Hristiyanlıkta

ONDALIK, SUNU VE SADAKA

 

 

“Dünyasal zenginlik ve mal konusunda Kutsal Kitap’a göre edinmemiz gereken yüreğin ne olduğu ve Hristiyanlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka hakkında bir araştırma”

 

KONU:

1-) “Ondalık-Sunu-Sadaka” hakkında “çoğu insan neden maddi kurbanlar ver[e]miyor?” sorusundan yola çıkarak; bunların ne olduğu, neden verildiği konusunu açıklığa kavuşturmak; ve böylece bu kurbanların ne olduğunu anlatmaya ya da Kutsal Kitap’ta olduğunun ispatına kalkmadan; “'Verme' konusunda değişmesi gereken yürek tutumu” hakkında Kutsal Kitap’ın, Hristiyanlara kazandırmak istediği yürek tutumu ve berekti doğru anlamak.

 

2-) “Hristiaynlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka” konusuna bakarak, bu konddaki ilgisizliği, isteksizliği, kararsızlığı, bilgisizliği ve/veya umursamazlığı ortaya çıkarmak.

 

 

 

XIII./ Maddi Kurbanlara Bakış

 

 

XIII.1-) Elçilerin İşleri 4:32-5:11

 

Bu ayetlere bakınca iki örnek görüyoruz. Kilise topluluğu “aralarında yoksul olmayacak” şekilde cömertçe bağışlıyor. Bir kişi sahip olduğu bir tarlayı satıp, parasının tamamını kiliseye bağışlıyor (4:32-37).

 

Elçilerin İşleri 5. bölüme bakınca bir başka kişinin tarlasını satması olayına tanık oluyoruz. Hananya kiliseye bağış yaparken daha az vermek için tarlanın satış fiyatını daha düşük gösteriyor. Hananya burada ondalıktan çalıyor. Ve ondalık, bir dua ve tapınma eylemi olduğundan; kişinin Tanrı ile arasındaki samimiyete ve yakın ilişkiye dayanması gerektiğinden dolayı, Hananya günah işlemiş oluyor.

 

Bu örnekte Hananya’nın Tanrı’ya vermek konusundaki özgürlüğünü yanlış kullandığına tanık oluyoruz. Hananya, Tanrı ile ilişkisine yalanı [günahı] bulaştırıyor. Bu yüzden de verdiği miktar onun ölümüne sebep oluyor. Hananya tarlasını sattıktan sonra da bu parayı dilediği gibi kullanabilirdi:

Elçilerin İşleri 5:4 "Tarla satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın? Neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun? Sen insanlara değil, Tanrı'ya yalan söylemiş oldun."

 

Hananya gibi, karısı Safira da bu yalana ortak oluyor; yani o da Tanrı ile ilişkisine böyle bir yalanı bulaştırıyor; ve o da ölüyor –bir de “yalandan kim ölmüş” derler.

 

Bu karı koca muhtemelen kiliseye ondalık [ve/veya sunu-sadaka] veren kimselerdi. Ancak bir gün tarlalarını satınca, düzenli gelirlerine göre verdikleri ondalığa ek olarak, bu satıştan kazanılan miktar için de ayrıca bir ondalık vermeleri gerektiğini bilen insanlardı. Ama onlar açgözlülük ile az ondalık vermek istediler. Ve böylece ondalık veren diğerleri karşısında “bak, ben de ondalığımı veriyorum” diye gururlanabileceklerdi. Ama onların açgözlülüğü onlara bir yıkım getirdi. Kendilerine ne söylendiğine dikkat edin: onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın?

 

Bu kişiler verme konusundaki özgürlüklerini yanlış kullanmış oldular. O zaman şuna dikat etmeli: ondalık alçakgönüllü bir şekilde verilmelidir; ondalık, başkalarına kendini belli etmeden verilmelidir. Tanrı’nın esas istediği şey insanın yüreğidir.

 

XIII.2-) Luka 15:11-32

 

Bu ayetleri genelde “kaybolan oğul benzetmesi” olarak görürüz. Bu ayetlerde zengin bir ailenin iki oğlundan birinin, daha babası ölmeden, babasından miras payını alıp evden ayrılmasını, bu mirası kötü bir şekilde harcayıp yoksulluğa düşmesini; ve bir gün yaptıklarından pişman olarak, hiç değilse baba evinde bir işçi gibi çalışmak niyetiyle geri dönüşünü; ancak babanın bu kişiyi bir “işçi” olarak değil de tekrar “evin bir oğlu” olarak kabul edişini okuyoruz. Yaşanan bu acı tecrübeye rağmen babanın ve eve dönen oğulun sevinçli bir şekilde kavuşmalarına karşın; bu olayda evdeki oğulun hiç de sevinmediğini görüyoruz.

 

Bu durumu daha iyi anlmak üzere Luka 15. bölümün başına bakmalıyız. Burada 1-7 ayetlerinde “kaybolan koyun benzetmesi” anlatılmaktadır. Günahkârlar İsa'yı dinlemek için O'na akın ederken Ferisiler'le din bilginleri ise Mesih’in günahkârları kabul edip onlarla birlikte yemek yiyor olmasına söyleniyorlardı. Bunun üzerine Mesih, yüz koyunu olan birinin bunlardan bir tanesini kaybettiğinde doksan dokuzu bozkırda bırakarak aramaya çıktığını ve onu bulunca da sevinç içinde omuzlarına alıp, evine dönüp; arkadaşlarına, komşularına yine sevinç içinde 'kaybolan koyunumu buldum' dediğini anlatıyor.

 

Bu hikayede insanlar koyunun bulunmasına seviniyorlar.

 

Yine Mesih, Luka 15. bölümde “kaybolan para benzetmesi” dediğimiz bir başka hikaye anlatıyor. Bu hikayede on gümüş parasından bir tanesini kaybeden bir kadının kandil yakıp evi süpürerek parayı bulana dek her tarafı dikkatle aradığını; ve parayı bulunca da arkadaşlarını, komşularını çağırıp, cevinçle 'kaybettiğim parayı buldum' dediğini okuyoruz..

 

Bu hikayede de insanlar paranın bulunmasına seviniyorlar.

 

Bu her iki benzetme de aynı mesaj ile bitiyor: Tanrı'nın gökteki melekleri tövbe eden tek günahkâr için sevinmektedirler.

 

Bu durumda Mesih bu iki benzetmeyi anlattığında aslında yüreklerimizi kaybolan oğul benzetmesindeki sevince hazırlamış oluyor. Ancak “kaybolan oğul benzetmesinde” hikayenin mutlu biten sonuna rağmen hikayede olan acı bir gerçek vardır. Bu gerçek Luka 15:1 ayetinde okudğumuz üzere Ferisiler'le din bilginlerinin, Mesih’in günahkârları kabul etmesinden rahatsızlık duymalarıdır.

 

İnsanların kaybolan koyunun ve kaybolan paranın bulunmasına sevinmelerine karşın, kaybolan oğulun bulunmasına sevinememeleri üzücüdür. Açıktır ki, bir insan koyundan da paradan da çok daha değerlidir. Gökteki meleklerin sevindiği bir durumda, bir insanın kurtuluş bulmasına diğer insanların sevinemediğini görmek, Mesih’in mesajının halen tam kabul edilmediğini göstermektedir.

 

Varlıklı bir babanın evinde oturup da, bir zenginliğin ortasında yaşayıp da bunun paylaşılmasından rahatsızlık duyan evdeki oğul için ne demeli? Bu kişi açıkça görüldüğü üzere Tanrı’nın kaybolan bir insana verdiği değeri, Tanrı’nın insana bağışladığı lütfu kabul etmek istemiyor.

 

Babanın oğluna gösterdiği sevgi ve cömertliğe bakarak kızan bu evdeki oğul sizce ondalık sunu ve sadaka konusunda Tanrı’nın yüreğine yakın biri olabilir mi? Lütfun dağıtılmasına sevinemeyen biri, yine Tanrı’dan kendisine bağışlanmış olan şeylerin ondalığını lütufkarca sunabilir mi?

 

İnsanlar “Lütuf” öğretisini vaaz edebilirler, ancak lütufta yaşamak Tanrı’nın gözünde lütfu vaaz etmekten çok daha önemlidir. Bu durumda ondalık-sunu-sadaka kurbanlarınız “lütuf edilmiş bir halk” olduğunuzun işareti olmalıdır. Bu durumda ondalık-sunu-sadaka kurbanlarınız Tanrı’nın size bağışladığı lütfa verdiğiniz bir cevap olmalıdır.

 

 

 

“Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur” diyen Tanrı Sözü’nün yaşamlarınıza sevinçli bir bereket olmasını dilerim.