Hristiyanlıkta

ONDALIK, SUNU VE SADAKA

 

 

“Dünyasal zenginlik ve mal konusunda Kutsal Kitap’a göre edinmemiz gereken yüreğin ne olduğu ve Hristiyanlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka hakkında bir araştırma”

 

KONU:

1-) “Ondalık-Sunu-Sadaka” hakkında “çoğu insan neden maddi kurbanlar ver[e]miyor?” sorusundan yola çıkarak; bunların ne olduğu, neden verildiği konusunu açıklığa kavuşturmak; ve böylece bu kurbanların ne olduğunu anlatmaya ya da Kutsal Kitap’ta olduğunun ispatına kalkmadan; “'Verme' konusunda değişmesi gereken yürek tutumu” hakkında Kutsal Kitap’ın, Hristiyanlara kazandırmak istediği yürek tutumu ve berekti doğru anlamak.

 

2-) “Hristiaynlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka” konusuna bakarak, bu konddaki ilgisizliği, isteksizliği, kararsızlığı, bilgisizliği ve/veya umursamazlığı ortaya çıkarmak.

 

 

Kiliseye giden pek çok insan bir araştırmacı ya da bir pastör kadar olmasa da, ondalığın ‘kiliseye verilmesi gereken bir şey’ olduğunu bilir. Ancak çok az insan ondalığını samimi­yetle yerine getirir. Çünkü bu konuda pek çok kimse “bilgi eksikliğinden” daha fazla “ilgi eksikliği” ile yaşamaktadır.

 

“Maddi kurbanlar” konusunda Kutsal Kitap’ın bakış açısını gözden geçirerek, bu bereketin inanan kişilerin hayatında yeleşmesi gerekmektedir.

 

Kilise hizmetim boyunca Kutsal Kitap’a dair pek çok soru ile karşılaştım. Ancak “maddi kurbanlar” konusunda araştıran, düşünen ve soran kimselerle pek karşılaşmadım [“hiç” denecek kadar].

 

 

I./ Maddiyat ve Zenginliğe Bakış

 

 

Yakup 1:9-10 Düşkün olan kardeş kendi yüksekliğiyle, zengin olan ise kendi düşkünlüğüyle övünsün. Çünkü zengin adam bir kır çiçeği gibi solup gidecek.

 

Eğer bir kişi fakir ise, yani toplumdaki en alt tabakadan biri ise Tanrı’da sahip olduğu sonsuz zenginliğe bakarak sevine­bilmelidir. Böyle bir kişi Mesih’teki gerçek zaferine bakarak, Mesih’teki yaşamında övünerek dünyasal yaşamında bu teş­vik ile devam edebilir. Ve eğer bir kimse zengin ise toplum­daki konumuna bakarak değil, Tanrı’daki gerçek zenginliğe bakarak sevinmelidir. Bu ayetlerde dünyada daima var olan hem zenginlere hem de fakirlere ruhsal zenginliğe bakarak yaşamaları teşvik edilmektedir.

 

Diğer yandan zengin adam sahip olduğu varlıklara bakarak gurura kapılabilir; ve bu zengin adamın sahip olduğu malların çokluğu bu kişide daha fazlasını arzulatan bir açgözlülüğe dönüşebilir ya da “her şeyim var; hiçbir şeye ihtiyacım yok” şeklinde maddiyata güven ve Tanrı’yı umursamama ya da Tanrı’ya ihtiyaç duymama günahına sebep olabilir. Benzer şekilde fakir kişi de başkalarının malına göz dikme günahına düşebilir ya da fakirliğin kendisini yücelterek gurura düşebilir ya da maddiyata odaklandığı için fakirliğini Tanrı’ya isyan sebebi olarak kullanabilir.

 

Böylece bu ayetlerde kişilerin ister zengin ister fakir olsun, sadece Tanrı’ya bakarak, Tanrı’nın krallığındaki gerçek ko­numlarına bakarak hayatı doğru bir şekilde yorumlamaları is­tenmektedir. Hem zengin ve hem fakir adamın bu dünyadaki hayatlarını ancak bu şekilde Tanrı’yı hoşnut eden, bereketlen­miş bir şekilde yaşayabileceklerini görüyoruz.

 

Yakup Mektubunun sonraki ayeti şöyle devam ediyor:

Yakup 1:11 Güneş yakıcı sıcağıyla doğar ve otu kurutur. Otun çiçeği düşer, görünüşünün güzelliği yok olur. Zen­gin adam da aynı şekilde kendi uğraşları içinde sola­caktır.

 

Yakup 1:11 ayeti bize Matta 19:16-24 ayetlerini hatırlatmak­tadır:

Matta 19:16 Adamın biri İsa'ya gelip, "Öğretmenim, son­suz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?" diye sordu.

17 İsa, "Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?" dedi. "İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyor­san, O'nun buyruklarını yerine getir."

18-19 "Hangi buyrukları?" diye sordu adam. İsa şu kar­şılığı verdi: "'Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin' ve 'Komşunu kendin gibi seveceksin.'"

20 Genç adam, "Bunların hepsini yerine getirdim" dedi, "Daha ne eksiğim var?"

21 İsa ona, "Eğer eksiksiz olmak istiyorsan, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle" dedi.

22 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.

23 İsa öğrencilerine, "Size doğrusunu söyleyeyim" dedi, "Zengin kişi Göklerin Egemenliği'ne zor girecek.

24 Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliği'ne girmesinden daha kolaydır."

 

Yakup 1:11 ayetine tekrar dönersek “Zengin adamın mad­diyat ve daha fazlasını biriktirme uğraşısının ona bir fayda sağlamayacağı” vurgulanmaktadır. Bu ayetin öznesi “zengin bir adam” değil “zenginliğe gönül bağlamış bir adam”dır. Yani bu ayet dünyasal anlamda zenginliği yargılamıyor; ama bu ayet yüreğinde ilk yeri Tanrı’ya değil maddiyat ve zen­ginliğe vermeyi; yüreğinde ilk önceliği Tanrı’ya vermemeyi yargılıyor.

 

Böylece Matta 19:16-24 ayetleri de tam da bu konuya dikkat çekiyor. Bu ayetlerdeki zengin adam Tanrı’nın yasasından haberdar bir kişidir. Bu zengin adam “kendine göre” Tan­rı’nın emir ve yasaklarına uyduğunu düşünmektedir. Bundan daha da öte giderek “bunların hepsini yerine getirdim” şek­linde bir kendine güven ile kendinde bir eksik görmemek­tedir. Ancak Mesih bu kişinin yüreğindeki maddiyat tutku­sunun ne aşamada olduğunu göstermek için “varını yoğunu satıp beni izle” dediğinde adam “üzüntü içinde” oradan ayrı­lıyor. Bu olay gösteriyor ki, bu zengin adam henüz “karşım­da başka ilahların olmayacaktır” diyen ilk emri bile yerine getirememiştir.

 

Böylece bu adamın ilk sorusuna baktığımızda “sonsuz ya­şam” ile ilgili iken Mesih’in cevabından sonra o kişinin son­suz yaşama olan ilgisinin maddiyat kaygısı ile yer değiştir­diğini görmekteyiz.

 

Böylece Yakup 1:11 ayetinde “otun kuruyup, güzelliğinin kısa bir zamanda yok olması” örneğine tekrar döndüğümüz­de, yüreğinde ilk önceliği Tanrı’ya vermeyen kişinin benzer şekilde kendi uğraşları ile yok olup gideceğini okuyoruz. Mesih’in konuştuğu zengin adamın durumu da tam olarak böyledir (Matta 19:16-24). Bu zengin adamın sonsuz yaşam ile ilgili merakı bir anda mal varlığını kaybetme korkusunda yenik düşmüştür.

 

Bu yüzden “devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliği'ne girmesinden daha kolaydır” ifadesi ile “Zen­gin adam da aynı şekilde kendi uğraşları içinde solacaktır” ifadesi birbiri ile örtüşmektedir. Matta 19. bölümde geçen bu olayda Mesih, Tanrı öncelikli yaşamayan zengin adamın Göklerin Egemenliğine giremeyeceğini söylerken Yakup 1. bölümde Tanrı öncelikli yaşamayan zengin adamın zenginlik için olan bu çabasının sonsuz yaşamın önüne geçtiğini oku­yoruz. Böylece Yakup 1. bölümdeki bu zengin adamın Gök­lerin Egemenliğinde bir yıldız gibi parlamak yerine solup gideceğini okuyoruz.

 

Bütün bu gerçekler bizlere, dünyasal zenginlik hakkında dü­şünmeden önce “sonsuz yaşam ve sonsuz yaşamın zengin­liği” hakkında düşünmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu durumda sadece dünyasal zenginliğe değil; bu dünyadaki ne­fes aldığımız zamanın tamamına sonsuzluktan, sonsuz ya­şam açısından bakmamız esas olacaktır.

 

Matta 19. bölümdeki zengin adam şüphesiz ki, Tanrı’dan da Tanrı’nın yasasından da haberdardı; Tanrısal yaşama dair bir şeyler biliyordu. Ancak bu zengin adam “kendine göre” Tan­rı’nın emir ve yasaklarına uyduğunu düşünürken gerçekte olan şey onun Tanrı’ya ve Tanrısallığa dair bilgisini ve pra­tiklerini dünyasal zenginlik yönlendirmekteydi. Yani bu adam “Tanrı’ya göre” değil, “kendine göre” iyi/doğru olanı yapıyordu.

 

Bu zengin adam dünyanın şimdiki haline sonsuzluktan –Me­sih’in mutlak zaferinden– bakabilseydi, zenginliği ve malları varken hiçbir şeyi yokmuş gibi yaşayabilecekti. Böylece ha­yatı “kendine göre” değil, “Tanrı’ya göre” değerlendirebile­cekti.

 

Korintliler Mektubu da benzer bir yaklaşım içinde yaşamayı teşvik etmektedir:

I. Korintliler 7:29-31 Kardeşler, şunu demek istiyorum, zaman daralmıştır. Bundan böyle, karısı olanlar karıları yokmuş gibi, yas tutanlar yas tutmuyormuş gibi, sevi­nenler sevinmiyormuş gibi, mal alanlar malları yokmuş gibi, dünyadan yararlananlar alabildiğine yararlanmıyor­muş gibi olsunlar. Çünkü dünyanın şimdiki hali geçicidir.

 

Bu ayetlerde kişilere evlenmemeleri ya da malk mülk edin­memeleri telkin edilmiyor. Ancak bu dünyasal yaşamdaki ge­reklilik ve ihtiyaçların bütün yaşamın esas amacı haline dö­nüşme riskine karşı kişiler uyarılmaktadır.

 

Bu yaşamdaki gereklilik ve ihtiyaçlar, eğer Tanrı’ya ve Sö­zü’ne göre yaşamazsak daima taşınması zor bir yük haline dönüşmesi riski vardır. Böylece gereklilik ve ihtiyaçlar “da­ha iyi araba, daha büyük ev, daha uzun vadeli yatırımlar” gibi listeyi uzatabileceğimiz birçok önceliklere dönüşebilir­ler. Bütün bu yükler de kişileri Tanrı’ya karşı sorumluluktan alıkoyacak, kişilerin Tanrı’nın işini yapmaları önünde engel teşkil edecektir.

 

Böylece I. Korintliler 7. bölümdeki “Çünkü dünyanın şim­di­ki hali geçicidir” uyarısından sonra geriye kalan ayetlere baktığımızda bu yaşam ile ilgili şeyler hakkında “kaygısız olma” uyarısının (Matta 6:25-34) önceliği Rab’bin işlerine veren bir yaşam için gerekli olduğunu okuyoruz. Dünyasal şeylere odaklanmanın kişinin Tanrı’ya ve Tanrısallığa dair şeylere olan ilgisini, zamanını böldüğünü okuyoruz. Rab’be adanmış bir yaşam için, O’na yaraşır bir yaşam için dünyasal ihtiyaçları, dünyasal gereklilikleri Tanrı’nın Sözü’ne göre doğru bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini okuyoruz.

 

Matta 19. bölümde bahsi geçen zengin adam tam da bu ko­nuda uygun bir örnek teşkil etmektedir. Kendi ihtiyaçlarına odaklanmış, ihtiyaç ve gerekliliklerini Tanrı’ya hizmetin önü­ne koymuş olduğu için de Tanrı’ya dair görev ve sorumlu­lukları dünyanın kaygısı altında kalmıştır. Bu zengin adamın bölünmüş olan ilgisi onun Tanrı Egemenliği'ne girmesi önünde bir engel olmuştur.

 

Böylece “ondalık-sunu-sadaka” konusuna bakarken “ne ka­dar vereceğiz, nasıl vereceğiz, kime vereceğiz” şeklindeki sorulardan önce maddiyat ve zenginlik konusuna “dünyanın şimdiki hali geçicidir” diyen ayetin uyarısından bakmalıyız. Her şeyin geçici olduğuna görerek sadece maddiyat konu­sunda değil, her konudaki sorumluluklarımızı buna göre an­lamaya çalışmalıyız. Unutmayalım ki, sadece sıkıntılar değil, maddiyatın ve varlığın da geçici olduğunu göz önüne alırsak; hata ya da başarılarımızın, hastalık ya da sağlığımızın, üzüntü ya da mutluluğumuzun da, zaferlerimizin ya da iktidarları­mızın da geçici olduğu­nun bilincinde yaşarız.

 

Bu durumda kendinize şu soruyu sorun: para, maddiyat, zenginlik gibi konuları Tanrı’ya olan görev ve sorumlu­luklarımın bilincinde olarak mı yönetiyorum?

Para, maddiyat, zenginlik gibi konuları Tanrı’ya olan görev ve sorumluluklarımın bilincinde olarak Kutsal Kitap’a göre yorumlayıp öyle mi yaşıyorum? Cevabınız “hayır” ise siz maddiyatı değil, maddiyatın sizi yönetmesi noktasına çok yakınsınız demektir; fiiliyatta öyle gözükmese bile düşünsel olarak öylesinizdir.

 

Dikkat etmezseniz para, maddiyat, zenginlik gibi konular “Hristiyan yaşamınızın” önünde bir engel teşkil edecektir. Ancak amaç, bütün bunları “Hristiyan yaşamınızın” içinde bir tanıklık, bir teşvik ve Tanrı’ya hizmetin birer unsuru ola­rak kullanmak olmalıdır. Böyle bir bakış açısını içselleştire­meden “ondalık-sunu-sadaka” konusunu araştırmamız da tartışmamız da Tanrı’nın Kutsal Kitap’taki amacına hizmet etmeyecektir. Çünkü bir şeyi bilmek ve bir şeyi yapmayı istemek arasındaki ayrım bizlerin “Hristiyan yaşamı” için, Hristiyan tanıklığının gücü ya da kalitesi açısından belirleyici bir unsur olacaktır.

 

Özet olarak, Yakup 1:9-11 ayetlerinden şunları öğrendik: fa­kirsek de zenginsek de “Mesih’te olmamız”dan daha büyük bir ayrıcalığımız yoktur. Matta 19:16-24 ayetlerinden şunları öğrendik: Tanrı’daki ayrıcalığımızı, çağrılmışlığımızı bu dün­ya boyuca birinci öncelik olarak yaşamalıyız. Bunu böyle yapamayan zengin adamın Göklerin Egemenliği'ne giremeye­ceğini okuduk. I. Korintliler 7:29-31 ayetlerinden de şunları öğrendik: bu hayattaki ihtiyaçlarımıza Tanrı merkezli bir şe­kilde bakmalıyız; ihtiyaçlarımız hayata bakışımızın lokomo­tifi olmamalı; tam tersine bu hayatın ihtiyaç ve gereklilik­lerine Kutsal Kitap’ın öğretisinden yola çıkarak, Tanrı sevgisi ve Tanrı korkusu öncelikli bir bakış açısı ile bakmamız ve onları öyle değerlendirmemiz gerekmektedir.

 

Rabbimiz Mesih’in şu sözlerindeki zengin adama bakın; bu kişi Yakup 1:9-11, Matta 19:16-24, I. Korintliler 7:29-31 ayetlerinden hiç ders almamış bir kişi örneği olarak gözü­küyor:

Luka 12:16 İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: "Zengin bir adamın toprakları bol ürün verdi.

17 Adam kendi kendine, 'Ne yapacağım? Ürünlerimi koyacak yerim yok' diye düşündü.

18 Sonra, 'Şöyle yapacağım' dedi. 'Ambarlarımı yıkıp da­ha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım.

19 Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.'

20 "Ama Tanrı ona, 'Ey akılsız!' dedi. 'Bu gece canın sen­den istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?'

21 "Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur."

 

Sizce bu ayetlerdeki adam kime benziyor? Size benziyor olabilir mi? Siz bu adama benzemekten korkmamışsanız bu adama benzemeye çok yakınsınız demektir. Belki de tam o adamsınızdır.

 

Belki sizin bol ürün veren topraklarınız yok; dolayısı ile ürünlerinizi doldurmakta zorlandığınız ambarlarınız da olma­yabilir. Ancak bu adamın elinde olana bakıp da şükretmeyi unutması, Tanrı’nın kendisine verdiği ile yetinmeyip daha fazlasını arzulaması, yarın ve sonraki günlerin kaygısıyla bu günün bereketlerini görmemesi birçok kişinin ortak yönü değil mi? İster zengin ister fakir olsun, birçok kişinin benzer bir tutumla yaşadığı sizce de açık değil mi?

 

Kazandığınız parayı yaşamsal ihtiyaç ve gerekliliklerinize harcamak üzere bir liste yaptığınızda “ondalık” sizin listeniz­de kaçıncı sırada yer almaktadır?

 

 

 

“Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur” diyen Tanrı Sözü’nün yaşamlarınıza sevinçli bir bereket olmasını dilerim.