Hristiyanlıkta

ONDALIK, SUNU VE SADAKA

 

 

“Dünyasal zenginlik ve mal konusunda Kutsal Kitap’a göre edinmemiz gereken yüreğin ne olduğu ve Hristiyanlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka hakkında bir araştırma”

 

KONU:

1-) “Ondalık-Sunu-Sadaka” hakkında “çoğu insan neden maddi kurbanlar ver[e]miyor?” sorusundan yola çıkarak; bunların ne olduğu, neden verildiği konusunu açıklığa kavuşturmak; ve böylece bu kurbanların ne olduğunu anlatmaya ya da Kutsal Kitap’ta olduğunun ispatına kalkmadan; “'Verme' konusunda değişmesi gereken yürek tutumu” hakkında Kutsal Kitap’ın, Hristiyanlara kazandırmak istediği yürek tutumu ve berekti doğru anlamak.

 

2-) “Hristiaynlıkta Ondalık-Sunu-Sadaka” konusuna bakarak, bu konddaki ilgisizliği, isteksizliği, kararsızlığı, bilgisizliği ve/veya umursamazlığı ortaya çıkarmak.

 

 

 

V./ Maddi Kurbanlara Bakış

 

Bir çok insan için “ondalığın kiliseye verilmesi gereken bir şey olduğunu bilmek” bile tek başına ondalığı samimiyetle yerine getirmeye yetmez. Çünkü ondalık konusunda esas sorun daha derinlerdedir; ondalık konusunda esas sorun bilgi eksikliği değil, yürek eksikliğidir.

 

Gerçek Mutluluk günümüz dünyasının hep aradığı bir şeydir. Westminster Kısa İlmihal insanın mutluluk arayışına dair şunu gösteriyor:

1. İnsanın varlığının en baş amacı nedir?

İnsanın varlığının en baş amacı, Tanrı’yı yüceltmek[1] ve sonsuza dek O’ndan zevk almaktır.[2]

 

Bu kısa açıklama insanın tek önemli bir amaca yönelmiş olmasıyla gerçek mutluluğu bulabileceğini gösteriyor. İnsan gerçek mutluluğu sadece Tanrı’da bulacaktır; insan sadece Tanrısal bir yaşamla kendi esas ihtiyaçlarını anlayabilir; ve insan bu ihtiyaçlarını –başka yerlerde değil– sadece Tanrı’da arayarak mutlu olabilir.

 

Kutsal Kitap’ın Tanrısı, insanı (dünyayı) çok sevdiği için gör­kemini ve gücünü bırakarak aramıza gelen ve insanlar ara­sında yaşayan bir Tanrı’dır. Tanrı Mesih’te zamana müdahale ederek aramıza geliyor; öyle ki, düşmüş olan insan yaratılma amacını anlasın ve bu geçici zaman da Tanrısallıkta “Mesih gibi” yaşasın!

 

Kutsal Kitap, insana insan kadar yakın olmak için insana insan gibi yaklaşan bu Tanrı’nın insanla birlikte yürüyüşünün öyküsüdür. Öyle ki, insan bütün yaşamı ile Tanrı’nın bu lütuf dolu merhametini anlayıp, buna layık olarak kular olarak yaşasın. Öyle ki, insan Mutlu (bereketlenmiş) yaşasın.

 

Bu durumda insanın Tanrı’dan ayrı bir şekilde mutlu olma­sını Kutsal Kitap imkansız görmektedir.

 

Tanrı insanı yarattığında, insanın Tanrı’nın yarattığı bu dün­yadan ve insana verdiği bu yaşamdan ve Tanrı’dan zevk almasını istemiştir. Çünkü Tanrı sevgi ve sevinç Tan­rısı’dır. Böylece maddi kurbanlar vermek de Tanrı’da yaşa­mın bir parçasıdır ve Tanrısal yaşamın içinde olmanın bir gereği ola­rak maddi kurbanlar veririz.

 

Çünkü gerçek mutluluk tek başına aranabilecek bir şey değil­dir; gerçek mutluluk Tanrı’nın egemenliğinde var olan bir şeydir. Ve bu durumda öncelikle aramamız gereken şey ‘mut­luluk’ değil Tanrı'nın Egemenliği’dir. Ve bu egemenlikte ya­şam “ne yiyeceğiz; ne giyeceğiz” kaygısından özgürdür (Mat­ta 6:25-34); ve bu egemenlikte yaşamın kendisi “doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruh'ta sevinçtir” (Romalılar 14:17); ve bu egemenlik gerçek mutluluk ile taşkın olduğundan bu dünyada aradığımız ve gerçekte bulamadığımız ama zaman zaman bulduğumuzu sandığımız mutluluk Tanrı’nın egemenliğinin kendisinde var olan bir şeydir; acı, gözyaşı, ölüm ve lanetin olmadığı Tanrı’nın bu egemenliğinin doğası mutluluktur.

 

O halde bu yaşamda bize verilen zaman (Vaiz 5:18-19) ve diğer şeyler Tanrı ile paydaşlıkla ve hoşnutlukla yaşanmak üzere Tanrısal bir amaca ayrılmış olmalıdır. Luka 12:16-21 ayetlerinde bahsedilen zengin adam gibiler kendilerine veri­len zamanın tadını çıkaramadan göçüp gitmişlerdir.

 

Mesih’in "Dikkatli olun! Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğuna bağlı değildir" diyen uyarısı (Luka 12:15) dikkate alınmaya değerdir.

 

Bu durumda mutsuzluk çoğunlukla kişinin Tanrı ile iliş­kisi önünde bir engel iken; Tanrı ile düzeyli bir ilişki için­de olmamak da bir mutsuzluk sebebidir.

 

Mesih bu dünyanın servetini “aldatıcı” olarak tanımlamıştır (Luka 16:9). Bu yüzden insanın yaşamını “aldatıcı” yani “geçici” olan için değil; “kalıcı” yani sonsuz olan şeyler üzerine kurması gerektiğini bildirmiştir:

Yuhanna 6:27 Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın…

 

Luka 12:16-21 ayetlerindeki zengin ve mutsuz adamı yeniden hatırlayarak Tanrı ile birlikteliğin ve dolayısı ile bereketin [mutluluğun] yolu için Mesih’in şu sözlerine dikkat edin:

Matta 6:19 Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirme­yin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar.

20 Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar.

21 Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.

 

Bu durumda mal mülk edinmenin kötü olmadığını; bunları istemenin de yanlış olmadığını hatırlayarak dikkatimizi Tan­rı’ya, bütün yaşamımızı bütün aklımız ve yüreğimizle Tan­rı’ya ve O’nun bağışına çevirmeliyiz. Mal varlığı ya da zen­ginlik güzel ve iyi şeyler olmakla birlikte insanın yüreği Tan­rı’ya odaklanmadıkça bunlar birer ayartı araçları olabilir.

 

Pek çok insan Luka 12:16-19 ayetlerinde olduğu üzere sahip olduklarından daha fazla şeyler istemiş ve bunun için çalış­mıştır:

Luka 12:16 İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: "Zengin bir adamın toprakları bol ürün verdi.

17 Adam kendi kendine, 'Ne yapacağım? Ürünlerimi ko­yacak yerim yok' diye düşündü.

18 Sonra, 'Şöyle yapacağım' dedi. 'Ambarlarımı yıkıp da­ha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım.

19 Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.'

20 "Ama Tanrı ona, 'Ey akılsız!' dedi. 'Bu gece canın sen­den istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?'

21 "Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur."

 

Zengin adamın hikâyesinin acıklı yönünün temelinde şu var­dır: Bu adam biriktirmek istedi; ama “Vermek” istemedi. Kişilerin gelecek zaman için, kendileri veya çocukları için (sağlık, eğitim v.s.) tasarruf yapmasında bir sakınca yoktur –diğer yandan savurganlık kadar cimriliğin de kötü olduğu unutmayalım.[3] Bu kişi vermek istemeden biriktiren bir kişi ol­duğundan (Kendisi için servet biriktiren) biriktirdikleri ona bir bereket olmadı. İnsana canını, yaşamayı, dünyayı ve için­deki her şeyi bağışlayan Tanrı’ya (Mezmur 8), insana olan cömertliğine karşın, insanın cimri olması, bencil ve umursa­maz olması Tanrı’nın bize bağışladığı bu yaratılışı doğru kul­lanmamak demektir. Bu da dünyanın bugünkü savaş, kıtlık, çekişme, düşmanlık, rekabet durumunu yeterince açıklıyor. İçinde paylaşım olmayan bir yaşamın getireceği sıkıntı bu zengin adam örneğinde net bir şekilde açıklanmıştır.

 

Dünyayı Tanrı’nın isteğine göre yorumlamayan kişiler dün­yaya sıkıntı getirmektedirler. Dünyaya sıkıntı getiren kimse­ler de –günah yüzünden– diğerlerinin açgözlülüğünü harekete geçirmekte, diğerlerinin rekabet ve çekişme acısı içinde sal­dırganlığını ve bencilliğini körüklemektedirler. Bu durumda “Kendisi için servet biriktiren bu zengin adam” daha fazla­sını istemekle kendisini yakacak ateşi körükleyen bir kaosu yaratmaktadır.

 

Böyle bir kaos içinde yaşayan kimseler de özgürce, sevgiyle ve sevinerek sunu ve sadaka veremezler. Göksel düşüneme­yen insanların çoğaldığı yerde yoksulluk, kıtlık, kıskançlık, düşmanlık, rekabet ve hırsın getirdiği açgözlülük ve çekişme eksik olmaz. 

 

Ancak çok az insan az ya da çok olan varlığı ile mutlu olmayı tanımıştır:

Vaiz 5:18 Gördüm ki, iyi ve güzel olan şu: Tanrı'nın insa­na verdiği birkaç günlük ömür boyunca yemek, içmek, güneşin altında harcadığı emekten zevk almak. Çünkü insanın payına düşen budur.

19 Üstelik Tanrı bir insana mal mülk veriyor, onu yeme­si, ödülünü alması, yaptığı işten mutluluk duyması için ona güç veriyorsa, bu bir Tanrı armağanıdır.

 

 

“Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur” diyen Tanrı Sözü’nün yaşamlarınıza sevinçli bir bereket olmasını dilerim.

 


 

[1] I. Korintliler 10:31, Romalılar 11:36

[2] Mezmur 73:25-28

[3] Kişiler samimi bir şekilde ondalık, sunu ve sadaka vermeye başla­dıklarında gelir ve giderleri konusunda bir disiplin sağlamak gerekti­ğini fark ederler. Bu da kişinin hangi konularda savurgan, hangi konu­larda cimri olduğunu fark etmesini sağlar.