Hristiyanlıkta

ONDALIK, SUNU VE SADAKA

 

 

“Dünyasal zenginlik ve mal konusunda Kutsal Kitap’a göre edinmemiz gereken yüreğin ne olduğu ve Hristiyanlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka hakkında bir araştırma”

 

KONU:

1-) “Ondalık-Sunu-Sadaka” hakkında “çoğu insan neden maddi kurbanlar ver[e]miyor?” sorusundan yola çıkarak; bunların ne olduğu, neden verildiği konusunu açıklığa kavuşturmak; ve böylece bu kurbanların ne olduğunu anlatmaya ya da Kutsal Kitap’ta olduğunun ispatına kalkmadan; “'Verme' konusunda değişmesi gereken yürek tutumu” hakkında Kutsal Kitap’ın, Hristiyanlara kazandırmak istediği yürek tutumu ve berekti doğru anlamak.

 

2-) “Hristiaynlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka” konusuna bakarak, bu konddaki ilgisizliği, isteksizliği, kararsızlığı, bilgisizliği ve/veya umursamazlığı ortaya çıkarmak.

 

 

 

XIV./ Ondalık-Sunu-Sadaka

 

 

3.b-) I. Tarihler 28-29

 

Tapınağın yapımı öncesinde Davut İsrail’de yöneticileri ve halkın önderlerini bir araya topluyor ve tapınağı yapacak olan oğlu Süleyman’ı hem bu konuda teşvik ediyor hem de tapı­nağın kurulması için gerekli plan ve ihtiyaçları diğer önder­lerle birlikte kararlaştırıyorlar (I. Tarihler 28).

 

Daha sonra Davut bütün topluluğa seslenirken şöyle diyor:

I. Tarihler 29:2 Tanrım'ın Tapınağı'na gereç sağlamak için var gücümle çalıştım. Altın eşyalar için altın, gümüş için gümüş, tunç için tunç, demir için demir, ahşap için ağaç sağladım. Ayrıca oniks, kakma taşlar, süs taşları, çeşitli renklerde değerli taşlar ve çok miktarda mermer sağla­dım.

3 Bu kutsal tapınak için sağladıklarımın yanı sıra, Tan­rım'ın Tapınağı'na sevgim yüzünden, kişisel servetim­den de altın ve gümüş de veriyorum:

 

Davut Tanrı’nın evi için çalışıp emek veriyor; gerekenler ek­sik olmasın diye başkalarından da ihtiyaca göre gereken şey­leri topluyor yani Tanrı’nın evi için gerekenleri sağlıyor; ve halka bir teşvik ve örnek olsun diye kendisinden verdiklerini açıklarken (4-5) “bağışlarımı Tanrım'ın Tapınağı'na sevgim sebebiyle yapıyorum” diyor. Çünkü bu tapınak “Tanrı’nın görkemi için” yapılacaktır (I. Tarihler 29:1). Davut’un Tanrı’­nın tapınağı için olan sevgisi Tanrı’nın övülmesi ve görkemi için olan sevincinden yani Tanrı’ya olan sevgisinden kay­naklamaktadır.

 

Ve Davut kendi kişisel servetinden verdiklerini açıklarken (4-5) halka bir soru soruyor:

I. Tarihler 29:5 Bunları altın, gümüş gerektiren işlerde ve sanatkârların el işçiliğinde kullanılmak üzere veriyorum. Kim bugün kendini RAB'be adamak istiyor?

 

Açıkça görülen şey şudur ki, “Ondalık-Sunu-Sadaka” kurban­larını Tanrı’ya olan sevgimizden veriyoruz; bu maddi kur­banları Tanrı’nın evi için olan sevincimizden veriyoruz; bu maddi kurbanları Tanrı’nın evinin dünyaya vereceği hizmet ve tanıklığın sevinciyle veriyoruz. Ve bu maddi kurbanları verdikçe de Tanrı’da olan sevgi ve sevincimizde bereketle­niyor ve Tanrı’ya adanmışlığımızda yenilenmeyi arıyoruz.

 

Yani “Ondalık-Sunu-Sadaka” kurbanlarını RAB’be olan adanmışlığımızla veriyoruz; öyle ki, bunlar sadece RAB’be sunulan “maddi şeyler” değil; ama adanmışlığımızla sundu­ğumuzdan RAB’be makbul “ruhsal şeyler” olsunlar; yani RAB’bi hoşnut eden ruhsal sunular olsunlar.

 

I. Tarihler 28-29 bölümlerini okurken dikkatimiz toplanan şeylerin çeşitliliği (altın gümüş, değerli taşlar v.s.) üzerinde olmamalı ya da bu toplanan şeylerin miktarlarının azlığı, çokluğu üzerinde olmamalıdır. Çünkü bütün bu sunuları an­lamlı kılan şey kişinin RAB’be olan sevgisi ve adanmışlığı; ve bunlar aracılığı ile Rab’bin bereketlemesidir.

 

Böylece “Ondalık-Sunu-Sadaka” kurbanları RAB’be olan adanmışlığımızın bir işaretidir.

 

3.c-) Tekvin 14:17-24

 

Kutsal Kitap’ın Çıkış bölümünü okuduktan sonra yani Kutsal Yasanın verilmesiyle birlikte Toplanma Çadırı ve sonrasında Tapınak için sunular toplanmasını biraz daha iyi anlaya­biliyoruz.

 

Ancak iman atamız İbrahim’in (Avraham) ne yaptığına ba­kın:

Tekvin 14:17 Avram Kedorlaomer'le onu destekleyen kralları bozguna uğratıp dönünce, Sodom Kralı onu karşılamak için Kral Vadisi olan Şave Vadisi'ne gitti.

18 Yüce Tanrı'nın kâhini olan Şalem Kralı Melkisedek ekmek ve şarap getirdi.

19 Avram'ı kutsayarak şöyle dedi: «Yeri göğü yaratan yüce Tanrı Avram'ı kutsasın,

20 Düşmanlarını onun eline teslim eden yüce Tanrı'ya övgüler olsun.» Bunun üzerine Avram her şeyin onda­lığını Melkisedek'e verdi.

21 Sodom Kralı Avram'a, «Adamlarımı bana ver, mallar sana kalsın» dedi.

22-23 Avram Sodom Kralı'na, «Yeri göğü yaratan yüce Tanrı RAB'bin önünde sana ait hiçbir şey, bir iplik, bir çarık bağı bile almayacağıma ant içerim» diye karşılık verdi, «Öyle ki, 'Avram'ı zengin ettim' demeyesin.

24 Yalnız, adamlarımın yedikleri bunun dışında. Bir de beni destekleyen Aner, Eşkol ve Mamre paylarına düşeni alsınlar.»

 

İman atamız İbrahim daha yasa yokken gönülden, istekle sunu veriyor. Ve İbrahim bunu kendi hakkı olan, kendi ka­zandığı mallarından veriyor. İbrahim’in bu davranışının arka­sında olan şey ise Tanrı’nın Onu çağırmasıdır, Onu bereket­lemesidir; İbrahim’in bu davranışının arkasında olan şey Tan­rı’nın Ona “bir ülke, bir soy, bir ün, bir koruma ve bereket” vaadinde bulunduğu antlaşmasıdır (Tekvin 12:1-3).

 

İbrahim bu tutumu ile “kalkanım ve ödülüm RAB’dir” demiş oldu (Tekvin 15:1). Ve aynı zamanda Tanrı’nın kendisine sunduğu antlaşmasına olan şükranını gönülden, istekle onda­lık vererek göstermiş oldu.

 

İbrahim’in burada yaptığı şeye dikkat edin: kendi kazanmış olduğu mallar üzerinde hak iddia etmiyor; kendi kazanıp zen­gin olmuş biri gibi tanınmak istemiyor; ve bu yüzden kimse kendisi için “İbrahim’i ben zengin ettim” demesin diye bun­lardan vazgeçiyor (23-24). Çünkü İbrahim sahip olduğu ünün de sahip olduğu servetin de RAB ile birlikte hatırlanmasını istiyor. Çünkü İbrahim sahip olduğu her şeyin kendisinden değil, kendi gücünden değil, Rab’den geldiğinin ve sahip olduğu bütün varlığın RAB’be ait olduğunun bilinmesini istiyor.

 

İbrahim bu davranışı ile “RAB’bim, malım sana kurban olsun” demiş oldu.[1] Böylelikle “Ondalık-Sunu-Sadaka” kur­banlarıyla bizler de bir anlamda iman atamız İbrahim ile aynı şeyi söylemiş oluyoruz.

 

Bu durumda “Ondalık-Sunu-Sadaka” kurbanlarını sunarken temel aldığımız şey Tanrı ve O’nun antlaşmasıdır.

 

Çünkü Musa önderliğinde İsrail’in halkının Mısır’dan çıkma­sı Tanrı’nın İbrahim’le yaptığı antlaşmanın sonucudur (Tek­vin 15:13). Çünkü İsrail’in soyunun Tanrı ile olan ilişkisinin temelinde ve bu ilişkinin devamında Tanrı’nın iman atamız İbrahim ile yaptığı bu antlaşma vardır. Dolayısı ile de gerek Çıkış 35 gerekse I. Tarihler 28-29 bölümlerine “VERME” ko­nusunda bakarken odak noktamız Antlaşma Tanrısı olmalıdır.

 

İbrahim’in mal varlığı bu savaştan önce de vardı; İbrahim bu zaferden önce de çok zengindi (Tekvin 13:2). İbrahim henüz yasa yokken RAB’be sunak yani bir tapınma yeri yapmıştı; ve Tanrı’nın antlaşmasına dayanaraktan, Tanrı’nın verdiği antlaşmaya bir cevap olarak; henüz yasa yokken yani gönül­den, istekle RAB’be tapınıyordu:

Tekvin 13:4 Önceden yapmış olduğu sunağın bulunduğu yere gidip orada RAB'be yakardı.

 

Böylece Tekvin 14. bölümde İbrahim’i Kâhin Melkisedek’e ondalık verirken görmemiz Tekvin 13. bölümde İbrahim’in Tanrı’ya tapınmasını daha iyi açıklıyor; çünkü bütün bunlar Tekvin 12. bölümde İbrahim’in Tanrı ile olan antlaşmasından doğuyor. Yani her şey Tanrı ve halkı arasındaki bu antlaşma ilişkisinin devamı olarak vardır.

 

Böylece bizler de maddi kurbanları dua ve tapınma ile bir­likte kiliseye getirdiğimizde kendi varlığımızı ve sahip oldu­ğumuz her şeyin kendisinden geldiği Tanrı’ya hem şükranla­rımızı sunmuş hem de bunu dünyaya ilan etmiş oluyoruz. Ve bir anlamda iman atamız İbrahim gibi “ben kendim olarak değil, sahip olduğum her şeyi bana bağışlamış olan RAB ile birlikte varım; ve öyle hatırlanmak istiyorum” demiş olu­yoruz.

 

3.d-) Mezmur 24:1 RAB'bindir yeryüzü ve içindeki her şey, dünya ve üzerinde yaşayanlar

 

Bu bölümdeki (XIV.3) üç örneğe bakarak “gönülden, istekle VERME” konusunda şu gerçeği göz önünde tutmamız gerek­mektedir. Malımız da canımız da RAB’be aittir. Böylece “Ondalık-Sunu-Sadaka” kurbanları ile Tanrı halkı gökte ve yerde olan her şeyin sahibinin RAB olduğunu ilan etmiş oluyor. Mezmur 50 bu gerçeği şiirsel bir ifade ile kutluyor:

7 "Ey halkım, dinle de konuşayım,

Ey İsrail, sana karşı tanıklık edeyim:

Ben Tanrı'yım, senin Tanrın'ım!

10 Çünkü bütün orman yaratıkları,

Dağlardaki bütün hayvanlar benimdir.

12 … bütün dünya ve içindekiler benimdir.

 

İnsan olarak Rab’be bağımlılığımızı sadece sözlerimizle değil işlerimizle de ilan ederiz. Tanrı’nın amacı yaşamımızın mad­diyata bağlı yönünü kısıtlayıp bizi sıkıntıya sokmak değildir. Bu maddi kurbanlar şükran ile sunulan dua ve tapınmanın, dolayısı ile Tanrı ile diyalog ve paydaşlığın bir yolu olarak bereketlenmemiz için vardır.

 

Ve bu maddi kurbanlar ile yaşamlarımızı bütün canımız ve bütün mal varlıklarımızla bilirlikte RAB’bin egemenliğinin altına getiriyoruz. I. Tarihler 29. bölüme tekrar dönersek mad­di kurbanların RAB’be gönülden, istekle verilmesi ile ifade edilen şeyin bu gerçek olduğunu tekrar görürüz:

14 Ama ben kimim, halkım kim ki, böyle gönülden arma­ğanlar verebilelim? Her şey sendendir. Biz ancak senin elinden aldıklarımızı sana verdik.

 

Çünkü Kelami açıdan baktığımızda ortada olan gerçek şudur: bizler çalıştığımız için kazanmıyoruz; bizler yaşamak için ekmek yeme, su içme, nefes alma gibi işler yaptığımız için yaşamımızın efendisi bizler değiliz. Kendi canımızı bizler kendimiz var etmiyoruz; kendi canımız kendimizin var ettiği hava ile devam etmiyor.

 

Bedenimizi ve canımızı bize veren RAB sayesinde çalışıyor, emek veriyor, kazanıp yiyor ve yaşıyoruz. Bu yaptığımız işler Tanrı’nın bizi yaratmasından sonra meydana geliyor. Ve yaşamımız hiçbir zaman kendi işlerimizle topraktan ekmek çıkarmıyor ya da kendi işlerimiz mevsimleri, yağmurları ve güneşi, bolluk ve bereketi getirmiyor. Ancak Her Şeyin Sa­hibi RAB bunları yapıyor. Ve Davut’un övgüsü bu yüzden Tanrı’yı bütün yaratılışın kaynağı, bütün yaratılışın sebebi ve bütün yaratılışın sahibi olarak ilan ediyor:

I. Tarihler 29:11 Ya RAB, büyüklük, güç, yücelik,

Zafer ve görkem senindir.

Gökte ve yerde olan her şey senindir.

Egemenlik senindir, ya RAB!

Sen her şeyden yücesin.

12 Zenginlik ve onur senden gelir.

Her şeye egemensin.

Güç ve yetki senin elindedir.

Birini yükseltmek ve güçlendirmek Senin elindedir.

 

Böylece kendi kendimizin sahibi olmadığımızı,[2] bu yaşamda ve öldükten sonra da her şekilde Rab’be ait olduğumuzu[3] bu kurbanlarla ilan ediyoruz. Tanrı’ya tapınma ve övgümüzün bir ifadesi olarak maddi kurbanları sunuyoruz. Ve bunu her yaptığımızda iman atamız İbrahim’den buyana dünyaya bir tanıklık mirası bırakmış oluyoruz.

 

Çünkü bizler ve bütün dünya RAB’bindir (Levililer 25:23):

Çıkış 19:5 Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir.

Mezmur 89:11 Gökler senindir, yeryüzü de senin;

Dünyanın ve içindeki her şeyin temelini sen attın.

Tesniye 32:6 … Sizi yaratan, size biçim veren,

Babanız, Yaratıcınız O değil mi?

Hezekiel 18:4 Her yaşayan can benimdir…

 

Görünen ve görünmeyen her şeyin yaratıcısı RAB Tanrı’nın egemenliği altında yaşadığımız için, gökte ve yerde olan her şey gibi bizler de Yaratıcımız ve Babamız’a ait olduğumuz için O’nun yaratılışının armağanlarını tekrar O’na sunarak her şeyin sahibi Rab olduğu ilan etmiş oluruz.

 

 

“Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur” diyen Tanrı Sözü’nün yaşamlarınıza sevinçli bir bereket olmasını dilerim.

 


 

[1] İbrahim daha sonra Tanrı’ya ve antlaşmasındaki vaatlere güvenerek biricik oğlunu kurban olarak sunmaya gittiği zaman da “RAB’bim, canım ve benim olan her şey sana kurban olsun” demiş oldu (Tekvin 17:15-16, 21; 22:2, 9-12).

 

[2] I.Korintliler 6:19 Bedeninizin, Tanrı'dan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh'un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz.

[3] Romalılar 14:8 Yaşarsak Rab için yaşarız; ölürsek Rab için ölürüz. Öyleyse, yaşasak da ölsek de Rab'be aitiz.