarak da şunu diyebiliriz ki; peygamberlerin olduğu o dönemlerde, kilisenin gerçekten Tanrı eliyle yönlendirilmesi gerektiği ve Müjde’deki bazı ilkelerin farklı durumlara nasıl uygulandığının gösterilmesi gerekiyordu. Fakat bugün İsa Mesih’in Müjde’sinin tüm doluluğu bizlere açıklanmıştır. Artık Kutsal Ruh’un yaptığı şey Kutsal Yazıların gerçeğini alıp, bizlerin yaşantılarına ve farklı konumlara uyarlamaktır. Bizlere Kutsal Yazılar’da açıklanan ilkelere bağlı olarak, farklı durumlarda nasıl davranmamız gerektiğini açıklar.

 

Şimdi bizler I.Korintliler 14. bölüme ve Romalılar 12. bölüme bakıp “Yeni Ahit’te bu kadar çok yaygın olan olay nasıl olur da ilk yüzyıl ile sınırlı kalabilir?” diye bir düşünceye yöneltilebiliriz. Aslında bizler böylesi bir düşünceye yöneldiğimizde şu anda Eski Ahit’teki imanlılardan ne kadar fazla Tanrı esinine sahip olduğumuzu unutmuşuz demektir. Çünkü çoğu zaman bizler ilk çağ kilisesinden daha fakir bir kilise olduğumuzu düşünmeye meyilliyiz. Bunun sonucunda da şöyle deriz: “Keşke bu ilk yüzyıl kilisesindeki dönemlere gidip; onların sahip olduğu bilgiye ulaşabilseydik !”

 

Fakat gerçek şu ki, bizler bu ilk kiliseden daha fakir değil, daha zenginiz. Pavlus, I.Korintliler Mektubunu yaklaşık olarak M.S. 55 yılında yazmıştı. Bu zamana kadar dört İncil’den bir tanesi yazılmıştı. Ve bizler Mesih’in hayatı, öğretisi, ölümü ve dirilişini; bu İncil’lerden öğreniyoruz. Fakat 55 yılında büyük bir ihtimalle diğer üç İncil yazılmamıştı. Korint kilisesi, Elçilerin İşleri Kitabına da bakamazdı. Bizlerin bugün, elçilerin bizlere nasıl davranmamız gerektiğini öğrettikleri bilgilere sahipken Korint kilisesi o zamanlarda sahip değildi. Eğer Korint kilisesindeki imanlılar imanla aklanma konusunda ve Kutsal Ruh’un bizleri nasıl kutsallaştırdığı yolunda bilgi edinmek isteselerdi Romalılar Kitabını açıp bakamazlardı. Zira Romalılar kitabı diye bir şey o zaman yoktu. Bu kişiler Efesliler Kitabını açıp İsa Mesih’in kilise için genel anlamdaki işleyişini öğrenmek için bu kitabı okuyamazlardı.

 

Eski ve Yeni Ahit arasındaki ilişkiyi anlayabileceğimiz en açık yollardan biri İbraniler Kitabını ele almaktır. Fakat ne yazık ki bu önemli farklılıkları anlamak için Korint kilisesi bu kitaba da bakamazdı. Zira İbraniler Kitabı daha yazılmamıştı. Bu şekilde örnekleri daha da çoğaltabiliriz. 55 yılında Korint kilisesinin elinde Eski Ahit, I. ve II.Selanikliler Mektubu, Yakup Mektubu ve bir İncil vardı. Bu bahsettiğimiz Kitaplar yazılmış olsa bile; Korint kilisenin bunlara sahip olduğundan emin olamayız.

 

Bizler şu anda sahip olduğumuz Kutsal Kitap ve öğretileri zenginliğine bakıp, ilk çağdaki kiliselerin bize oranla ne kadar az bilgiye sahip olduklarını fark ettiğimizde artık peygamberlik armağanının onlar için ne kadar önemli ve merkezi olduğunu anlayabiliyoruz. Ve yine sahip olduğumuz Kutsal Kitap zenginliğini gördüğümüzde; I. yüzyıla oranla Kutsal Yazlıların günümüzde hayatlarımız için ne kadar önemli olduğunu da anlayabiliyoruz.

 

Timoteyus Mektubu Pavlus’un ölümünden çok kısa bir süre önce yazılmıştır. Bu da şu demektir ki, Korint kilisesine göre, Mektubun yazıldığı dönemde Yeni Ahit’in büyük bir çoğunluğu yazılmıştı ve kilisenin elindeydi:

II.Timoteyus 3: 14-15 Sense öğrendiğin ve güvendiğin ilkelere bağlı kal. Çünkü bunları kimlerden öğrendiğini biliyorsun. Mesih İsa'ya iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazılar'ı da çocukluğundan beri biliyorsun. 16 Kutsal Yazılar'ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. 17 Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.

 

Pavlus’a göre Kutsal Yazılardaki bilgiler, Tanrı adamının her iyi işte çalışması için donatılması için yeterlidir. Burada kullanılan donatılma kelimesi; tam olarak yeterli olma, mükemmel bir şekilde uyma anlamına gelmektedir. Bu da, bazı iyi işler için değil, ama her iyi iş için geçerlidir. Eğer bu Kutsal Yazılar, Tanrı adamlarının donatılması için (ihtiyarlar, pastörler) yeterliyse, farklı koşullarda olan bizler için de kesinlikle yeterlidirler.

 

Bu nedenle Yeni Ahit’teki peygamberlik armağanı kendisinin ötesinde başka bir şeye yani Kutsal Kitap’a işaret eder.

 

Şimdi bilinmeyen dillerle konuşma ve peygamberlik armağanını birbirleriyle olan yakın alakasını inceleyelim. Bu konu belki de Kutsal Ruh’un kilise içerisindeki işlevi konusunda en hararetli tartışmalara sebep olan bir konudur. Çünkü çoğu zaman bilinmeyen diller konusuna baktığımızda; sadece bilinmeyen diller üzerinde odaklanıyoruz. Bu tek kavramı tüm kutsal Yazıların içeriğinden çıkararak kendi başına inceliyoruz. Fakat bahsettiğimiz tüm bu armağanlar konusunda Kutsal Kitap’ın neler öğrettiğini iyi anlayabilirsek; bilinmeyen diller konusunu da, uygun bir bakış açısı ile ele alabiliriz.

 

Önce bir şeyi açıklamak gerekmektedir.

1-) Pentekost günü İsa Mesih’in ilk olarak RAB olduğunun bildirildiği gündür. Pentekost günü İsa Mesih’in açıkça “Her şeyin RABBİ olarak taçlandırıldığı” gündür. Pentekost günü İsa Mesih’in kanıyla yapılan Yeni Ahit’in tüm insanlara ulaştırıldığı gündür. Ve yine bu gün Mesih’teki Krallık Kurtuluşunun, yeni bir çağın artık toplumsal bir gerçek olduğu gündür. Bunun sonuçlarından bir tanesi de Pentekost gününün her şeyden öte İsa Mesih ile ilişkili olduğudur. Ve bundan doğan sonuç ile ilgili olarak da Kutsal Ruh ile ilgilidir. Eğer teolojik olarak söylemek gerekirse Pentekost günü ilk anlamda Mesihsel daha sonra Kutsal Ruh ile ilişkili bir kavramdır.

 

2-) Pentekost gününde gördüğümüz olaylar bu günkü Hristiyan yaşantı ve deneyimlerimizin her günü için bir geçerlilik ya da norm teşkil edemeyeceğini göz önünde bulundurmalıyız. Pentekost gününün Mesihsel olmasının getirdiği sonuç şudur: nasıl bir düğün evli çiftin yaşamında artık o güne mahsus bir özellikse, aynı şekilde Pentekost gününde olan olaylar da yalnızca o zaman ile kısıtlıdır. Ve bizlerin her günkü Hristiyan yaşantılarımız için geçerlilik ya da süreklilik teşkil etmez. Öyleyse armağanlara bakarken bunu aklımızda tutmamız gerekir.

 

Elçilerin İşleri 2: 1 Pentekost Günü geldiğinde bütün imanlılar bir arada bulunuyordu. 2 Ansızın gökten, güçlü bir rüzgarın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldurdu. 3 Ateşten dillere benzer bir şeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. 4 İmanlıların hepsi Kutsal Ruh'la doldular, Ruh'un onları konuşturduğu başka dillerle konuşmaya başladılar. 5 O sırada Yeruşalim'de, dünyanın her ülkesinden gelmiş dindar Yahudiler bulunuyordu. 6 Sesin duyulması üzerine büyük bir kalabalık toplandı. Herkes kendi dilinin konuşulduğunu duyunca şaşakaldı. 7 Hayret ve şaşkınlık içinde, "Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?" diye sordular. 8 "Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilini işitiyor? 9-11 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da, Pontus ve Asya İli'nde, Frikya ve Pamfilya'da, Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem Yahudi hem de Yahudiliğe dönen Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrı'nın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz." 12 Hepsi hayret ve şaşkınlık içinde birbirlerine, "Bunun anlamı ne?" diye sordular. 13 Başkalarıysa, "Bunlar taze şarabı fazla kaçırmış" diye alay ettiler.

 

İlk olarak bu ayetlerin istisnai karakterine bakalım:

2. ayette hızla esen rüzgarın,  bir evi dolduruyor.

 

3. ayette ateşten dillere benzer bir şeyin dağılarak herkesin üzerine indiğini görüyoruz. Bu sıra dışı olaylar bizlere, kilise tarihindeki çok istisnai bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Fakat sizlerin özel olarak dikkat etmeniz gereken şey şudur: Burada konuşulan diller gerçekte dünya üzerinde konuşulan dillerdir.

 

7. ve 8. ayetlerde “Bu konuşanların hepsi Galileli değil mi? Nasıl oluyor da her birimiz kendi dilimizi duyuyoruz?” diyorlar

 

Elçilerin burada konuşmuş oldukları diller, Tanrı tarafından esinlenmiş olan diller ya da hiç kimsenin anlayamayacağı  bir konuşma değildir. Tam tersine bunlar bilinen, tanınan ve anlaşılan dillerdir. Bu nedenle de elçilerin farklı dillerde söyledikleri şeylerin gerçek bir içeriği vardı.

 

Diğer yandan buradaki olay Elçinin Konuşması ve Partlar, Medler, Elamlılar, Mezopotamya'dan, Yahudiye ve Kapadokya'dan, Pontus ve Asya İli'nden, Frikya ve Pamfilya'dan, Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinden gelen değişik dilleri konuşan kimselerin; hem Yahudi hem de Yahudiliğe dönen Romalı konuklar, Giritliler ve Arapların her birinin Tanrı'nın büyük işlerinin kendi dilerinde konuşulduğunu işitmesi şeklindeydi. Yani burada öncelikle İşitme ya da Duyma armağanı görüyoruz.

 

Yeni Ahit’in topluma verilmesi neden kendisini farklı dillerde konuşma armağanı ile belirginleştirsin? Neden bu farklı armağan ile birlikte gelsin?

Elbette diğer uluslara gidip konuşmak için. Yani dillerle konuşma armağanı artık Tanrı kurtuluşunun belirli bir etnik grup ile kısıtlı kalmadığını, tüm uluslara açık olduğunu gösteriyor. İsa Mesih gelmiştir ve Kutsal Ruh Mesih’in kilisesine dökülmüştür. Ve artık Göklerin Egemenliğinin Müjde’si dünyanın tüm uluslarına, dünyanın dört bir yanına bildirilebilir.

 

İnsanın günahlı gururu Babil kulesini yapmasına yol açtı. Ve Tanrı buna cevap olarak da birbirlerini anlayamamaları için onların dillerini karıştırdı. İnsanın bozulmuşluğu ve düşmüşlüğü yüzünden artık birbirine yabancılaşmış ve farklı dillerde konuşan çeşitli uluslar ortaya çıktı (Tekvin 11:1-9).

 

İşte bu olaydan sonra Tanrı, İbrahim’i çağırarak bir Ahit yaptı. İbrahim’e söylediği şey şuydu: “Dünyadaki tüm uluslar, enin aracılığınla bereketlenecek” (Tekvin 12:3). Ve yine Tanrı İbrahim’in soyu aracılığıyla bu bereketin tüm uluslara ulaşacağını vaat etti. İşte Pentekost günü, Tanrı’nın İbrahim’e verdiği vaadin yerine geldiği gündür. Aynı zamanda Pentekost günü Babil kulesinin tekrar yıkıldığı, karıştırılan dillerin tekrar birleştirildiği gündür.

 

Şu soruyu kendimize soralım: Bahsettiğimiz tüm bu gerçek, kurtuluş Müjde’sinin bütün dünya uluslarının dillerinde bildirilmesinden daha güçlü bir şekilde nasıl ortaya konulabilirdi? Pentekost gününün dilleri, Pentekost mesajının çerçevesi içinde anlaşılarak yeryüzünün bütün halklarına ulaşılabilirdi.

 

Elçilerin İşleri 2: 14-15 Bunun üzerine Onbirlerle birlikte ayağa kalkan Petrus yüksek sesle kalabalığa şöyle seslendi: «Ey Yahudiler ve Kudüs'te bulunan herkes, bu durumu size açıklayayım. Sözlerime kulak verin. Bu adamlar, sandığınız gibi sarhoş değiller. Saat daha sabahın dokuzu! 16-17 Bu gördüğünüz, Yoel peygamber aracılığıyla önceden bildirilen olaydır: `Son günlerde, diyor Tanrı, tüm insanların üzerine Ruhumdan dökeceğim. Oğullarınız ve kızlarınız peygamberlik edecekler. Gençleriniz görümler, yaşlılarınız da düşler görecek. 18 O günlerde gerek erkek gerek kadın, kullarımın üzerine de Ruhumdan dökeceğim, onlar da peygamberlik edecekler.

Petrus burada, Yoel peygamberin sözlerinden alıntılar yaparak elçilerin neden farklı dillerde konuştuğunu açıklıyor. “Tanrı artık Ruhunu dökmüştür ve bu nedenle, bu insanlar farklı dillerde konuşmaktalar” demiyor. “Tanrı artık Ruhunu dökmüştür ve bu nedenle kişiler bilinmeyen dillerde konuşuyorlar” demiyor. Ama şunu diyor: “Tanrı artık Ruhunu dökmüştür ve bu nedenle kişiler peygamberlikte bulunuyorlar”

 

Yani Pentekost gününde gerçekleşen olaylar Petrus’a göre peygamberlik olayı ile çok yakından ilişkiliydi. Yani Peygamberlik ve Bilinmeyen Diller bir arada giderler. Bu nedenle peygamberlik hakkında daha önceden söylediklerimiz diller için de geçerlidir. Pentekost gününde konuşulan diller yine Pentekost gününe mahsus, geçici alametler ve harikalardı. Nasıl peygamberlik Yeni Ahit kilisesinin temeli olarak verildiyse, diller de bu kilisenin temellerini oluşturan peygamberliğin bir türü olarak verilmiştir.

 

Eğer bilinmeyen dillerin, peygamberlik olduğunu ve peygamberliğin de kilisenin temellerini oluşturduğunu anlarsak varmamız gereken kaçınılmaz sonuç, bu olacaktır.

 

Öyleyse Pentekost gününde konuşulan diller, yeryüzünde gerçek konuşulan dillerdi. Tanrı’nın kurtuluşunun artık tüm uluslara vaaz edildiğinin bir işaretiydiler. Bunlar da bir nevi peygamberlik biçimi olduklarından 1.yüzyıl kilisesi ile ilişkili geçici değere sahiptiler.

 

Elçilerin İşleri kitabının dışında Yeni Ahit’te diller armağanından bahseden tek yer I.Korintliler Mektubudur. Acaba Pavlus, I.Korintliler Mektubunda Pentekosttan farklı bir şeyden mi bahsediyor? Yoksa söyledikleri bizlerin şu ana kadar incelediğimiz, Elçilerin İşleri 2. bölümdeki ayetlerle uyum içinde midir? Bazı Hristiyanlara göre 14. bölümdeki ayetlerin bahsettiği diller, bilinmeyen dillerdir; insan dili ile bağdaşmayan, belirlenemeyen bir tür dua dilidir.

 

I.Korintliler 14: 1 Sevginin ardınca koşun ve ruhsal armağanları, özellikle peygamberlik yeteneğini gayretle isteyin. 2 Bilmediği dilde konuşan, insanlarla değil, Tanrı'yla konuşur. Kimse onu anlamaz. O, ruhuyla sırlar söyler. 3 Peygamberlikte bulunansa insanların ruhça gelişmesi, cesaret ve teselli bulması için insanlara seslenir. 4 Bilmediği dilde konuşan, kendi kendini geliştirir. Ama peygamberlikte bulunan, inanlılar topluluğunu geliştirir. 5 Hepinizin bilmediğiniz dillerde konuşmanızı isterim, ama peygamberlikte bulunmanızı yeğlerim. Diller inanlılar topluluğunun gelişmesi için çevrilmedikçe peygamberlikte bulunan, dillerde konuşandan üstündür. 6 Peki kardeşler, yanınıza gelip bilmediğim dillerde konuşsam, ama size Tanrısal bir esin, bir bilgi, bir peygamberlik sözü ya da bir öğreti ulaştırmasam, size ne yararım olur?

Bilinmeyen dillerle konuşan kişi, Tanrı’dan gelen bazı gizleri konuşur. Buradaki giz, Tanrısal esinlemenin içeriğini belirtir. Yani peygamberlik aracılığıyla açıklanan Tanrı gerçeğidir. Elçilerin İşlerinde olduğu gibi, Pavlus için de diller armağanı; peygamberlik ile ilişkilidir. 5. ayet “peygamberlik eden kişi, yabansı dillerde konuşandan daha değerlidir” diyor.

 

Bunu neden söylüyor? Bunun sebebi dillerle konuşmanın peygamberlikten çok farklı bir şey olmasından kaynaklanmaz. Dillerle konuşmanın belirli bir mesajı ve içeriği vardır. Fakat tercüme edilmezlerse anlaşılamazlar. Ve eğer anlaşılamazlarsa Mesih’in bedenini bina edemezler. Pavlus diyor ki: “Peygamberlik eden kişi, yabansı dillerle konuşandan daha önemlidir. Ama peygamberlik yapan kişi, yabansı dilleri biliyorsa; o başka”

 

Diğer bir deyişle, şayet bu diller çevrilip diğerlerine aktarılabiliyorsa dillerin de peygamberlikle eşit önemi ve eşit karakteristik özellikleri vardır. Bu bölümlerde ayetin vurguladığı şey dillerin, gerçekte konuşulan diller olduğudur. Bunlar tercüme edilebilen dillerdir. Ve Pavlus bunları peygamberlikle aynı düzeyde ele alıyor. Peki Pavlus neden tercüme edilemeyen dilleri, peygamberliğin altına koyuyor? Çünkü Mesih’in bedeninin bina edilmesi için Ruh’un mesajının anlaşılması gerekmektedir.

 

I.Korintliler 12. bölümde baktıklarımızı düşünürsek, Ruh’un armağanları ile kilisenin Mesih bilgisinde yetiştirilmesi ve bina edilmesi arasındaki ilişkiye değinmiştik. Kutsal Ruh armağanlarının ilk önce bireyler için değil ama ilk olarak en genel anlamıyla tüm beden için olduğunu belirtmiştik. Eğer beden tüm bunlardan faydalanamıyorsa armağanlar değerlerini yitirirler.

 

I.Korintliler 14:20-24 ayetleri “Bu mesaj anlaşılamazsa, diller armağanı imanlı olmayan kişiler için bir lanet haline gelir” diyor. Çünkü imanlı olmayan kişiler kiliseye girer ve bildirilmekte olan Tanrı’nın yüce işlerini anlayamazlarsa Mesih’e de gelemezler. Şayet bunları anlamış olurlarsa Mesih’e geleceklerdir. Ama tersi durumunda kişiler kiliseden ayrılacaklar ve Tanrı’dan ayrı oluş sebeplerinde daha da temellenmiş olarak kiliseden uzaklaşacaklardır. Bereket olması beklenen bir şey onları kayıplıklarında temelleştiren bir lanet olarak karşımıza çıkacaktır.

 

Bu nedenle altını çizmek gerekirse tüm Yeni Ahit boyunca diller, Kutsal Ruh’tan belirli bir mesaj ileten gerçek dillerdir. Peygamberlikle aynı karakterdedirler. Yani Rab’den gelen, esinlenmiş mesajlardır.

 

Yine tekrarlamak gerekirse diller; sadece ilk yüzyıl kilisesine verilmiş, Göklerin Egemenliğinin kurtuluşunu bildirmek üzere işaret olarak ortaya çıkmış bir kavramdır. Aslında diller armağanından, bu iki bölümün dışında başka hiçbir yerde bahsedilmemesi gerçeği ise; 1. yüzyıl kilisesinde bu dillerin ne kadar yaygın olduğundan da şüphe duymamızı gerektiriyor.

 

Bu ana kadar Yeni Ahit’te peygamberlik ve diller armağanından konuştuk. Bunların geçici karakterlerinden bahsettik. Peki tüm bunlar, peygamberlik ve diller armağanının bizlere söyleyecek bir şeyi olmadığı anlamını mı taşır? Hayır, bugün bizlere söylediği birkaç şey vardır. Peygamberlik ve dillerin, hayatlarımıza uygulanış alanı olarak gördüğümüz nokta vaaz verme konusudur. Peygamberliğin ve tercüme edilmiş dillerin bizlere gösterdiği en önemli şeylerden bir tanesi Tanrı’nın verdiği esinlemenin kilisenin yönlendirilmesinde ne kadar önemli olduğudur. Tanrı’nın esinlemesi olmaksızın Mesih’in bedeni bina edilemez. Bu nedenle eğer kilise, Kutsal Ruh aracılığıyla konuşan Rab’bini dinlemiyorsa demek ki, kilise bu sesi duyma ve tanıma yeteneğini giderek kaybetme tehlikesi içine girecektir.

 

Peki Kutsal Ruh’un esinlemesi, bugün nerede bulunuyor? Eski ve Yeni Ahit’ten oluşan Kutsal Yazılarda Kutsal Ruh’un tam olarak bulunuyor; bunların tamamı Kutsal Ruh’un eseninin ürünüdür. Kutsal Yazılar Mesih’in, kilisesine geçerli olmak üzere verilmiş esinlemesidir. Ve Tanrı’nın Kutsal Yazılarının içinde bulunan zenginliğin açılması ve kiliseye sunulması yine de Tanrı Söz’ünün sadık bir şekilde vaaz edilmesi ile gerçekleşecektir. Tanrı Sözünün içindeki zenginliğin, Tanrı halkına verilmesi ve uluslara ilan edilmesi vaaz şeklinde gerçekleşecektir.

 

Bu nedenle Reformasyon dönemindeki teologlar Kutsal Söz’ün öğretimine “peygamberlik” adını vermekten kaçınmamışlardı. Tabi ki onlar bunu yapmakla, Tanrı’nın Söz’ün vaaz edilmesiyle kiliseye yeni bir esinleme vermekte olduklarını kast etmediler. Reformasyon dönemindeki teologların Kutsal Sözlerin öğretimini peygamberlik olarak addetmelerinin sebebi Rab’bin Sözlerinin vaaz edilmesi aracılığıyla kilisesinin bina edileceğini düşünmelerindendir. Reform dönemindeki teologlar, her ne kadar yeni bir esinlemeye sahip olduklarını söylemeseler de peygamberliğin, Tanrı Söz’ünün vaazı ile bir manada eş anlamlı olduğunu biliyorlardı.

 

Bilmemiz gereken her şey (yani yaşamda nasıl davranmamız gerektiği, Tanrı önünde nasıl yürümemiz ve neye inanmamız gerektiği) bizlere kutsal Yazılarda verilmiştir. Eski ve Yeni Ahit’in yeterliliği konusunda Westminster İnanç Açıklamasının (I/6) ne söylediğine bakalım:

Tanrı’nın yüceliği, insanın kurtuluşu, iman ve yaşama ilişkin Tanrı’nın tüm öğüdü, Kutsal Yazı’da ya açık bir dille belirtilmiştir ya da gerekli ve iyi sonuçlar çıkartılabilecek bir şekilde yazılmıştır. Ruh’un yeni vahiyleri ya da insanların gelenekleri aracılığıyla Kutsal Yazıya hiçbir zaman hiçbir şey eklenemez...

 

Bence bu sözler Kutsal Yazıların yeterliliğini herhangi bir tanımdan çok daha güzel bir şekilde özetliyor. Kutsal Yazılar,kilisenin yaşamı ve öğretisi için kesinlikle yeterlidir. Bu nedenle vaaz aracılığıyla Kutsal Yazıların sadık bir şekilde açıklanması ve uygulanması kilisenin bina edilmesi için gerekli bir şarttır. İşte tam bu noktada her şey bizler için çok kişisel olur. Özellikle Tanrı’nın bizleri Söz’ün hizmetine çağırdığını hissediyor ve buna inanıyorsak...Tanrı’nın, kendini Söz hizmetine çağırmış olduğu kişiler için (bizler için); öncelikli olan şey, bu hizmetini vermeye çağırıldığımız Söz’ü tam olarak bilmektir. İsa Mesih’in kilisesini bina eden şey bu Söz’ün vaaz edilmesidir.

 

Yani Mesih’in kilisesi, Kutsal Kitap bilgisi aracılığıyla Rab’bi ile olan ilişkisinde büyüyecektir. Söz’ün hizmetlileri olarak bizler de bu Söz’ün bilgisine, çok yakından ve derin bir şekilde sahip olmamız gereklidir. Bu bilgiye sahip olmak demek, Tanrı’nın gerçeğini ve bu gerçeğin yaşantılarımızı nasıl değiştirdiğini anlamak demektir. Eğer yalnızca Söz’e sadık önderler (pastörler, dyakonlar, öğretmenler, ihtiyarlar) olursak Tanrı’nın, bizlerin yönetimine ya da bakımına verdiği insanları geliştirebiliriz. Eğer yalnızca Söz’e sadık Hristiyanlar olursak ailemizi, çocuklarımızı, akrabalarımızı, komşularımızı geliştirebiliriz. Kutsal Ruh esinlemesi aracılığıyla Mesih’in kilisesini bina eder.

 

Diğer bir deyişle Kutsal Ruh esinlemiş olduğu Söz aracılığıyla kilisesini yönlendirir. Kutsal Ruh, bu Söz’ü hayatlarımızdaki belirli durumlara uyarlayarak, yol göstererek bu bina etme olayını gerçekleştirir. Peygamberlik için söylediğimiz şeyler gibi, diller armağanı da kendisinden öte başka bir şeye işaret eder: O da, kilisenin bina edilmesidir.

 

Kutsal Ruh ve Dünya

Kutsal Ruh’un ilk görevinin Mesih’in işini alarak, bizlerin hayatlarına uyarlamak olduğunu gördük. Yani Kutsal Ruh’un, Mesih’i kiliseye tanıttığını, kiliseyi oluşturduğunu ve kilisenin üyelerini Mesih’in benzerliğine doğru değiştirdiğini söyledik. Fakat kişilerin hayatlarındaki bu değiştirici hizmet Kutsal Ruh’un hizmetinin tamamı demek değildir.

 

A-) Kutsal Ruh’un Tanıklığı:

 

Yuhanna 14: 15 «Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz. 16-17 Ben de Baba'dan dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek. Dünya O'nu kabul edemez. Çünkü O'nu ne görür, ne de tanır. Siz O'nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.

Mesih burada Baba’ya dönmek üzere konuşurken “O’nun Kutsal Ruh’u, Kendisinin bıraktığı yerden devam edecek” şeklinde bir şey söylüyor. Mesih’in, havariler için o ana dek yapmakta olduklarını O’nun gidişinden sonra da Kutsal Ruh devam ettirecektir. Bu ayetlerde İsa’nın Kutsal Ruh’a verdiği unvanı anlamak için üzerinde durmak gerekir.

 

16. ayette İsa: “Yardımcı” göndereceğini söylüyor. Bazı çevirilerde ise “Tesellici” olarak geçiyor. Fakat İsa’nın kullandığı “Parakletos” kelimesi “Bir kimseyi yanına çağırmak” anlamına gelen sözcükten gelir. Yani bir kimsenin, başka bir kimsenin yanına o kişiye yardım etmesi, koruması, teşvik ve teselli etmesi ve yönlendirmesi için gelmesi anlamındadır. Aslında bu kelime çok geniş kapsamlı anlamlara sahiptir. Tek bir kelime ile tercüme edilmesi çok zor olduğundan birçok Kutsal Kitap yorumcuları bu kelimeyi tercüme etmemeyi yeğliyorlar. Bu yüzden de tercüme etmeden “Başka bir Parakletos gönderecek” diyorlar. Bu kelimenin anlamı içerisindeki çeşitlilik bizlere Kutsal Ruh’un hizmetinin çeşitliliği hakkında da bir fikir vermektedir. Belki de bu nedenle kelimeyi tercüme etmeden bırakmak çok daha iyi olacaktır.

 

Parakletos’un hizmeti nedir? Hristiyan yaşamlarımızda bizlerin hayatına gelip ne yapıyor? Tabi ki bunun ne anlama geldiği kısmen şurada yatıyor: Kutsal Ruh, İsa Mesih’in öğrencilerinin yanlarına gelecek ve Mesih’in öğretilerini, onların yüreklerine yazacaktır.[17] Fakat Parakletos’un hizmetinin dünyayı ilgilendiren başka bir yanı daha var: İsa Mesih “... gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin” diyor (Matta 28:19) Mesih tarafından gönderilmiş olan bizler aslında Kendisine tanıklık etmek üzere dünyaya yollanıyoruz.

 

Ama Yuhanna Müjdesindeki ayetlerde söylenmek istenen İsa Mesih’e tanıklık edenlerin yalnızca bizler olmadığı, bizlerin Parakletos’u olarak Kutsal Ruh’un da bizlerle birlikte tanıklık ettiğidir. Kutsal Ruh, bizlerin tanıklığını alır ve bu tanıklık aracılığıyla günahlı insanların yüreklerini açarak bu insanların Mesih’e gelmelerini sağlar.

 

Yuhanna 15:26 Baba'dan size göndereceğim Yardımcı, yani Baba'dan çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman, O bana tanıklık edecek. 27 Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.

Burada gördüğümüz şey, Kutsal Ruh’un gelmesi ve Mesih’e tanıklık etmesidir. Çok dikkatli olmamız gereken bir noktadayız! Zira Kutsal Ruh’un tanıklık yapması, bizlerin tanıklığını gereksiz kılmıyor. Yani “Kutsal Ruh nasılsa tanıklık yapıyor. Ben bununla ilgilenmesem de olur.” diyemeyiz. Tam tersine, Kutsal Ruh bizlerin yetersiz kelimelerini alarak ve bunları güçlendirir, günahlı ve ölmekte olan insanları tekrar yaşama çekmek için kullanmaktadır.

 

Hristiyanlar olarak yaşadığımız en büyük sorunlardan ve hatta belki de bizlere bağışlanan en büyük lütuflardan bir tanesi de insanların yaşantılarını kendi kendimize değiştiremeyecek olmamızdır. Bizler bir başka kişinin hayatını değiştiremeyiz. Çünkü o kişinin yüreğine giremeyiz. Fakat Kutsal Ruh yanımıza gelerek ve Müjde bildirilerimizi kullanarak o insanların düşünüşlerini ve yüreklerini yeniler. Kutsal Ruh, bizlerin sözlerini aldığından ve bu sözleri o kişilerin yüreklerine koyduğundan, o insanlar da bunun aracılığıyla İsa Mesih’i yüreklerine alabilirler.

 

Yuhanna 16:7 Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, O'nu size gönderirim. 8 O gelince dünyanın günah, doğruluk ve gelecek yargı konusundaki suçluluğunu dünyaya gösterecektir. 9 Günah konusunda çünkü bana iman etmezler. 10 Doğruluk konusunda çünkü Baba'ya gidiyorum, artık beni görmeyeceksiniz. 11 Yargı konusunda çünkü bu dünyanın egemeni yargılanmış bulunuyor.

Bu ayetler daha detaylı olarak konuşmaktadır. İsa burada Parakletos’un tanıklığı konusunda 3 şey söylüyor.

 

1-) Kutsal Ruh bizlerin tanıklığını ve yaşamlarını, dünyanın kendi günahını görmesi için kullanır. Yani bunun anlamı şudur: Kutsal Ruh bizlerin tanıklığı aracılığıyla, insanların günahlılığını ve İsa Mesih’i kabul etmekteki isteksizliklerini kendilerine gösterecektir. Ve onların inançsızlık ve imansızlıklarını olduğu gibi açığa çıkaracaktır. Yani Tanrı’ya karşı bir günah ve başkaldırı tavrı içinde olduklarını gösterecektir. Bu nedenle bizlere şu vaat verilmiştir: Tanıklıklarımızı yaparken; Kutsal Ruh da bizlerin yanında, bizlerle birlikte çalışmaktadır. Bundan ötürü, bu kişiler; sonunda derler ki: “Benim içinde bulunduğum tavır; günahlılık ve başkaldırıdır”

 

2-) Mesih bizlere “Dünyayı, doğruluk konusunda yargılayacağını” söylüyor. Burada bahsedilen doğruluk, Mesih’in doğruluğudur. Yani Mesih’in ileri sürdüğü şeylerin doğruluklarından söz ediyor. Bunun anlamı şudur: Kutsal Ruh’un yüreklerinde çalıştığı insanlar gerçekten de İsa Mesih’in ileri sürdüğü Kişi olduğuna inanacaklardır. Bizler Mesih’in ölümünü ve dirilişini ilan ettikçe bu kişiler de tüm bunların, İsa Mesih’in Kendisi hakkındaki kanıtlar olduğunu göreceklerdir.

 

3-) Yine ayetler İsa Mesih’in insanlara yargı konusunda suçluluklarını göstereceğini söylüyor. Zira “Bu dünyanın egemeni, yargılanmış bulunuyor” diyor. Mesih’in iddia ettiği Kişi olduğu gerçeğinin mantıksal sonucu; şeytanın yenilmiş olmasıdır. Eğer İsa Mesih, ölümün gücünden kurtulmuşsa bu da demektir ki, şeytanın gücü kırılmıştır. Şayet İsa Mesih ölümden dirilmişse O, gerçekten de Rab’dir. Bu da demektir ki, her şey üzerindeki zafer O’na verilmiştir. İşte, bizler Müjde’yi bildirdikçe bu gerçeğin de insanların yüreklerinde algılanması söz konusu olacaktır.

 

Bu neden böyle olacaktır? Çünkü Kutsal Ruh, bu üç şeye tanıklık etmek üzere işlemekte olacaktır. Aslında bu da, Pentekost gününde Elçilerin İşleri 2. bölümde karşılaştığımız şey ile aynıdır. Petrus, önündeki kalabalığa ilk önce

a-) Onların günahlarına ilişkin gerçeği,

 

daha sonra onlara

b-) Mesih’in doğruluğunu,

 

son olarak da;

c-) Mesih ölümden dirildiği için şeytanın gücünün kırıldığını göstermektedir.

 

Fakat ilginç olan şey 2:37. ayette bu mesajın sonuçlarının neler olduğudur:

Elçilerin İşleri 2:37 Bu sözleri duyanlar, yüreklerine bir hançer saplanmış gibi oldular. Petrus ve öbür elçilere, ‘Kardeşler ne yapmalıyız?’ diye sordular.

 

Baba’nın seçtiklerinin yüreklerinde,Kutsal Ruh’un çalışması sebebiyle bu Müjde bildirisi belirli sonuçlara ulaşmaktadır. Çünkü Kutsal Ruh bu kişilerin yüreklerinde çalışarak onların kendi günahlılıklarını, Mesih’in ileri sürdüğü şeylerin doğruluğunu ve O’nun ölüm üzerindeki zaferini gösteriyor. Calvin’in, Yuhanna 16. bölümdeki ayetler üzerine çok ilginç olan bir yorumu vardır:

“Basit bir insanın sözleri, başka bir insanın yüreğine nasıl girebilir? Ve o insanın yüreğinde nasıl köklenebilir? Böylesine taşlaşmış bir yüreği, etten bir yüreğe bizlerin söylediği bir söz nasıl değiştirebilir? Bizlerin söylediği herhangi bir söz, bu kişileri Tanrı’ya nasıl yönlendirebilir?”

 

Çok açıkça algılandığı gibi bu, bizlerden kaynaklanan bir şey değildir. Fakat Kutsal Ruh bizlerin sözlerini alıp o sözlere Yaşam Verici özellikler eklemektedir. Bizlerin tanıklıkları belirli sonuçlar üretecektir. Çünkü, Kutsal Ruh’un tanıklığı ile birlikte bir arada bulunacaktır. Tabi ki, bu sonuçların her zaman bizlerin istediği gibi olacağı anlamına gelmez. Ama bildiğimiz ve emin olduğumuz şey bizler Mesih’e tanıklık ettikçe, Kutsal Ruh’un da işlemekte olduğudur. Bizler Mesih’in Müjde’sini bildirdikçe O da kilisesini mutlaka kuracaktır. İşte, Müjdeciliğin ve kilisenin olgunlaşmasının sırrı budur. Esas sır, bizlerin programlarında ya da metotlarında geliştirdiğimiz yöntemlerde yatmaz.

 

Ama tam tersine bu sır, Kutsal Ruh’un varlığının bizlerin güçsüz ve yetersiz kelimelerinde işlemesiyle gerçekleşir. Bu da bizlere kesinlikle sarsılmaz bir vaat olarak verilen şeydir. Bundan ötürü bu gerçek bizlere dışarı çıkarak çevremizdekilere tanıklık etmek için motivasyon sağlamalıdır. Tabi ki, bu bizlerin dışarı çıkarak kendi başarılarımızdan aldığımız sonuçlardan değil, Kutsal Ruh’un yanımızda oluşundan ve insanların günahlarını kendilerine göstermesinden onların yüreklerini değiştirebilmesinden kaynaklanır.

 

Burada Mesih’in bizlere sarf ettiği sözlerin gücünü görmeliyiz: Mesih aslında kendi içimizde hiçbir şeye sahip olmadığımızı söyler. Fakat Kutsal Ruh’un gücü öylesine güçlüdür ki, derin bir başkaldırı ve itaatsizlik içinde olan insanları Tanrı’ya aşık edebilir. Kutsal Ruh’un gücü öylesine güçlüdür ki, kendi yumruklarını tüm evrenin Yaratıcısı olan Tanrı’ya karşı kaldırarak yaşamını sürdürmekte olan insanların bileklerini bükerek, onları Tanrı’yı seven bir yaşama seviyesine getirebilir.

 

B-) Kutsal Ruh’un Aracılığı

 

Az önce Kutsal Ruh’un bizlerin zayıflığı aracılığıyla çalışmasına değindik. Bizler Yeni Ahit’e baktığımız sürece bu iki şeyi her an için bir arada görürüz. O da şudur: Bir yandan kendi güçsüzlüğümüzü, diğer yandan Kutsal Ruh’un gücünü... Bir başka şekilde anlatmak gerekirse, bir yandan Tanrı’nın gücünün ve görkeminin bizler içindeki çalışışını, diğer yandan da kendi güçsüzlüğümüzü fark ederiz. Tabi ki, bu güçsüzlüğümüz ya da bu güçten yoksunluğumuz hayatlarımızda birçok alanda kendini gösterir. Bu zayıflığın ve güçsüzlüğün kendini gösterdiği alanlardan bir tanesi duadır.

Kaçımız dua yaşantılarımızda öyle bir noktaya gelebildik ki, artık belli bir yerde: “Ben artık bu konuda ne için dua edeceğimi bilemiyorum” diyebilelim?

 

Ben Tanrı’nın isteğine göre dua etmek istiyorum. Fakat bu durumda Tanrı’nın isteğinin ne olabileceğini bile anlayamıyorum. Bu nedenle dua çoğu zaman zayıflıkla el ele gidiyor. Aslında her zaman el ele gittiğini bile söyleyebiliriz. Aslında bizler dua ettiğimizde Tanrı’nın gücünü arıyoruz. Ama aynı zamanda bizlerin sürekli olan zayıflığımızın içerisinde; Kutsal Ruh’un yaşantılarımızdaki hizmetinin ve derinliğinin farkına varabiliyoruz.

 

Romalılar 8: 22 Şimdiye dek bütün yaratılışın birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliriz. 23 Yalnız yaratılış değil, biz de, evet Ruh'un turfandasına sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inleriz. 24 Çünkü bu ümitle kurtulduk. Ama görülen ümit, ümit değildir. Gördüğü şeyi kim ümit eder? 8:25 Ama henüz görmediğimize ümit bağlamışsak, sabırla bekleyebiliriz. 26 Bunun gibi, Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder. Nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz, ama Ruh'un kendisi, sözle anlatılamayan iniltilerle bizim için aracılık eder. 27 İnsanların yüreklerini araştıran Tanrı, Ruh'un düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Tanrı'nın isteğine göre kutsallar için aracılık eder.

Belki de dua ederken belirli bir eğilim içerisinde olmamız gerekmektedir. Hristiyanlar olarak ne kadar olgunlaşırsak her alanda bizleri motive eden güçlerin de ne kadar günahlı olduğunun farkına varacağız. Hristiyan yaşantılarımızda ne kadar ilerlersek Tanrı’nın isteğini ne kadar az bildiğimizin de bilincinde olacağız. Belki de Tanrı’ya yaklaştıkça O’nun yüceliğinin ve sonsuz planının kapsamını fark ettikçe belirli durumlarda Tanrı iradesinin ne olduğunu anlamaktaki zayıflığımızın da o kadar bilincine varacağız. Kendi zamanının en ruhsallarından biri olan Pavlus bu ayetlerde “Bizler ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz” diyor. Bence bu iyidir. Zira Pavlus burada aslında Tanrı’nın planının kendi algılayışından ne kadar daha yüce olduğunun farkındadır. Tanrı’nın mükemmel planları ve bilgeliğine karşılık bizlerin anlayışının ne kadar kısıtlı olduğunu göstermektedir. İşte bu algılayamama anında Kutsal Ruh’un aracılık hizmeti değerini bulmaktadır.

 

26. ayette “Ruh’un Kendisi sözle anlatılamayan iniltilerle bizim için aracılık eder” dediğinde sizce ne demek istiyor? 15. ayette buna ilişkin bir anahtar verilmektedir:

Romalılar 8:15 Çünkü sizi tekrar korkuya götüren kölelik ruhunu almadınız, oğulluk ruhunu aldınız. Bu ruhla, ‘Abba, Baba!’ diye sesleniriz.

 

Ayet bizlere Kutsal Ruh aracılığı ile “Abba, Baba!” diye seslenebildiğimiz oğulluk ruhundan bahsediyor. İlginç olan şudur ki; ayet neredeyse Galatyalılar 4:6 ayetindeki aynı sözleri tekrar ediyor: “Öz Oğlu’nun ‘Abba, Baba’ diye seslenen Ruh’unu, Tanrı yüreklerimize gönderdi”

 

Bu ayetlerin ikisi de neredeyse tamamen aynıdır. Fakat birisinde “Abba, Baba!” diye seslenen Kutsal Ruh’un kendisidir, diğerinde ise “Abba, Baba!” diye seslenen bizleriz. Bunun sebebi de Kutsal Ruh’un bizlerin içinde yapmış olduğu işleyişidir.

 

Bir başka deyişle bizlerin yüreklerindeki Kutsal Ruh’un çalışması sonucunda “Abba, Baba!” diye seslenişi gerçekleşmektedir. Bizler aslında “Baba” diye seslendiğimizde bizlerin içindeki ve bizler aracılığıyla çalışan Kutsal Ruh’un kendisidir. 26. ayette gördüğümüz prensibin aynısı burada da mevcut. Bizler ne için dua edeceğimizi bilmediğimizde ve Tanrı’nın önüne bir bilinmezlikle çıktığımızda Kutsal Ruh’un işlevi bu noktada başlar.

 

Bizler Tanrı’nın karşısına zayıflığımızın müthiş bilinci ile gelmişsek ve Tanrı’ya “Baba, ne için dua etmem gerektiğini bilmiyorum ama Senin isteğin olsun!” demişsek, bu dua Kutsal Ruh tarafından Baba’ya yükseltilmektedir. İşte Kutsal Ruh, bizlerin aracılığıyla bu duayı ederken yanında bizleri de Baba’ya götürmektedir. Böylece Kutsal Ruh da bizlere Baba’ya nasıl dua etmemiz gerektiğini öğretmek üzere yanımıza gelir. Sözlerimizi, dualarımızı bizlerin yapabileceğinden çok daha sonsuz bir güçle donatır. Fakat bu ayetlerde bizlerin ifade ettiklerinden daha derin bir mana yatmaktadır. Bu ayetteki kelimenin tam tercümesi “Bir kimsenin yararına aracılık etmek” anlamındadır. Burada kullanılan kelime ile 34. ayette kullandığı kelime aynı yerden gelir:

Romalılar 8:34 ... Mesih İsa Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.

 

Mesih bizler için nasıl Tanrı’nın önünde bizleri kaldırarak bizler için aracılık ediyorsa, Kutsal Ruh da lütuf tahtının önünde bizler için aracılık etmektedir. Ayetin demek istediği şey şudur: Kutsal Ruh bizlerin güçsüzlüğünü ve ümitsizliğini alarak Baba’ya gidiyor. Daha sonra bu zayıflığı öyle bir güçlülüğe dönüştürüyor ki, bunu tarif etmeye hiçbir insan kelimesi yeterli olmuyor.

 

Diyebiliriz ki, Kutsal Ruh bizlerin lekeli ve buruşuk dualarını saflaştırıyor. Bunları düzelterek orada olmaması gerekenleri çıkarıyor. Dualarımızdan yanlış motivasyonları, bencil istekleri ve zayıflıklarımızı eliyor. Daha sonra bu saflaştırılmış duaları Baba’nın önünde, O’nun yüreğine dokunacak ve kabul edilebilecek bir hale getiriyor. Bu aracılık Mesih’in aracılığı olduğundan, bizlerin en iyi kalıplara oturtulmuş ve en iyi sözlerle düzenlenmiş dualarımızdan bile daha etkili olacaktır. İşte Kutsal Ruh’un bizlerin Parakletos’u olduğu kapsam bu kadar geniştir.

 

İhtiyacımız olduğu zamanlarda bizlerin yanına gelen Kutsal Ruh’un kapsamı budur. Aslında bu da bizlere dua hakkında çok önemli bir şey söylüyor. Duayı etkin kılan nedir? Duayı Baba ile bizim aramızda güçlü bir bağ haline getiren şey nedir? Dualarımızın etkinliğini belirleyen, bizlerin ne kadar yüksek sesle, belirgin olarak dua edişimiz veya iyi cümleler kurmamız değildir. Bizlerin dualarının uzunluğu ya da güçlülüğü yine bu duaları etkin kılmaz. Bazı kişilerin “Bizlerin dualarının kabul edilebilmesi için arzu ettiğimiz o objeyi, düşüncemizde belirgin bir şekilde odaklamalıyız” dediklerini duymuş olabilirsiniz. Bundan ötürü bazı insanlar “Tanrı mutlaka kesin istenmiş ve belirli dualara cevap verir. Tanrı çok genel dualara cevap veremez. Çünkü dua ederken mutlaka O’nun göz önüne alması gereken şeyleri söylemeliyiz” diyebilir.

 

Bazen de yeteri kadar imanla dua etmedikleri için bir kimsenin iyileştirilemediğini söyleyen kimseleri görebilirsiniz. Fakat bütün bu mantığın bizlere çizdiği resim bizlerden çok uzak bir Tanrı portresidir. Bu durumda bu Tanrı, öyle bir Tanrı oluyor ki, kendi çocuklarının dualarına cevap vermek için alçalıp aralarına gelmekten öte, bizlerin çok yüksek bir standarda kendisine çıkmasını bekleyen bir Tanrı resmi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani Tanrı’nın bizlere cevap vermesini sağlamak için adeta O’nun kolunu bükmemiz gerektiğini gösteren bir tablo sergilenmektedir.

 

Ama Kutsal Yazıların bizlere açıkladığı Tanrı; bizleri çok yoğun ve derin bir Sevgi ile seven bir Tanrı olduğudur. Bu nedenle dualarımızın etkinliğini belirleyen şey bizlerde var olan bir şey değildir. Tam tersine etkinliği belirleyen şey merhametli Baba’nın çocuklarına vermiş olduğu Kutsal Ruhudur. Dualarımızı etkinleştiren İsa Mesih’in bizlerin içinde ve bizler aracılığıyla yaptığı bu yakarış olayıdır.

 

C-) Eskatolojik Ruh

 

Eski Ahit’te gösterilen işaretlerden biri de bizleri bekleyen sonsuz Krallıkta, Kutsal Ruh’un tüm yaratılışa döküleceğidir. Kutsal Ruh’un yaratılıştan beri işlemekte olduğunu vurgulamıştık. Bu nedenle Kutsal Ruh’un varlığı ve koruyuculuğu sonucunda bizler her vakit, gün be gün yaşantılarımızı sürdürebildiğimizi belirttik. Fakat Kutsal Ruh’un şu anki aramızdaki varlığı Mesih’in ikinci gelişindeki varlığı ile karşılaştırıldığında hiçbir şey gibi kalır. Şu anki yaratılış Tanrı’nın Ruh’u ile, bilgisi ve görkemiyle dolup taşacaktır. Eski Ahit içerisinde bunların bir takım belirtileri ile karşılaşıyoruz. Fakat Yeni Ahit’te bunu daha belirgin olarak görebiliriz. Bu yüzden Kutsal Yazılardan Kutsal Ruh’un gelecekte sahip olacağımız kurtuluşun bir ön ödemesi olarak karşımıza çıktığını öğreniyoruz:

Efesliler 1:13 Gerçeğin ilanını, kurtuluşunuzun müjdesini duyup O'na iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh'la O'nda mühürlendiniz. 14 Ruh, Tanrı'nın yüceliğinin övülmesi için Tanrı'ya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir.

 

Kutsal Ruh, Tanrı’nın bizlere vaat ettiği kurtuluşun sonuca ereceğinin güvencesidir. Bu da bizlerin en güçlü güvencesidir. Yani bizlere vaat edilen bu son kurtuluş gerçekten de gelmektedir, yaklaşmaktadır. Niçin? Çünkü Tanrı bunu gerçekleştirmek için büyük bir adanmışlık içindedir. Tanrı buna doğru ilk ödemeyi yapmıştır bile. Peki bir ön ödemenin güvencesi nedir? Tanrı vaadini yerine getirecektir. Çünkü daha şimdiden Ruhunu vererek Tanrı buna kendisini adamıştır.

 

II.Korintliler 5: 2 şimdiyse göksel evimizi giyinmeyi özleyerek inliyoruz. 3 Onu giyinirsek çıplak kalmayız. 4 Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun. 5 İşte bizi tam bu amaç için hazırlamış ve bize güvence olarak Ruh'u vermiş olan Tanrı'dır.

Ayetler burada Mesih’in dönüşünde giyineceğimiz diriliş bedeninden bahsediyor. Ölüm, yaşam tarafından yutulduğunda bizlere verilecek olandan söz ediyor. Tabi ki bu bizlerin ümit ettiği bir şey. Peki, bedenlerimizin bu kurtuluşa gerçekten erişeceğine dair herhangi bir garanti nedir? Tabi ki Kutsal Ruh’tur. Kutsal Ruh adeta gelmekte olan Krallığın bize de ait olacağına dair kanıt olarak verilmiş bir depozittir. Kutsal Ruh’un en son zamanda bizlere verecek olduğu şey şu anda yaşantılarımızda yapmış olduğu hizmet kadar kesindir. Aslında ayet bizlere Kutsal Ruh’un gelmekte olan kurtuluşumuzun yalnızca bir ön ödeme garantisi olmadığını ama Kutsal Ruh’un bu son eskatolojik konuma ait olduğunu söylemektedir.

 

Bu yüzden diğer bir ayet de Kutsal Ruh’tan başka bir şekilde de bahsediyor. Kutsal Ruh’un sonsuzluğun turfandası olduğunu söylüyor:

Romalılar 8: 22-23 Şimdiye dek bütün yaratılışın birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliriz. Yalnız yaratılış değil, bizde, evet Ruh’un turfandasına sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inleriz.

 

Kutsal Ruh gelecekteki kurtarılışımızın ilk turfandası, ilk meyvesidir. Kutsal Yazılardaki “turfanda” ilk meyvenin anlamı hasat zamanında alınan ilk ürünler demektir. Yani hasat zamanı geldiğinde buğday tarlasından alınan ilk buğdaylar anlamına gelir. Ya da elmalar olgunlaştığında; ağaçtan alınan ilk meyveler demektir. Burada kullanılan Eski Ahit’ten geldiği için buradaki “turfanda” kelimesinin içinde “artık hasadın başladığı” anlamı yatmaktır. Bu yüzden de aslında ilk meyveler ya da turfandalar hasadın ön tadımlık olayları değil ama gerçekte hasadın başlanmış olduğu ve hasadın kendisine ait olan meyveleridir.

 

Bu ayetlere baktığımızda şunu görebiliyoruz ki, hasat başlamıştır. Çünkü Kutsal Ruh bize verilmiştir. Kutsal Yazılardan insanın günahlılığını ve düşmüş bir yaratılış içerisinde acı ile yaşadığını, zayıflıklarımızın sonuçlarından ortaya çıkan bir ortamda yaşadığımızı öğreniyoruz.[18] Fakat bu düşmüş yaratılış içerisinde yaşamakta olduğumuz anda bile yeni yaratılışın ilk meyveleri bizlerin içinde bulunmaktadır. Kutsal Kitap hasat zamanından bahsettiğinde çoğunlukla Mesih’in gelişinden söz etmektedir (Matta 13:37-42). Mesih döndüğünde hasat gerçekleşecektir.

 

Belki biraz anlaşılması zor bir kavram gibi gözükse de, içinde biraz gizem olan bu öğreti açıkça Kutsal Yazılardan yalnızca sonsuzluğun ve bu hasadın ön tadına sahip olmadığımızı ama gerçekten gelecekteki bu eskatolojik gerçeğin ilk ürünlerinin içimizde olduğunu göstermektedir.

 

Sonsuzluğun turfandasına sahip olmamız demek, Tanrı’nın bu Krallık içerisinden bir parçayı alıp, zaman içerisinde geriye atması demektir. Sonsuz Krallıkta tüm yaratılış, Kutsal Ruh’un dökülmesi ile tanımlanacaktır.

 

Kutsal Ruh içimizde yaşadığından dolayı bizlerin de gelecekteki sonsuzluktan bir parçası içimizde bulunuyor demektir. Diyebiliriz ki, aslında şu andaki varlığımız bile sonsuzlukla yüklüdür. Ve bu gerçek üzerinde düşüncelerimizi odaklaştırmak bizlere bu Krallığın doluluğuna yaklaşan hayatlarımız süresince gün be gün, inanılmaz bir güç ve yardım kaynağı sağlayacaktır.

 

Şu anda karşılaştığımız problemlerimizden bir tanesi şudur: Gündelik yaşamlarımızın içinde öylesine yorulmuş ve onlara öylesine kapılmışız ki, önümüzdeki amacı ve ümidi belki de unutuyoruz. İşte bu yüzden o ya da bu problem bizlerin kaygılanmasına ve canımızın sıkılmasına sebep oluyor. Veya belirli bir konumdan ötürü bizler huzursuz olup sinirleniyoruz.

 

Fakat Kutsal Yazılar bize diyor ki, Tanrı bizleri bu gelecekteki Krallığa yöneltmek için bizlerin yüreklerine Krallığa ait bir parça koymuştur. Bu da bizlere şu anda içinde bulunduğumuz sorunlara ve güçlüklere doğru bir bakış açısı ile yaklaşmamıza yardım edebilecek çok güçlü bir etkendir.

 

Bu nedenle eskatolojik bir Ruh olarak Kutsal Ruh’un yüreklerimizde yaptığı hizmet bizlerin yüreklerini geleceğe, sonsuzluğa doğru çevirmektedir. Fakat Kutsal Ruh’un gelecek hizmeti de ikinci Mesih’in gelişinde gerçekleşecektir. Romalılar 8. bölümde bundan başka Tanrı, İsa’nın bedenini nasıl ölümden diriltti ise, bizlerin bedenlerini de İsa Mesih geldiğinde yine ölümden dirilteceğini öğreniyoruz:

Romalılar 8: 10 Eğer Mesih içinizde ise, bedeniniz günahtan ötürü ölü olmakla beraber, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir. 11 Mesih İsa'yı ölümden dirilten Tanrı'nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih'i ölümden dirilten Tanrı, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.

 

Yine burada İsa Mesih’le, Kutsal Ruh arasında bir ilişki görüyoruz. Bizler İsa Mesih’e imanla birleştirildik. Bu nedenle de Kutsal Ruh, İsa Mesih yücelip mezardan kalktığındaki gibi bir işi gelecekte bizlerde de yapacaktır. Bundan ötürü Tanrı’nın gelecekte bizler için saklamış olduğu her şeyin turfandası olan Kutsal Ruh aynı zamanda bizleri de bu son eskatolojik konuma yönlendirecek Ruh’tur.

 

1.Korintliler 15: 42 Ölülerin dirilişi de böyledir. Beden çürümeye mahkûm olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir. 43 Düşkün olarak gömülür, görkemli olarak diriltilir. Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir. 44 Doğal bir beden olarak gömülür, ruhsal bir beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır. 45 Nitekim şöyle yazılmıştır: «İlk insan Âdem, yaşayan bir can oldu.» Son Âdem ise yaşam veren bir ruh oldu.

Ayetler yine burada son zamanlarda ortaya çıkacak bir gerçeği tarif etmek için “hasat”[19] benzetmesini farklı bir şekilde kullanmaktadır. Bizlerin bedenleri yok olacak bir konumda gömülür. Bu nedenle de bedenlerimiz öldüğümüzde toprağa gömülür ve çürür. Doğal bir beden gibi bedenlerimiz onursuzluk içinde gömülür. Doğal bedenlerimiz dediğimizde Ruh’la karakterize edilmemiş bedenleri kast ediyoruz. Fakat Mesih döndüğünde Kutsal Ruh bizlerin bedenlerini çürümez, görkemli ve güçle donatılmış olarak tekrar karakterize edecektir.

 

Peki bu çürüyen ve çürümeyen beden arasındaki farklılığın sebebi nedir? Ya da hem onursuz-görkemli, hem zayıf-güçlü beden arasındaki farklılık nedendir? Bunun cevabını 44. ayette görebiliyoruz. Çünkü bizler için, gelecekte saklı olan ruhsal bir beden vardır. Tabi ki, bunun anlamı artık fiziksel olan bir bedene sahip olmayacağımız şeklinde değildir. Bedenden kalkacak olan bizlerin fiziksel bedenleri olacaktır. Fakat bu bedenlerimiz tamamıyla Kutsal Ruh tarafından güçlendirilmiş; Kutsal Ruh’un yönlendirişine uydurulmuş olacaktır. İşte, bizleri sonsuzlukta bekleyen gelecek budur. Ve işte, Kutsal Ruh’un hizmetinin turfandalarının bizlere gösterdiği gelecek de budur. 44. ayetteki “Beden” kelimesinin tekil olduğuna dikkat ediniz! Ayetin bahsettiği tek bir “Beden” kelimesinde kasdedilen kimdir? Tabi ki, bir anlamda bizlerin bedenlerinden bahsediyor. Ama ilk olarak 45. ayette; İsa Mesih’ten ve O’nun Bedeninden bahsedildiğini görüyoruz. Bu nedenle İsa Mesih, Kutsal Ruh’un gücü ile değiştirilmiş bir bedenle ölümden dirildi. Ve bu fiziksel beden tamamıyla Kutsal Ruh ile doluydu. Dirilmiş olan Mesih’in insan varlığı öylesine büyük bir yoğunlukla Kutsal Ruh ile tanımlanmıştı ki, artık varlığı insansal değil ruhsal olarak tanımlanmaktadır.

 

Ayetlerin bizlere anlattığı şeyin yoğunluğunu iyi anlamak için üzerinde tekrar düşünürsek; Diriliş sabahında, mezarından dirilen bu fiziksel beden tamamıyla Kutsal Ruh ile uyum sağlanmış bir bedendir. İşte, bizlerin insanlığı Kutsal Ruh’un varlığına mükemmel bir şekilde ayarlanmış olacaktır. İşte, bu insan bedeni artık sonsuz bir derecede Kutsal Ruh’un varlığı ile güçlendirilmiştir. İşte Tanrı, Mesih’te bizlerin günahlı doğasına bunu yapmıştır. Bizlerin bozulmuşluğunu derinliklerden aldı, kutsallaştırdı ve onu en yüce göklere çıkardı.[20] Bizim insanlığımızı, Tanrı Ruhunun tapınağı haline getirdi.[21]

 

Yine dikkat etmeliyiz ki, Kutsal Ruh’un hizmeti sonsuzlukta bile hala Mesih’in hizmeti ile ilişkili olacaktır. Yani son Adem olan İsa Mesih yine aynı ruhsal gerçeği bizlere verecektir. Bu gerçek de cennette kendisini tanımlayacaktır. Mesih’in hizmeti ile Kutsal Ruh’un hizmeti cennette o kadar yakından ilişkide olacaktır ki, Mesih artık bizler için Yaşam veren bir Ruh olacaktır (I.Korintliler 15:45). İsa Mesih bu dirilmiş bedenini ortak olmak için bizlere verdiğinde bu bedeni dirilten Ruhu da vermektedir. Şu anda İsa Mesih’in, Baba’nın sağında bulunduğu konuma biz de O’nun ikinci gelişinde Ruh aracılığıyla sahip olacağız. Bu, günümüzde hayatlarımızda yaşadığımız problemleri gerçekten de doğru bir bakış açısına sokacak olan bir vaattir.

 

Mesih’in ikinci gelişinde O’nun benzerliğine dönüştürülme çağrısı bizlerde tamamen gerçekleştirilmiş olacaktır. Şu an için sadece bir hedef olarak baktığımız o benzerlik Kutsal Ruh’un bizlerin içinde gerçekleştirmek üzere olduğu hizmet O’nun ikinci gelişinde tamamlanacaktır. Ve yine Mesih’in dönüşünde Kutsal Ruh O’nu, tam olarak yüceltecektir. Çünkü Mesih’e ait olanı alıp bizlere, yani O’nun halkına verecektir. I.Korintliler 15:49 ayetinde bir vaat olarak söylenmiş sözler bizler için sonsuz bir gerçek haline gelecektir:

I.Korintliler 15: 49 Bizler topraktan olana nasıl benzer idiysek, göksel olana da benzeyeceğiz.



[1] Günümüz biliminin öne sürdüğü varsayımlardan bir tanesi ise şöyledir: içinde yaşadığımız bu dünyanın kendi içerisinde bir güç üzerine kuruludur. Böylece evren şu anda varlığını sürdürmektedir. Zira evrenin bu varlığının sürdürülmesine sebebiyet veren bazı yasalar çalışmaktadır. Bu nedenle şayet Tanrı varsa bile, Tanrı’nın varlığı yaratılışın içerisindeki olayların gelişimini, ilerleyişini etkilememektedir. Bunun sonucunda da bilim, artık Tanrı’yı tüm bu kavramların içerisinden çekerek; bir kenara koymuştur.

[2] Westminster İnanç Açıklaması X; XVI/7

[3] Böylece Tanrı, İsrail’e diğer ulusları aşılıyor (Romalılar 11:11-18). Bunun neticesinde yaratılış düşüşten önceki mükemmelliğine doğru ilerlemektedir (Galatyalılar 3:28, Efesliler 2:14-17; 4:13, Koloseliler 3:11).

[4] Yaşamımda öğrendiğim en önemli şeylerden bir tanesi, yaşantılarımızın her saniyesi için Tanrı’ya ne kadar çok teşekkür etmemiz gerektiğinin farkına varmak oldu. Depremden (1999) sonraki her günde hayatta olup-olmayacağımı düşündüm. Bu sırada yeni bir bebek bekliyor olmamız endişemi iki katına çıkardı. Bu günlerin sonunda, kendimi şu duayı ederken gördüm: “Tanrım! bir gün daha yaşamama izin verdiğin için teşekkür ederim!” Aslında bu duayı hayatlarımızın her günü için etmeliyiz. Çünkü varlığımızın her saniyesi, Kutsal Ruh’un bu yaradılışı koruma mucizesinin bir sonucudur.

[5] Romalılar 8:9, Filipililer 1:19

[6] Heidelberg İlmihali 21, 24, 54, 70, 86

[7] Heidelberg İlmihali 12-18; Westminster İnanç Açıklaması VIII

[8] Yuhanna 5:19, 43; 8:28, 38; 10:37; 15:10 (10:15; 20:21) 14:9-11; [Yuhanna 10:30, 38; 15:16, 23; 16:15, 28, 32; 17:11, 20, 22]

[9] Heidelberg İlmihali 24; Westminster İnanç Açıklaması III/6

[10] Çünkü Tanrı dünyanın zayıf gördüklerini seçmekten hoşnut olmuştur (I.Korintliler 1:18-25). Öyle ki, Tanrı’nın gücü güçsüzlüğümüzde görünsün (II.Korintliler 12:9-10). Bütün bunlar da Tanrı’nın en zayıf varlıklar olan bebeklerde bile nasıl gücünü gösterip, hamdini duyurduğunu anlamamıza yardımcı oluyor (Mezmur 8). Tanrımız zayıflarımızda gücünü gösteren Tanrı’dır (İbraniler 11:33-34). Bu da “Tanrı Gücümüzdür” dediğimiz şeydir (Çıkış 15:2, II.Samuel 22:33, Mezmur 28:8; 46:1; 73:26; 81:1; 89:21). Aynı şekilde Tanrı, zayıf olan İsrail halkı aracılığı ile gücünü uluslara göstermeyi seçti (Tesniye 4:37-39; 9:1).

[11] Romalılar 5:14-18, I.Korintliler 15:20-23, 45-49

[12] Heidelberg İlmihali 32

[13] Westminster İnanç Açıklaması XIII, Westminster Uzun İlmihal 75, 77-78

[14] Westminster İnanç Açıklaması XI, Uzun İlmihal 69-71, Heidelberg İlmihali 60-61

[15] Heidelberg İlmihali 65. Yalnızca imanla Mesih’e ve O’nun bereketlerine paydaş olduğumuzdan öyleyse bu iman nereden gelir? Kutsal Müjdenin vaaz edilmesiyle yüreklerde iman var eden Kutsal Ruh, kullandığımız sakramentler aracılığı ile imanı tasdik eder. 66. Sakramentler nedir? Sakramentler görmemiz için kutsal işaret ve mühürlerdir. Bizlerin bunları kullanmasıyla Müjde’nin vaadini daha iyi anlamamızı sağlasın ve bu vaade mührünü koysun diye Tanrı bunları teşkil etmiştir. Ve Tanrı’nın Müjde’sinin vaadi budur: Yalnızca lütuf ile Mesih’in çarmıhta tamamladığı eşsiz kurban sebebiyle günahlarımızın affı ve bize sonsuz yaşam vermesidir. 67. Söz ve Sakramentler imanımızı kurtuluşumuzun tek temeli olarak İsa Mesih’in çarmıh üzerinde kurban oluşuna odaklama amacında mıdır? Doğru! Kurtuluşumuzun tamamının Mesih’in çarmıhtaki tek kurban olmasına dayandığını Müjde’de Kutsal Ruh bize öğretir ve kutsal sakramentler aracılığı ile bizi bundan emin kılar. 68. Yeni Antlaşmada Mesih’in teşkil etmiş olduğu kaç sakrament vardır?

İki: Vaftiz ve Rabbin Sofrası.

[16] Çıkış 4; 15:11, Mezmur 77:11; 78:12, 43; 105:27; 106:7; 135:9

[17] Hezekiel 36: 26 Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. 27 Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.

[18] Matta 23:27, Romalılar 8:20-21, II.Korintliler 12:21, Galatyalılar 5:19-21, Efesliler 5:3, Titus 3:3, Yakup 1:21

[19] Yuhanna 12:24 «Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır. Ama ölürse çok ürün verir. I.Korintliler 15:36 Ne akılsızca bir soru! Senin ektiğin tohum ölmedikçe yaşama kavuşmaz ki!

[20] Efesliler 2:6 Tanrı bizi Mesih İsa'da, Mesih'le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu.

[21] I.Korintliller 3:16 Tanrı'nın tapınağı olduğunuzu, Tanrı'nın Ruhunun sizde yaşadığını bilmez misiniz?