VAFTİZ VE VAFTİZLİ YAŞAM

 

Rev. İlhan Keskinöz

 

 

ÖNSÖZ

 

Kutsal Vaftiz tacı hayatımızın bütün günleri boyunca şerefle taşımız için İsa Mesih tarafından teşkil edilip kuşaklar boyunca uygulaması için Kiliseye verilmiştir.

 

Vaftiz; Hristiyanların yerine getirmesi gereken sadece bir gelenek değildir. Vaftiz; hayatımızın her döneminde daima hatırlayıp; koruyup geliştirmemiz gereken bir ruhsal gerçekliği temsil eder. “Vaftiz Olmuş Olmak” tüm sıkıntı ve denenmelerde İsa Mesih’te tamamlanan antlaşmanın vaatlerine ve bereketlerine paydaş olduğumuzu; Mesih’te galip tarafta olduğumuzu, bu hayatta ve bundan sonrakinde canımız ve bedenimiz İsa Mesih’e ait olmak üzere bu dünyada Kutsal bir yaşama çağrıldığımızı; evimizde, işimizde, sokakta, kilisede, hayatın her alanında İsa Mesih’e hak ettiği yüceliği vermeye çalışarak “seçilmişler” olarak yaşamaya çağrıldığımızı; Tanrı’ya “ayrılmışlar” olarak bu dünyada ölüme kadar uzanan hac yolculuğumuz boyunca Kutsal Kitap’a tanıklık eden bir hayata Tanrı tarafından çağrılmış olduğumuzu hatırlatır.

 

Öyleyse yetişkin bir yaşta vaftiz olmuş kimselerin ya da çocuklarını vaftiz ettirmek için kiliseye getiren ailelerin vaftiz hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Vaftizin Kutsal Kitap’taki yeri, simgelediği ruhsal gerçeklerin önemi hakkında bilinmesi gereken şeyleri bilmek de Kutsal Kitap’ı sürekli etüt etmeyi, düzenli bir şekilde kiliseye katılarak “Kutsalların Birliğini” [ya da Azizlerin Paydaşlığını] yaşayıp, yetişmekte olan kuşağı Kutsal Kitap öğretisi ve Tanrı korkusunda geliştirmeyi gerekli kılar.

 

Bu kitap ile inananları Vaftiz hakkında öğrenemeye; bu sebepten de Kutsal Kitap’ı sürekli araştırarak düzenli bir şekilde devam eden dua hayatı içinde iman, ümit ve sevgi dolu bir yaşam için Kutsal Kitap’ın tüm gerçeklerini araştırmaya ve düşünmeye, Kutsal Kitap’ın tüm vaatlerine sarılmaya davet ediyorum.

 

Saygılarımla,

 

Rev. İlhan Keskinöz

 

Vaftiz Övgüsü:

- Adem'de düşen canlar Mesih'te kurtuluş buldu

Ey merhameti bol Olan, Sana tapınır, Seni överiz.

- Kutsallıktan uzak ölmüş canlara Mesih diriliş oldu

Ey kendisinde bol yaşam Olan, Sana tapınır, Seni överiz.

- Dünya günahlıyken, insanlık günahlıyken, Tanrı bizleri sevdi

Ey kurtarış dolu Olan, Sana tapınır, Seni överiz.

- Bozulmuş, günahlı canlar Mesih'te aklandı, Mesih'le yenilendi,

Ey lütfu sonsuz Olan, Sana tapınır, Seni överiz.

- Kötülüğe tutsak insanlık için beden alıp aramızda yaşadın

Ey kiliseyi evlat Edinen, Sana tapınır, Seni överiz.

- İyi olandan uzak, bozulmuş doğamıza lütfunu layık gördün

Ey insan bedenine bürünen Rab, Sana tapınır, Seni överiz.

- Ölümü hakeden bize sonsuz yaşamı verdin

Ey adalet ve sevgi Pınarı, Sana tapınır, Seni överiz.

 

Rev. İlhan Keskinöz

 

I. BÖLÜM

 

Sakrament[1][1]

 

Heildelberg İlmihali:

65. Yalnızca imanla Mesih’e ve O’nun bereketlerine paydaş olduğumuzdan öyleyse bu iman nereden gelir?

Kutsal Müjdenin vaaz edilmesiyle1 yüreklerde iman var eden Kutsal Ruh,2 kullandığımız sakramentler aracılığı ile imanı tasdik eder.3

1 Romalılar 10:17; I.Petrus 1:23-25

2 Yuhanna 3:5; I.Korintliler 2:10-14; Efesliler 2:8; (Filipililer 1:29)

3 Matta 28:19, 20; I.Korintliler 10:16

 

66. Sakramentler nedir?

Sakramentler görmemiz için kutsal işaret ve mühürlerdir. Bizlerin bunları kullanmasıyla Müjde’nin vaadini daha iyi anlamamızı sağlasın ve bu vaade mührünü koysun diye Tanrı bunları teşkil etmiştir.4

 

Ve Tanrı’nın Müjde’sinin vaadi budur:

Yalnızca lütuf ile Mesih’in çarmıhta tamamladığı eşsiz kurban sebebiyle günahlarımızın affı ve bize sonsuz yaşam vermesidir.5

4 Tekvin 17:11; Tesniye 30:6; Romalılar 4:11

5 Matta 26:27, 28; Elçilerin İşleri 2:38; İbraniler 10:10

 

67. Söz ve Sakramentler imanımızı kurtuluşumuzun tek temeli olarak İsa Mesih’in çarmıh üzerinde kurban oluşuna odaklama amacında mıdır?

Doğru! Kurtuluşumuzun tamamının Mesih’in çarmıhtaki tek kurban olmasına dayandığını Müjde’de Kutsal Ruh bize öğretir ve kutsal sakramentler aracılığı ile bizi bundan emin kılar.6

6 Romalılar 6:3; I.Korintliler 11:26; Galatyalılar 3:27

 

68. Yeni Antlaşmada Mesih’in teşkil etmiş olduğu kaç sakrament vardır?

İki: Vaftiz ve Rabbin Sofrası.7

7 Matta 28:19, 20; I.Korintliler 11:23-26

 

Vaftiz Sakramentine Giriş

Eski Antlaşma döneminde Tanrı halkına iki ana ruhsal tören (Sakrament) verilmişti. Bunlardan birincisi İbrahim zamanında verilen ‘Sünnet’, diğeri ise Musa zamanında verilen ‘Fısıh’ idi. Bunların her ikiside İsa Mesih’in yapacağı kurbana işaret ettikleri için kan ile gerçekleşmekteydi.

 

Yeni Antlaşma döneminde Kiliseye yine iki ruhsal tören ‘sakrament’ verilmiştir. Bunlardan biri Vaftiz, diğeri ise Rab’bin Sofrası’dır. Bunlar İsa Mesih’in tamamlamış olduğu kurbana işaret ettikleri için kansız gerçekleşirler.

 

Bu Ruhsal Törenler ruhsal lütufların görülebilir sembolleridir. Bu semboller vaftizde su, Rab’bin Sofrasında ise ekmek ve şaraptır. Sembollerin amacı, sembolize ettiği şeye dikkat çekmektir. Bu Ruhsal Törenler Tanrı’nın İsa Mesih aracılığı ile insanlarla yaptığı Yeni Antlaşma’nın mühürleridir. Mühür; Tanrı’nın, olduğunu ve olacağını söylediği şeylerin gerçekliliğini ve geçerliliğini onaylar. İşaret ettiği lütfu pekiştirip güçlendirir -Ama lütuf ve kurtuluşu kişiye kazandıran Sakramentler değildir- Ancak mühürler Tanrı’nın vaatlerini simgeler. Kişiler kendilerini vaatlere itaat etme yükümlülüğünden ayrı tutmayıp bu mührün kendi hayatlarında etkili olması için Tanrı’nın Antlaşmasnı tutmalıdır. Eğer ortada ruhsal bir gerçek yoksa bu mührün de bir etkisi de yoktur. Yani bu mühür işaret ettiği gerçeği var etmez.

 

Sakrametler (ruhsal törenler) Lütuf Antlaşmasının kutsal işaretleri ve mühürleridir. İsa Mesih’i ve O’nun yararlarını temsil etmek amacıyla Tanrı tarafından oluşturulmuştur. Bu törenlerin başka bir amacı da, kiliseye ait olanlarla olmayanlar arasındaki ayrımı görebilmektir.

 

Antlaşma

Her ne kadar Antlaşma çok geniş bir konu ise de Kutsal Kitabı özetleyen tek sözcük antlaşmadır. Antlaşma Tanrı’nın günahlı insan için yaptığı işi açıklar. Tanrı’yla aramızdaki bu antlaşma tamamıyla eşit bir antlaşma değildir. Çünkü insiyatifi ele alıp antlaşma şartlarını belirleyen Tanrı’dır. Tanrı imanlıları ve onların çocuklarını antlaşmaya dahil etmeyi uygun görmüştür. “Seninle yaptığım antlaşma şudur: Birçok ulusun babası olacaksın” diyen Tekvin 17.4 ayetinde açıkça görüldüğü üzere Tanrı, İbrahim’i antlaşmasına bir baba olarak katmıştır.

 

Tekvin 17. 11 Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan herhangi bir yabancıdan satın alınmış köleler de içinde olmak üzere sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

Bu ayetler İbrahim’in Tanrı’sına iman eden ailelerin sekiz günlük her bebeğe antlaşmayı simgeleyen sünnet mührü vererek Tanrı’nın topluluğuna dahil etmeleri emredilmektedir. Bir anlamda sünnet; Tanrı’nın kendi halkı ile yaptığı antlaşma ilişkisinin kutlanmasının seremonisidir. Tanrı İbrahim ile yaptığı antlaşmayı iptal etmedi. Antlaşmayı halkın imansızlığı bile bozamadı. İsa Mesih’in gelişi de antlaşmayı iptal etmedi.[2][2] Antlaşmanın merkezindeki çehre hala aynıdır. Bunlar :

- Tanrı’nın antlaşmasına sadık kalma vaadi

- Tanrı’nın bizleri iman ve itaate çağırması

- Tanrı’nın imanlılar ve onların çocuklarına olan ilgisi

- Tanrı’nın Antlaşmasal bir kurban konusundaki ısrarı

 

Eğer Tanrı Yeni Antlaşmada Eski Antlaşma boyunca sergilediği modeli değiştirecek olsaydı bunu önceden söylerdi. Bu yüzden Eski Antlaşmadaki model Yeni Antlaşmada da aynıdır. Bu yüzden imanlı ailelerin çocukları Tanrı’nın Halkına dahildir. Eski Antlaşma ile büyüyen Yeni Antlaşma yetişkinleri Rab İsa Mesih’e iman ve itaat ettikleri zaman kendileri ve aileleri Yeni Antlaşmanın vaftiz işaretini aldılar. Çünkü Yeni Antlaşma onlara sünnetin yerini vaftizin aldığını öğretmiştir:

Koloseliler 2. 11Ayrıca Mesih'in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde günahlı benliğinizden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O'nda sünnet edildiniz. 12Vaftizde O'nunla birlikte gömüldünüz ve O'nu ölümden dirilten Tanrı'nın gücüne iman ederek O'nunla birlikte dirildiniz. 13Siz suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesih'le birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı. 14Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha mıhlayıp ortadan kaldırdı.

 

Gerek sünnette gerekse vaftizde sergilenen resim İsa Mesih aracılığı ile günahların kaldırılmasıdır. Sünnet imanlı ailelerin çocukları içindi. İsa Mesih aracılığı ile sünnetin yerini alan vaftiz de aynı şekilde imanlı ailelerin çocukları içindir. Sünnetin Vaftiz ile yer değiştirdiğini öğreten Koloseliler ayeti olmamış olsaydı bile, Antlaşmadaki bu bütünlük bebeklerin vaftiz edilmesi gerekliliğini anlamamız için yeterlidir.

 

Eski Antlaşmanın Mührü: Sünnet

a-) Tanrı ile olan beraberliğin bir işaretiydi[3][3].

b-) Günahtan arınmayı ve günahın getirdiği kirliğin kalkmasının bir işaretidir.[4][4]

c-) İmanla gelen aklanmanın işaretidir.[5][5]

 

İbrahim iman etti ve imanının işareti olarak sünnet mührünü aldı. Görülüyor ki, sünnet ve iman arasında bir bağ vardır. Sünnet imanı simgelemekle birlikte, imanın sebebi değildir. Tanrı’nın Antlaşmasında bir birlik ve süreklilik olduğu için, Yeni Antlaşma bu noktada bizlere aksini belirten bir öğretişte bulunmadığı için kilise bu ilkenin geçerliliğinin devam ettiğini kabul etmek durumundadır.

 

Kutsal Kitapta Antlaşma Halkı

Galatyalılar 3.27 Vaftizde Mesih'le birleşenlerinizin hepsi Mesih'i giyindi.

Elçilerin İşleri 22.16 Haydi, ne bekliyorsun? Kalk, O'nun adını anarak vaftiz ol ve günahlarından arın!

Bu ayetler Kurtuluş kelimesi yerine vaftiz kelimesini kullanır. Bu ayetlerden sonra ‘Yeni Antlaşma dönemindeki vaftiz sakramenti tek başına kişiyi kurtarıyor mu?’ sorusu akıllara gelebilir. Bunun cevabı ise ‘HAYIR’dır. Vaftiz bir olayın simgesidir ve simgelediği şeyi kendiliğinden gerçekleştirmez, simgelediği şeyi kendiliğinden var etmez. Efesliler Mektubu lütuf ile kutulduğumuzu öğretmektedir:

Efesliler 2: 8 İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. 9 Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.

Romalılar Mektubu 4. bölüm de aynı şekilde lütuf ile kurtulduğumuzu anlatır:

2Eğer İbrahim yaptığı iyi işlerden dolayı aklandıysa, övünmeye hakkı vardır; ama Tanrı'nın önünde değil. 3Kutsal Yazı ne diyor? «İbrahim Tanrı'ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı.» ... 9 ...«İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.» 10Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnetliyken mi, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken. 11İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin manevi babası olsun ve böylece onlar da aklanmış sayılsın... 23‑24«Aklanmış sayıldı» sözü, yalnız onun için değil, aklanmış sayılacak olan bizler, yani Rabbimiz İsa'yı ölümden dirilten Tanrı'ya iman eden bizler için de yazıldı. 25İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.

 

[Lütuf ile kurtulduğumuza göre] Yani Sakrament işaret ettiği gerçeği var edemez. Bu yüzden ciddi bir şekilde söylüyoruz ki, günahlarımız yalnızca İsa Mesih’in çarmıhta dökülen kanı aracılığı ile temizlenmiştir. Yaşamlarımız bu şekilde kutsal kılınmıştır.

 

Yeni Antlaşma döneminde görüyoruz ki, iman eden kişilerin aileleri de vaftiz edilmekteydi. Lidya iman etti ve ev halkı vaftiz oldu.[6][6] Filipi’li gardiyan iman etti ve ev halkı vaftiz oldu. Pavlus aynı şekilde İstefanas’ın ev halkını vaftiz ettiğini beyan eder.[7][7] Tıpkı İbrahim’in iman edip ev halkının sünnet olması gibi... Ama bazılarımız bu bölümlerdeki ev halkı içinde çocuk olup olmadığını bilmiyoruz diyebilir. Bu bir varsayımdır. Bu, çocukların vaftiz edilmemesi gerektiğini savunan önyargının varsayımıdır. Bir ev halkı sünnetinde olduğu gibi, bizlerde bu evlerin çocuksuz olduğunu ve bu evlerde kalan hizmetçilerin de çocuksuz olduğunu iddia edebilir miyiz? Kutsal Kitabın havarilerin gösterdiği yoldaki Yeni Antlaşma bölümü Tekvin 17. bölümdeki kurtuluş mesajıyla Eski Antlaşmadan daha az zengin yada daha az saygıdeğer değildir. Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma gerek anlam, gerekse içerik olarak bir bütünlük içindedir. Yeni Antlaşmanın sadece işareti yenidir, fakat iman eden ailelerin sorumluluğu ve katıldıkları bereket İbrahim, İshak ve Yakup’unki ile aynıdır.

 

Tanrı her zaman başladığı işi tamamlar, her zaman andını tutar ve vaatlerini yerine getirir. Bir gün Rab İsa Mesih tekrar gelecek ve bizi kendi benzeyişine döndürecektir. O gün günahın izinden arınmış olacağız. Tanrı kurtuluş işini tamamlayacaktır. İsa Mesih’in hayatına baktığımızda Eski Antlaşmadaki peygamberliklerin ve vaatlerin O’nda gerçekleştiğini görmekteyiz. İsa Mesih’in dağdaki vaazında peygamberliklerden ve Kutsal Yasadan paylaştığını görmekteyiz. İsa Mesih sık sık Eski Antlaşmadan alıntılar yaparak öğretişte bulunmuştur. O, kendisini Eski Antlaşma ile ilişkilendirmektedir. Aynı şekilde Elçiler de Eski Antlaşmadan alıntılar yaparak öğretişte bulunmuşlardır. Bu yüzden Matta 5.17-18 ayetlerinde şöyle der:

Kutsal Yasa'yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, gök ve yer ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecek.

 

İsa Mesih bu sözlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere Kutsal Yasa ile ters düşmüyor ya da Yasayı inkar etmiyor. Tersine Yasayı yerine getiriyor ve tamamlıyor. İsa Mesih’in yaşamı, ölümü ve dirilişi Yasa’nın tamamlanması işidir.

 

Eski Antlaşma boyunca gördüğümüz kurbanlar İsa Mesih’in çarmıhta kanını dökmesiyle tamamlanmıştır. Kurbanların işaret ettikleri kişi olan Mesih gelince kan dökme işi sona ermiştir. İsa Mesih geldi ve bizim günahlarımız için öldü; artık hayvan kanına daha fazla ihtiyaç yoktur.

 

Fısıh akşamı Yahudiler Fısıh kuzunu yerken Tanrı’nın kendilerini ölüm meleğinden nasıl kurtardığını hatırlarlar. Böylelikle Mısır diyarından ayrılabilmişlerdir.

 

Ele verildiği akşam İsa Mesih havarilerle birlikte sembolik olarak Fısıh kuzusunu yedi. O akşam yemeğinde kutsadığı ekmeği ‘bu sizin uğrunuza feda edilen benim bedenimdir’ diyerek havarilere verdi. Aynı şekilde şükrettiği kaseyi ‘bu kase, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır’ diyerek havarilere verdi.[8][8] Böylelikle Fısıh yemeğinin işaret ettiği şey İsa Mesih’te açıklanmış ve tamamlanmış oldu. Fısıh Yemeği Rab’bin Sofrası ile yer değiştirdi. Aynı şekilde antlaşmasal bir düzen içinde sünnetin yerini de vaftiz almıştır.

 

Gerek sünnet gerekse vaftiz sakramentindeki benzerliklere dikkat edelim. Eski Antlaşmada Kurtuluş işareti sünnet iken, Yeni Antlaşmada Vaftiz olmuştur. Aşağıdaki sorular ışığında bu gerçekleri biraz daha düşünelim.

1.         Eski Antlaşma döneminde İbrahim’in Tanrı’sına iman edenler ne yaptı?

Sünnet oldu.

 

2.         Eski Antlaşmada içsel temizliğin dışsal işareti neydi?

Sünnet.

 

3.         Eski Antlaşmada imanlılar topluluğuna bir kişinin girişinin işareti neydi?

Sünnet.

 

Aynı soruları Eski Antlaşma yerine Yeni Antlaşma ile soralım:

1.         Yeni Antlaşma döneminde İbrahim’in Tanrı’sına iman edenler ne yaptı?

Vaftiz oldu.

 

2.         Yeni Antlaşmada içsel temizliğin dışsal işareti neydi?

Vaftiz.

 

3.         Yeni Antlaşmada imanlılar topluluğuna bir kişinin girişinin işareti neydi?

Vaftiz.

 

Bu sebepten Hristiyan ailelerin çocukları sünnet olduğunda Pastörler ya da kilise görevlileri özel bir ziyaret ya da ayin düzenlemezler. Çünkü sünnet artık Kurtuluş işareti değildir. Bu yüzden çocukları doktora teslim etmek yeterlidir. Aynı şekilde yetişkin yaşta Rab’be iman edenlerden Kilise bugün sünnet olmasını talep etmiyor, çünkü sünnetin yerini vaftiz almıştır.

 

Yahudilikten gelen bazı Hristiyanlar sünnet işaretini taşımayan ve başka uluslardan gelen Hristiyanlara sünnet olmaları gerektiğini söylediğinde aralarında büyük bir tartışma başladı. Elçi Pavlus bu durumda hassas olan Hristiyanlara şöyle dedi:

Koloseliler 2: 11-12 Ayrıca Mesih'in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde günahlı benliğinizden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O'nda sünnet edildiniz. Vaftizde O'nunla birlikte gömüldünüz ve O'nu ölümden dirilten Tanrı'nın gücüne iman ederek O'nunla birlikte dirildiniz.

 

Pavlus ‘elle yapılmayan sünnet’ ifadesini kullandığında onların aslında vaftiz olduklarında sembolik olarak sünnet olmuş olduklarını ifade etti. Yeni Antlaşma inancının kökleri Eski Antlaşmadadır. Bizler çocuklarımızı vaftize götürdüğümüzde, İbrahim’in oğlu İshak’ı sünnet etmesi örneğini izlemiş oluyoruz.

 

Tekvin 6. bölümde Nuh’un hikayesini okumaktayız. 8. ayet oldukca açık: “Fakat Nuh Rab’bin gözünde inayet buldu”. Aynı şekilde 9. ayet ise Nuh için “sadık bir adamdı, kamildi ve Allah ile yürüdü” ifadelerini kullanır. Nuh gemi yapıp içine bindiğinde yalnız başına mıdır? Hayır! Çünkü Nuh inayet bulmuş, kamil bir adamdır; bu yüzden Tanrı Nuh ile birlikte Nuh’un karısı ve çocuklarıyla birlikte çocukların eşlerinin de gemide olmasını istemiştir. Neden? Çünkü Nuh Allah ile yürüyen birisidir. Tanrı Nuh’un ailesini ayrı tutabilirdi ama Tanrı kendi halkının ailesine daima özel bir önem vermiştir. I.Petrus Mektubu Nuh’un ailesiyle birlikte gemiyle sudan geçmesini vaftizle ilişkilendirmektedir. Çünkü vaftiz inanan büyükler ve onların ev halkıyla birlikte yapılan bir şeydir.

 

İbrahim’in çocukları ve torunları yokken, onlar daha doğup büyüyüp imanlarını açıklamamışken Allah İbrahim’le yaptığı kurtuluş antlaşmasının İbrahim’in çocuklarını da kapsadığını söylemiştir.[9][9] İbrahim’in soyu Mısır diyarında çoğaldıklarında kölelik sebebiyle inleyip feryat ettiklerinde Allah İbrahim ile yaptığı antlaşmadan dolayı İsrail halkına yardım etti.

Çıkış 2: 24 Tanrı iniltilerini duydu. İbrahim, İshak ve Yakup'la yaptığı antlaşmayı anımsadı. 25 İsrailoğulları'na baktı ve onlara ilgi gösterdi.

Sayıları bir milyondan fazla olan bu köle insanlara Allah neden ilgi gösterdi? Çok namuslu ve dürüst köleler oldukları için mi? Kendileri diğer insanlardan daha fazla mı iyiydiler? Diğer insanlardan daha fazla mı özgürlüğü hak ediyorlardı? Hayır! Hayır! Hayır! Tam tersine Tanrı, İsrail halkını seçilmeyecek bir nedenle seçti:

Tesniye 7: 6 "Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. Tanrınız RAB, öz halkı olmanız için, yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti. 7 RAB'bin sizi sevmesinin ve seçmesinin nedeni öbür halklardan daha kalabalık olduğunuzdan değil. Siz sayıca öbür halklardan azdınız. 8 RAB size sevgisini göstermek ve atalarınıza ant içerek verdiği sözü yerine getirmek için güçlü eliyle sizi Mısır'dan çıkardı; köle olduğunuz ülkeden, Mısır Firavunu'nun elinden sizi kurtardı. 9 Tanrınız RAB'bin Tanrı olduğunu bilin. O güvenilir Tanrı'dır. Kendisini sevenlerin, buyruklarına uyanların bininci kuşağına kadar antlaşmasına bağlı kalır, sevgisini gösterir.

Tanrı bu halkı önemsedi çünkü onlar İbrahim’in (antlaşmanın) çocuklarıydı, bir vaadin çocukları olarak yeryüzündeki halkların arasından seçilmişlerdi.[10][10] Yeni Antlaşma dönemindeki halk da aynı şekilde İbrahim’le yapılan antlaşmanın sonucu olarak seçilen İsrail halkı ile benzer bir şekilde seçilmiştir.

I.Korintliler 1: 26Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. 27Ama Tanrı, bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. 28Tanrı, dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için, dünyanın önemsiz, soysuz ve değersiz gördüklerini seçti. 29Öyle ki, Tanrı'nın önünde hiçbir insan övünmesin.

 

Süleyman ciddi şekilde hatalar yaptığında Allah ona şöyle konuştu:

I.Krallar 11: 11 Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim" dedi, 12Ancak baban Davut'un hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil, oğlun kral olduktan sonra yapacağım.

Süleyman’ın günahı yüzünden krallık bölünecekti ama Rab, Süleyman yaşarken bunu yapmadı, çünkü o Davud’un oğluydu. Tanrı, Süleyman’a babasından dolayı ilgi gösterdi.

 

Bu durum bize açıkca gösteriyor ki, Tanrı’nın antlaşması çocukları da kapsıyor ve bu yüzden antlaşma işareti çocuklara verilmelidir. Çünkü antlaşma çocukları Rab’be ayrılmıştır, onlar Rab’bin gözünde özeldir.

 

Tanrı’nın antlaşması bizler için o derece bağlayıcı ki, babaların günahını da Tanrı çocuklardan sormaktadır:

Çıkış 20. 5 ... Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği günahın hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.

Çıkış 34: 7 Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, başkaldırılarını, günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği günahın hesabını oğullarından, torunlarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.

 

Tanrı, Süleyman’a babası Davud’dan dolayı lütuf gösterdi. Rehoboam Süleyman’ın oğluydu ve babasından sonra kral oldu. Bu krallık döneminde ise ülke bölündü. Rehoboam babası Süleyman’ın işlediği günahın yargısına uğradı. Çünkü Allah zaten Süleyman’a krallığın oğlunun döneminde bölüneceğini söylemişti. Eğer bu dünyada işlediğimiz günahların kendi çocuklarımızı etkileyeceğini iyi anlamış olsaydık; bu gün Hristiyan anne babalar daha dikkatli bir yaşayış içinde olacaklardı. İbrahim’in, Tanrı’nın onun soyunu bereketleyeceğini bilerek ölmesi aslında ölümünde bile ona büyük destek ve esenlik olmuştur. Tanrı kendi çocuklarını daima özel bir ilgi ile koruyacaktır. Tanrı’nın İsrail ailelerine olan ilgisini bilen Davut bu yüzden şöyle diyor:

Mezmur 103.17 Fakat Rab’bin inayeti ezelden ebede kadar

kendisinden korkanlar üzerindedir;

Ve adaleti oğulların oğullarınadır

Tanrı’nın, antlaşmasına olan bakış açısını ve antlaşmasına olan sadakatini çok iyi bilen Zekeriya, bu gerçeği itiraf ettiği şükran ilahisinde Tanrı’nın Yeni Antlaşma döneminde de antlaşma için olan düşüncesinin aynı olduğunu öğretmektdir:

Luka 1.68, 72 İsrail’in Tanrı’sı olan Rab’be övgüler olsun!

Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.

… Böylece atalarımıza merhamet ederek

kutsal antlaşmasını anmış oldu..

 

Tanrı atalarımızla yapmış olduğu antlaşmaya sadık kalıp halkına (kuşaklar sonraki halkına) merhamet göstermiştir. Aynı gerçek Meryem’in şükran ilahisinde de zikredilir:

Luka 1.50, 54-55 Kuşaktan kuşağa kendisinden korkanlara merhamet eder

… Atalarımıza söz verdiği gibi,

İbrahim’e ve onun soyuna sonsuza dek

merhamet etmeyi unutmayarak

kulu İsrail’in yardımına yetişti.

 

Babaların imanından dolayı çocukların kutsanması örneğini Yeni Antlaşmada da görmekteyiz:

Matta 9.18-19, 23, 26: Havra yöneticisi İsa Mesih’in önünde secde edip ölmüş olan kızını diriltmesini istemiştir. İsa kızı diriltir. Bu, kızın imanından dolayı mıdır yoksa İsa’ya secde kılıp onun üzerine elini koyarsan, dirilecek diyen babanın imanından dolayı mıdır? Bir ölünün iman açıklaması yapması beklenemeyeceği üzere babanın imanından dolayı Rab kızı diriltmiştir. Açıkça görülüyor ki, Eski Antlaşma dönemindeki Tanrı’nın antlaşmaya ve antlaşma ailesine olan ilgisi Yeni Antlaşma döneminde de aynıdır.

 

Matta 17.14-18: İsa Mesih’in önünde diz çöken babanın saralı çocuğunun iyileştirilmesi yine aynı gerçeği vurgulamaktadır.

 

Luka 7.11-17: İsa tek oğlu ölmüş olan acılar içindeki dul bir kadına merhamet gösterir. Bunu ölmüş olan oğul için için değil, yaşamakta olan annenin hatırına yapar.

 

Luka 19.1-9: İsa vergi görevlisi Zakay’ın evine geldiği zaman “Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu” diye bir ifade kullanır. İsa “Zakay kurtuluşa kavuştu” ifadesini neden kullanmaz? Çünkü Zakay evin başıdır ve Rab’be iman etmiştir. Eski Antlaşma kültürüne uygun bir ifade ile İsa tek bir kişi için değil bütün bir ev halkı için konuşur.

 

Bu sebepten Pentikost günü Petrus’un …bu vaat size, çocuklarınıza… diyerekten Eski Antlaşmadan bu güne kadar bilinen, Tanrı’nın devam eden işinin Yeni Antlaşma döneminde de geçerli olduğunu bildirmiştir.

 

I.Korintliler 7.14: Çünkü iman etmemiş koca, karısının aracılığıyla, iman etmemiş kadın da imanlı kocasının aracılığıyla kutsanır. Aksi halde çocuklarınız kutsanmamış olurdu. Şimdiyse kutsaldırlar.

Korint kilisesi putperest dünyadan Rab’be dönenlerin çoğunlukta olduğu bir topluluk olarak İsa Mesih’e iman etmeden önceki yaşantılarıyla bağlantılı bir problemle karşılaşmıştı. Eşlerden biri putperest diğerinin Hristiyan olduğu bir durumda Hristiyan olan eşin hayatı güçlü bir biçimde değişmişti. Bu durumda kişi putperest eş ile yaşamaya devam mı edecekti? Pavlus Hristiyan olmayan taraf yaşamaya razı ise Hristiyan tarafın ayrılmayı düşünmemesini söylemektedir. Pavlus’un bunu söylemesinde ki amaç ise iman eden eş aracılığı ile diğer eşin kutsandığı, iman eden eş aracılığı ile çocukların kutsandığı gerçeğidir. Burada gördüğümüz öğretiş yine bir kişinin imanı aracılığı ile kutsanan ev halkıdır.

 

Bu gerçekler ışığında bazıları, imanlı ailelerin çocukları vaftiz olmalıdır, gerisi kolaydır, diye düşünebilir. Hatta bazıları sanki yangın sigortası yaptırırmış gibi sadece vaftiz yaptırırlar. Böyle bir durumda bu ev ile Hristiyan olmayan komşu ev arasında fark görünmeyecektir.

 

Eğer karı koca birbirini İncil’de emredilen şekilde sevmiyorsa, eğer çocuklara Kutsal Yazıları öğretmiyorlarsa, eğer çocukları Tanrı Sözünde yazıldığı şekilde yetiştirmiyorlarsa, eğer aileler çocuklarıyla birlikte dua etmiyorsa, eğer çocukları için dua etmiyorlarsa, eğer ev halkının düzenli bir kiliseye katılımı ve bir kilise üyeliği söz konusu değilse, eğer ev halkı diğer Hristiyan ailelerle paydaşlık içinde değilse, eğer çocuklara düzenli olarak kiliseye katılmak aşılanmamışsa, eğer çocuklar kilisenin öğretisi ve disiplini altına girmemişse vaftiz olmuş çocuklar büyüdüklerinde başka çocuklardan bir fark görmeyebilirsiniz. Bizleri Tanrı’nın ev halkı yapan antlaşma, bizlere bir sorumluluk yüklemektedir. Tanrı bir kurtuluş işareti olan sünneti İbrahim’e verdiği gibi çocuklarını sünnet etme emrini de vermiştir. Ama aynı zamanda sünnet kişiye bir sorumluluk da vermiştir:

Tekvin 18: 19 İbrahim'i, doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye seçtim. Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim.

Bu ayetler bize İbrahim’in sorumluğunu açıkca göstermektedir. İbrahim’in sorumluluğu Tanrı hakkındaki her konuyu çocuğuna anlatmasıdır. İbrahim’in çocuğunu sünnet etmesi Tanrı’nın otamatik olarak o çocuğu kurtarması anlamına gelmemektedir. Bu İbrahim’in çocuğunu Rab’be kaldırdığı ve O’nun özel ilgisine bıraktığı antlaşmanın işaretidir.

 

Çocuklara matematik, bilim, sanat, yüzme, iş, futbol v.s. öğretmek için harcadığımız zaman ve çabayı onları tanrısallık yolunda yürütmek için de harcıyor muyuz? Çocuklarımıza kurtuluş işareti vermek onları Tanrı’nın yönetimine kaldırmak demektir. Çünkü çocuklarımız bizim değil, önce Tanrı’nındırlar; sahip olduğumuz her şeyi bize O vermiştir. Bizler hizmetçileriz, O ise efendidir. Aksi takdirde Tanrı’nın efendimiz olduğu gerçeğini göz ardı etmiş oluruz.

 

Kurtuluş isareti olan vaftiz bir çocuğa verildiğinde o çocuk Tanrı’nın emirlerini tutmaya çağrılmıştır, tövbe edip İsa’yı izlemeye çağrılmıştır. Eğer imanlı bir ailenin çocuğu olarak vaftiz işaretini aldıysanız dünya çocuklarının bilmediği bir Tanrısal bereketide almışsınızdır. Size iman ailesinin bir üyesi olarak kilisede dua edilmiştir, sizler kilise ile birlikte dua etme ayrıcalığını yaşarsınız, Tanrı’nın yasası ve merhameti iman ailenizde size açıklanmıştır, iman ailesiyle birlikte her durumda çok özel bir paydaşlık imkanına sahipsinizidir, dinlemek veya öğrenmek istediğiniz her zaman size vaftizi yapan Kiliseniz ve bu kilisedeki iman aileniz Tanrı’nın mucizelerini ve sözlerini size açıklayacaklardır. Bütün bereketleri ihmal edip eğer Rab’bin sözüne göre yaşamıyorsanız sizi dünya çocuklarından daha büyük bir yargı bekliyor demektir. Vaftiz, Tanrı tarafından İsa Mesih’e çağrılmanızdır.

 

Çocuğunu vaftiz yaptırmak isteyen aileler bunu bir sosyal olay olarak yaptırmamalıdır. Bir anne babanın çocuğunu vaftiz ettirmesi onlara çocuğun hayatı üzerinde çok büyük ruhani sorumluluklar verecektir. Eğer çocuğunuzu vaftiz ettirmenize rağmen Tanrısal bir ortam ve öğretiş içinde yetiştirip, disiplin etmezseniz onların kanı sizin başınıza olur. Çocuk da işaretini aldığı bu antlaşmayı tutmak ve yaşamakla yükümlüdür. Bu yüzden İsa Mesih Kefernahum’a geldiği zaman yargı gününde oranın hailinin Sodom’dan daha kötü olacağını öğretir.[11][11] Çünkü orada birçok mucizeler yapılmıştır. Yani Müjde ilan edilmiştir. Bu durumda o kent daha fazla sorumludur.

 

Vaftizin Bizler İçin Anlamı

 

1- Mesih’le Birleşmenin İlanı:

Galatyalılar 3: 27 Vaftizde Mesih'le birleşenlerinizin hepsi Mesih'i giyindi.

Evlilik ile iki insan tanıklar önünde Tanrısal bir onay ve bereket alarak birleşirler. Böylece iki insan bir olurlar. İki kişi, kadın ve erkek yaptıkları bu antlaşmanın neticesinde birbirlerine yüzük verirler. Bu yüzükler Baba, Oğlul ve Kutsal Ruh’ta yaptıkları antlaşmanın simgesidir. Bu yüzükler, çiftlere birbirleriyle yaptıkları antlaşmayı hatırlatır. Bu anlamda yüzükler bir süs eşyası olmaktan öte, bir insanın diğer bir insana verdiği bir antlaşma sözünün sembolüdür. Vaftiz ise; insan ile Tanrı’nın diri Sözü olan Mesih arasındaki birleşmeyi ifade eder. Giydiğimiz giysiler bazen zevkimizi ve karakterimizi, bazen işimizi, bazen sosyal konumumuzu doğrudan veya dolaylı olarak yansıtır. Vaftizde, Mesih ile olan bu birleşme sonucunda kişi, hayatında Mesih’i yansıtacaktır (yansıtmaya çağrılmıştır). Tanrı ile olan birliktelik geliştikçe Mesih’in kendisi de o kişide parlayacaktır. Vaftiz üzerimizdeki elbise gibi Mesih’i dışarı yansıtmaya başladığımız bir yaşam değişikliğinin işaretidir (öyle olmasına çalışmalıyız).

 

2- Tövbe:

Luka 3: 7 Yahya, vaftiz olmak için kendisine akın eden kalabalıklara şöyle seslendi: «Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? 8Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin! Kendi kendinize, `Biz İbrahim'in soyundanız' demeye kalkmayın. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim'e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir. 9Balta daha şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak.» 10Halk ona, «Öyleyse biz ne yapalım?» diye sordu. 11Yahya onlara, «İki mintanı olan, birini hiç mintanı olmayana versin; yiyeceği olan da bunu hiç yiyeceği olmayanla paylaşsın» cevabını verdi. 12Bazı vergi görevlileri de vaftiz olmaya gelerek ona, «Öğretmenimiz, biz ne yapalım?» dediler.13Yahya onlara, «Size buyrulandan daha çok vergi almayın» dedi. 14Bazı askerler de ona, «Ya biz ne yapalım?» diye sordular.O da onlara şöyle dedi: «Kaba kuvvetle ya da yalan suçlamalarla kimseden para koparmayın, ücretinizle yetinin.».

Mesih ile olan bu birleşme sonucunda kişi bundan böyle Mesih’e ait olduğunu ifade eden bir yaşama çağrılmış olur. Vaftizci Yahya’nın hizmetinde vaftiz çağrısı kadar etkin olan diğer bir şey ise tövbe çağrısıydı. Bu anlamda vaftiz tövbekar bir yaşam için Mesihsel bir kutsama almak demektir. Tövbekar bir yaşamı yaşayacak gücü ve desteği Mesih’te aramak demektir. Vaftiz olan kişi artık yaşantısını değiştirmiştir.[12][12] Evlilik andının işareti yüzükler olduğu gibi, tövbe dolu bir yaşam andının da işareti ve mührü vaftizdir. Yahya vaftiz için tövbe çağrısında bulunduğunda şu konulara dikkatimizi çeker :

 

a-) tövbeye yaraşır meyveler verin:

İnsanlar gelecek olan bir yargıdan kaçmak istemektedir. Diğer yandan vaftizin temsil ettiği bereketlerin getirdiği sorumlulukları yerine getirmek istemezler. Yahya “tövbe edin” dediği zaman anlatmak istediği şey hayatımızı değiştirmemiz gerektiğidir. Burada tövbe olarak çevrilen kelime (Metanoeo) orjinal metinde ‘Aklını ve amacını değiştirmek, yönünü değiştirmek’ anlamını içermektedir. Görülüyor ki, ruhsal meyve üzülüp ağlamakla çıkmıyor. Bütün aklımızla ve bütün yüreğimizle dönmek, kendimizi Tanrıya vermekle oluyor.

 

b) Biz İbrahim’in soyundanız’ demeye kalkmayın

Bu ayette tövbe eden kişinin gururdan uzak kalması gerektiğine dikkat çekilir. O devirde Yahudiler kendilerini diğer uluslardan üstün görürlerdi. İbrahim soyundan oldukları için diğer ulusları aşağı bir millet olarak görürlerdi. Oysa Tanrı kişileri İbrahim’in adından dolayı değil, kendi lütfundan dolayı bağışlayacaktır. Kişiler kurtuluş güvencesini başka kişilerin adından değil Tanrı’nın kutsal merhametinden almalıdırlar. Dolayısıyla Yahya Peygamber tövbeden bahsederken Tanrı’dan başka şeylere güvenmekten dönmeyi, kendisini başka ırk ve milletlerden üstün görmekten dönmeyi bahsetmekteydi. Kişi gururdan dönerek, kendisini insanlık ailesinin bir ferdi olarak görmeli ve alçakgönüllülüğü giyinmelidir. Kurtuluş kalıtsal olarak aileden çocuklara geçen bir şey olmadığı için, İbrahim’in soyundan olmanın yeterli olacağını düşünenlere Yahya’nın cevabı Şeria nehrinin taşlarını göstermek olur. “Tanrı İbrahim’e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir.” Eğer cennette İbrahim’e çocuk gerekseydi, bu gururlu bir kimse olmasın diye Tanrı taşlardan çocuk yaratarak İbrahim’e vermeyi tercih ederdi. Kendini başka milletlerden üstün gören gururlu kişileri Tanrı İbrahim’e çocuk olarak yakıştıramayacaktır.

 

c) İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak

Ayet bize tövbe etmenin aynı zamanda meyve vermek olduğunu gösterir. Meyve ise Rab ile yürümenin sonucunda oluşur. Kişi Rab’bin lütfunu tadar, tövbe eder. Rab ile girdiği bu ilişki onun hayatını değiştirir. Çünkü kişi benliğin işleri olan Ahlaksızlık, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgınca eğlencelerden[13][13] arınmıştır. Kutsal Ruh’un kişi üzerinde çalışması neticesinde kişi meyve verir. Bunun anlamı şudur: Sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk, özdenetim[14][14] tövbe eden kişinin hayatında gittikçe artan bir şekilde ortaya çıkmaya başlar. Kişinin yüreğindeki bu değişiklikler onun toplumsal hayatında da değişiklikler yapar.

 

d) İki mintanı olan, birini hiç olmayana versin; yiyeceği olan da bunu hiç yiyeceği olmayanla paylaşsın

Yahya’nın öğretişinde tövbe edip meyve vermek; aynı zamanda kendinde olanı başkalarıyla paylaşmak demektir. Kişi kendinde olan meyveler sonucunda artık kötü olanı yapamayacağı gibi, iyi işlerle[15][15] Kurtarıcı Tanrı’ya teşekkür etmektedir. Kendisine bağışlandığı gibi, kendisi de başkalarına bağışlamak istemektedir. Artık kişi başka insanlar ve insanlık için kaygı duymaktadır.

 

e) “Size buyrulandan daha çok vergi almayın… Kaba kuvvetle ya da yalan suçlamalarla kimseden para koparmayın, ücretinizle yetinin

O devirde sistem yanlış kullanılmaya müsaitti. Yetki ve güç sahibi insanların haksız kazanç edinmeleri zor değildi. “Komşunu kendin gibi sev, komşunun malına göz dikme”[16][16] diyen ayette olduğu gibi Tövbe eden kişi artık haksızlıktan kaçınan biri olmalıdır. Artık kimsenin malına gözdikmemelidir. Zorbalık, haksızlık, iftira, haksız kazanç kişinin hayatından çıkmalıdır. Kişi sahip olduklarıyla yetinmeli yani açgözlü olmamalıdır.

 

Yahya günahların bağışlanması için halkı tövbe vaftizine çağırıyordu.[17][17] Pentikost günü Elçi Petrus aynı çağrıyı yineliyordu: …Tövbe edin, ... vaftiz olun...[18][18].

 

I.Korintliler 6.9-10 Günahkârların, Tanrı'nın Egemenliğini miras almayacağını bilmez misiniz? Aldanmayın! Ne cinsel ahlaksızlık yapanlar, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne cinsel sapıklar, ne eşcinseller, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular Tanrı'nın Egemenliğini miras alacaklardır. 11Bazılarınız böyleydiniz; ama yıkandınız, kutsal kılındınız, Rab İsa Mesih'in adıyla ve Tanrımızın Ruhu aracılığıyla aklandınız.

Bu ayet vaftizdeki temizlemeye (tövbe etmek ve meyve vermek) işaret ederek “ yıkandınız, kutsal kılındınız” ifadelerini kullanır. Bazı kişiler bu ayetleri önce tövbe, sonra vaftiz tezi için kullanırlar. Onlara göre küçük çocuklar tövbe edecek yaşa gelene kadar, bağışlamanın ne olduğunu anlayana kadar vaftiz için beklemelidirler. Ancak böyle bir tez bize bağışlanma için tövbe etmenin yeterli olduğu öğretisini getirir ki, bu yanlıştır.[19][19] Bağışlama Tanrı’nın işidir. Bağışlanma satınalınabilen bir mal değildir. Bağışlama Tanrı’nın doğasında olan bir şeydir. Tanrımız bağışlayan bir Tanrı’dır. Tövbe ile Tanrı’nın zaten bizim için yapmış olduğu bağışlamayı alıyoruz. Bu anlamda vaftiz bir tövbe sakramenti değil, bir bağışlama sakramentidir. Vaftiz için tövbe edecek yaşa gelmeyi beklemek, vaftizi kişisel bir tanıklık olayı haline dönüştürür. Ancak Kutsal Kitap’ta vaftiz kişinin tanıklığından daha fazla TANRI’NIN TANIKLIĞINA DAİR BİR İŞARETTİR.

 

Tövbe, günahların bağışlanması için tek başına yeterli değildir; bağış yanlızca Tanrı’nın Mesih’te sunduğu karşılıksız lütufla gerçekleşir.[20][20]

 

3- Günahların Bağışlanması:

Markos 1: 4 Böylece Vaftizci Yahya çölde ortaya çıktı. İnsanları, günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırıyordu.

Tövbe eden kişinin günahları İsa Mesih’te sunulan karşılıksız lütuf ile bağışlanmıştır. Bu anlamda Vaftiz; günahların affını simgelemektedir. Kişinin günahlarını yalnızca İsa Mesih’in kutsal kanının temizlemeye yeterli olduğunun bir işaretidir. Vaftiz günahlarının affı için yalnızca İsa Mesih’in çarmıhta akan kanının yeterli olduğunu, O’nun günahı kaldıran bir kurban sunusu olarak sunulduğuna işaret eder.

 

4- Yeniden Doğmak:

Titus 3: 4-6 Ama Kurtarıcımız Tanrı, iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu, doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı.

Bizleri İsa Mesih’te bağışlayan merhametli Tanrımız, Kutsal Ruh aracılığıyla yeniden doğmamızı sağlamaktadır. Vaftiz; bizlerin yeni bir hayat için yenilenmeye olan ihtiyacımızın yalnızca Kutsal Ruh’ta karşılandığını gösteren bir mühürdür. Mesih’le birleşen ve günahı bağışlanan kişi Kutsal Ruh aracılığı ile yeniden doğarak artık yeni bir yaratık olmuştur. İsa Mesih bizleri günaha köle ve nefret dolu bir yaşamdan kurtardığı gibi bizlerin doğruluğu olmuştur. Yeniden doğuş yıkamasıyla bizlere yeni bir yaşam vermiştir.

 

Ancak kişiler vaftiz oldukları için yeniden doğmazlar. Yeniden Doğuş Kutsal Ruh’un bir işidir. Yeniden doğuşu bize veren iman değildir. Bize imanı veren Yeniden Doğuşumuzdur. Yani Yeniden doğmadıkca inanıp iman edemeyiz.[21][21]

 

5- Tanrı’nın Çocuğu Olmak:

Galatyalılar 3: 26 Çünkü Mesih İsa'ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrı'nın oğullarısınız. 27Vaftizde Mesih'le birleşenlerinizin hepsi Mesih'i giyindi.

Tanrı akladığı günahkarı Mesih’te kutsayıp neticesinde evlat edinmiştir. İsa Mesih’in beden alarak yeryüzüne gelip, aramızda yaşadığına ve bizim günahımız için haça gerildiğine olan iman bizleri Tanrı’nın evlatları yapmıştır. Tanrı’nın çocuğu olarak artık Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşabiliriz. Artık göksel krallığın sahibiyiz, mirasçılarız. Tanrı’nın çocuğu olmak, Tanrı ile aramızdaki bozuk olan ilişkiyi düzelttiği gibi insanlık ailesi olan ilişkimizi de yeniden düzenleyecektir. Kişi İsa Mesih’te yeni bir aileye ve kardeşlere sahiptir. Bu da yeryüzünde sahip olabileceğimiz en büyük zenginliktir.

 

6- Sonsuz Yaşama Kavuşmak:

Romalılar 6: 4Baba'nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla O'nunla birlikte ölüme gömüldük. 5Eğer O'nunkine benzer bir ölümde O'nunla birleşmişsek, O'nunkine benzer bir dirilişte de O'nunla birleşeceğiz.

Vaftizinde günaha ölerek Mesih ile birleşen kişi, Mesih ile devam eden birlikteliğinin sonucunda sonsuz yaşama kavuşacaktır. Bu anlamda vaftiz bizlere Mesih’in ölümünü ve dirilişini de hatırlatır. Ölümü yenmiş olan Mesih kilisenin diriliş ve çürümezlik umududur. Vaftiz; günaha ölmeyi, ölüm aracılığı ile Mesih’le birleşmeyi temsil etmektedir. Mesih’e ait olarak bir ölümde birleşenler, Mesih’te gerçekleşmiş olan dirilişte de O’nunla birleşeceklerdir. Yani imanlı kişi sonsuz yaşamı alacaktır. Ve vaftiz bunu kişiye hayatı boyunca hatırlatan bir işarettir.

 

7- Görünen Kiliseye Katılmak:

I.Korintliler 12.13 İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruh'ta vaftiz olduk ve hepimizin aynı Ruh'tan içmesi sağlandı.

Vaftiz ve tövbe, tüm yeryüzündeki ırkları bir görmeyi gerektirir. İster Yahudi, ister Grek, İsa Mesih’te birleşmiş her kişi Göksel Baba aracılığı ile kardeştir. Vaftiz, bu kişilerin ait olduğu Kutsal Evrensel ve Elçisel Kilisenin bir işaretidir. İsa Mesih’in Ruhani bedenini yeryüzünde teşkil eden topluluk farklı dillerden, farklı uluslardan, farklı kültürlerden oluşur. Vaftiz; gözle görünen kilise[22][22] dediğimiz, farklılıklarımızın BİR olduğu, Tanrı’nın bu dünyadaki kilisesine üyeliğimizi gösteren bir işarettir. Kişi, vaftiz olduğu kiliseyi ve üyelerini kendi ailesi olarak görür. Bu sebepten vaftiz; Mesih ile birleşme ve halkıyla olan beraberliğimizin simgesi ve mührüdür.

 

Özet olarak; Mesih ile birleşmiş, tövbe etmiş ve bağışlanmış, Kutsal Ruh aracılığı ile yeniden doğan, Tanrı’nın çocuğu olma ayrıcalığına hak kazanmış ve sonsuz yaşama kavuşmuş kişi artık RAB İSA MESİH’E AİTTİR. Böylece vaftiz göksel kimliğimizi hayatımızın her anında bize hatırlan bir işarettir. Ölüm zamanı dahil, hayatın bütün zorluk ve denenmelerinde vaftiz bizlere Mesih’te sahip olduğumuz kimliğimizi, Mesih’te vaat edilen bereketleri hatırlatır ve bunları sıkı tutmak için teşvik eder.

 

[Mesih’in kanının üzerimize serpilmesiyle] İsa Mesih’in ölümünün ve dirilişinin gücü Kutsal Ruh’un yenilemesiyle günahın pisliğinden ve her suçtan arınma aracılığı ile (İbraniler 9.11-22) Mesih’le olan beraberliğimizin ve birleşmemizin simgesi ‘Vaftiz’dir.

 

Vaftizde Konuşan Tanrı

Vaftiz insanın işi değil, Tanrı’nın işi olarak görülmelidir. Çünkü vaftizi insan icat etmemiştir, tersine vaftiz yüce Tanrı’nın bir emridir. Rabbimiz vaftizi kilisenin hizmetinin ve tapınışının bir parçası olarak teşkil etmiştir. Vaftiz, Tanrı’nın ilanı ve merhamet antlaşmasının bir mührüdür. Çocuklar Tanrı sözünü anlamasa bile Tanrı’nın kendisini bu şekilde ifade etmeye hakkı vardır. Bazen Hristiyanlar önce iman, sonra vaftiz tezini ileri sürerek vaftizin Tanrı Sözünü anlayabilen yetişkin imanlılar için olduğu tezini kabul ettirmeye çalışırlar. Ancak bu tez vaftizi bir insan işi olarak gören, vaftizi kişiye bağlı bir karar gibi gören anlayışın sonucudur. Bu durumda insan [ve insanın kararı] vaftizin (yani Tanrı emrinin) önünde ve merkezinde yer alır. Oysa vaftizin merkezinde Tanrı vardır.

 

Vaftizde Tanrı işler, Tanrı konuşur. Çünkü vaftizi icat eden ve onu bize emreden yüce Tanrı’nın kendisidir. Bu yüzden çocukların vaftiz olması gerektiğini düşünen Hristiyanlar vaftizde önceliğin Tanrı’nın olduğunun bilincindedir. Vaftizde biz Tanrı’ya değil, Tanrı bize sesleniyor. Ayrıca bu noktada, “Tanrı kendi kutsal vaadini neden çocuklara konuşmasın?” sorusunu sormak ve düşünmek durumundayız. Bizler yeni doğmuş bir bebeğin annesi, babası, kardeşleri ya da akrabası olarak onunla sürekli konuşmuyor muyuz? Çocuk anlamadığı halde ona konuşmakta ısrarcı değil miyiz? Anlamasa bile çocuğa, onu sevdiğimizi söylemiyor muyuz? Acıktığını sormuyor muyuz? Bebekler bizleri anlamadığı halde onlara konuşmayı, bizlere cevap veremeyeceklerini bildiğimiz halde onlara sorular sormayı hiç kimse garip ya da tuhaf bulmaz. Öyleyse Tanrı’nın kendi sevgisini, kendi vaatlerini, kendi lütfunu bebeklere konuşmasını niçin garip bulalım ki?

 

İlk iki yüzyıl boyunca kilise tarihinde çocuk ya da yetişkin vaftizi konusunda herhangi bir tartışma olmamıştır. Kilise tarihinde kilise babalarından Tertullian bu konuyu tartışmaya açana kadar çocuk vaftizinin tuhaf karşılanmadığını görüyoruz. Çocuk vaftizi Havarilerden beri devam eden kilisenin hayatının ve tapınışının bir parçasıydı. Kutsal yazılarda “İmanlı ailenin her bebeği vaftiz edilmelidir” şeklinde bir ifade olmasa da kilisenin bir önceki kuşaktan (elçilerden beri) gördüğü ve aklında kalan mantıklı bir yönlendirme vardı. Onlar kendilerinden önceki kuşaklarda bebeklerin vaftizine tanık olmuşlardı. Kutsal Kitapta bebek vaftizine yönelik çok kesin bir emir ve yasak olmadığı gibi, Tanrı’nın vaftiz konusundaki isteği ile ilgili çok geniş İncilsel bir düzen olduğunu görüyoruz.

 

Sünnet ve Vaftiz

Eski Antlaşmadaki sünnet sakramenti Yeni Antlaşmadaki vaftiz sakramentinin bir ön görüntüsüdür:

Tekvin 12: 1 RAB Avram'a, "Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git" dedi, 2 "Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. 3 Seni kutsayanları kutsayacağım. Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki halkların hepsi Senin aracılığınla kutsanacak.

Tekvin 15: 5 RAB Avram'ı dışarı çıkararak, "Göklere bak" dedi, "Yıldızları sayabilir misin? İşte, soyun onlar kadar çok olacak." 6 Avram RAB'be inandı. RAB bunu ona doğruluk saydı.

Tekvin 17: 9 Tanrı İbrahim'e, "Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız" dedi, 10 "Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 11 Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan herhangi bir yabancıdan satın alınmış köleler de içinde olmak üzere sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

 

Tanrı İbrahim’i seçerek bir Lütuf Antlaşması yaptı. İbrahim’i büyük millet yapacak ve çok bereketleyecekti. İbrahim’in soyu sayılamayacak kadar büyük olacaktı. İbrahim ile yapılan bu antlaşma aynı zamanda ebedi bir antlaşma idi. Tanrı, İbrahim’e verdiği bu vaat ile tüm uluslardan seçtiklerini İbrahim’in soyu olarak kabul edip bereketleyecektir. İbrahim Tanrı’nın bu vaadine iman etti böylece aklandı. Aynı zamanda Tanrı’nın Mesih İsa’daki kurtarışı bu vaat doğrultusundadır. Bu Antlaşmayı görünür kılmak isteyen Tanrı, Antlaşmanın işareti olarak bu vaat altındakilerin sünnet ile dünyadaki diğer soy ve halklardan görünür bir şekilde ayrılmasını istedi. İbrahim iman edip, vaadi anlayarak sünnet olmasına karşın, Tanrı sekiz günlük bebekler dahil bu Antlaşmanın altında olan her erkeğin sünnet olmasını istedi. Yeni Antlaşmaya baktığımızda Eski Antlaşma dönemindeki sünnet uygulamasının yerini vaftizin altığını görüyoruz. Yani sünnetin ifade ettiği anlam, Yeni Antlaşmada vaftiz ile ifade edilmektedir:

Koloseliler 2. 11Ayrıca Mesih'in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde günahlı benliğinizden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O'nda sünnet edildiniz. 12Vaftizde O'nunla birlikte gömüldünüz ve O'nu ölümden dirilten Tanrı'nın gücüne iman ederek O'nunla birlikte dirildiniz.

Ayet Mesih’in vaftizini sünnetin bir devamı olarak bahsetmektedir. Mesih İsa’nın ölümüne ve dirilişine olan iman ile vaadin çocukları, Tanrı’nın mirasına sahip olarak vaftiz olmaktadırlar.

 

Aynı şekilde aklı başında olarak iman ederek kurtulan anne ve babalar, kendi çocuklarını bu kutsal vaat altında korumak ve tutmak için vaftiz ile mühürlemektedirler. Bu, sünnette olduğu gibi kurtuluşu değil, dünyadaki değişik inanç ve kültürlerin getirdiği diğer yaşam biçimlerinden ayrılışı, Tanrı’nın halkının bu dünyadaki diğer halklardan ayrılışını simgelemektedir. Yani bebekken vaftiz olan kişi büyüyüp, Mesih İsa’yı Rab ve Kurtarıcı olarak kabul ettiği zaman kurtuluşu almış olmaktadır. Aynı sekiz günlük bebeklerin sünnet olup, Kutsal Yasanın buyruklarına büyüyünce iman etmesi gibi...

 

1- Vaftize bu açıdan baktığımız zaman görüyoruz ki; bizi kurtaran vaftiz değil, imanımızdır. Kutsal Yazı “İbrahim Tanrı’ya iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı” demektedir. Yani İbrahim’e sünnet, Tanrı’ya olan imanının işareti olarak verilmiştir. Tanrı’nın Lütuf Antlaşması Eski Antlaşmada sünnet ile, Yeni Antlaşmada vaftiz ile mühürlenmiştir. Vaftiz, Tanrı’nın Antlaşmasını hatırlatan bir işaret olmuştur.

 

2- Su vaftizi değil, esas olan Kutsal Ruh vaftizidir. “…vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz Mesih’i ölüler arasından dirilten Tanrı’nın etkin gücüne iman ederek yine vaftizde Mesih’le birlikte dirildiniz” diyen Koloseliler 2:12 ayetinde görüldüğü üzere Vaftizde, Mesih ile ölümdeki birleşmemiz bize Kutsal Ruh’un gücünde diriliş getirmektedir. Neticede Kutsal Ruh vaftizini insan değil, Kutsal Ruh’un bizzat kendisi yapmaktadır. “Çünkü tek Ruh’ta hepimiz -ister Yahudi, ister Yunanlı, ister köle, ister özgür olalım-bir tek bedene vaftiz edildik. Ve hepimiz tek Ruh’la doldurulduk” diyen I.Korintliler 12:13 ayetinde her Mesih imanlısının Ruh’la vaftiz olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Yani Kutsal Ruh bir kişinin tekelinde ya da bir yere bağlı olarak çalışmayıp iman eden kişiyi Kutsal Ruh’un kendisi bağımsız doldurmaktadır. “Tanrı’nın Ruh’u içinizde yaşıyorsa, siz benliğin değil, Ruh’un denetimindesiniz. Ama bir kişide Mesih’in Ruh’u yoksa o kişi Mesih’in değildir” diyen Romalılar 8:9 ayetinde de açıkça görüldüğü üzere Mesih’e ait olmak ve Kutsal Ruh’la dolmak aynı şeydir. Birbirinden farklı şeyler değildir.

 

3- İbrahim’in Tanrı’sına iman edenler Antlaşmanın mührüne sahiptir. Bu özel mühür İbrahim’e bir buyruk olarak verilmiştir. İbrahim’in imanı kişisel bir imandı ancak tam anlamıyla kişiye özel değildi. İbrahim’in imanı daha İshak doğmadan önce onu etkilemiştir. İshak daha sekiz günlükken ve bilinçli bir imanı yokken sünnet olmuştur. Tanrı İshak’ın da, babası İbrahim gibi önce iman edip sonra antlaşma altına girmesini talep etmemiştir. Tanrı katında İshak için bile İbrahim’in imanı önem arzediyordu. Bu yüzden İbrahim’in çocukları antlaşma işaretini aldılar. İbrahim Tanrı’ya iman ettiğinde Tanrı’nın Antlaşması altına girdi. Antlaşma hayatının getirdiği sevinç, esenlik, bereket ve sorumlulukları o zaman aldı. İshak ise antlaşma altında doğmasına karşın büyüyüp iman ettikten sonra antlaşma hayatının sevinç, esenlik, bereket ve sorumluluklarına katıldı. Bu açıdan vaftiz sünnet gibidir. Vaftiz, Tanrı halkının iman ve antlaşma hayatından hoşlanıp hoşlanmayacağı konusunda bir garanti vermez. Vaftiz sadece hatırlayabileceğimiz en erken yaştan itibaren bizi Tanrı’yı sevmeye ve izlemeye çağıran bir işarettir. Vaftiz Tanrı’nın bereket ve kutsamasını bize vaat eder. Bu yüzden imanlı aileler çocuklarını vaftiz ettirmelidirler.

 

Sünnet konusundaki bu buyruk İsa Mesih zamanına kadar etkili bir şekilde gelmiştir. Sünnet Eski Antlaşmanın çocukları için ne ifade ediyordu? Her halde yetişkinler için ne ifade ediyorsa onu ifade ediyordu. Bebekler ya da yetişkinler sünnet mührü ile Tanrı’nın halkına dahil edilmekteydi. İki insan arasında yapılan Evlilik antlaşmasının sembolü yüzükler olduğu gibi, İbrahim ve Tanrı arasındaki antlaşmayı sünnet simgelemekteydi. Tanrı böyle ilginç bir işareti neden seçti? Neden başka bir işaret seçmedi? Buna tam bir cevap vermek mümkün değil. Ama İşaya 52:1 ayeti bu konuda bize bir fikir vermektedir:

1 Uyan, ey Siyon, uyan, kudretini kuşan. Ey Yeruşalim, kutsal kent, güzel giysilerini giy. Çünkü sünnetsizlerle murdarlar Kapılarından asla içeri girmeyecek artık.

 

Bu ayet Tanrı’nın, kendi halkı ile diğer halkları (murdar adam) birbirinden böyle bir dışsal işaret ile ayırdığını göstermektedir. Tesniye 30:6 ayeti ise şöyle diyor:

Sizin ve çocuklarınızın yüreğini sünnet edecek. Öyle ki, O'nu bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevesiniz ve yaşayasınız.

Bu ayet ise bizlere gösteriyor ki; içsel yani ruhsal temizliğin dışsal işareti sünnettir. Yani sünnet; arınmanın ve günahlı benliğin atılmasını temsil etmekteydi. Yani Tanrı’nın seçtiklerinin ruhsal temizlenmesini anlatıyordu. Kişiler sünnet ile Antlaşmadaki ruhsal sözlere sahip oluyordu.

 

İşaya 52:1 ayetinde görünen diğer bir açık ifade ise; Tanrı’nın sünnet kelimesini kurtuluş kelimesi yerine kullandığıdır. Benzeri ifadeler Hezekiel ve I.Samuel kitaplarındada geçmektedir:

Hezekiel 44: 9 Rab Yahve şöyle diyor: Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden, İsrail halkı arasında yaşayan yabancılardan hiçbiri tapınağıma girmeyecek.

I.Samuel 14: 6 Yonatan, silahını taşıyan genç hizmetkârına, "Gel, şu sünnetsizlerin ordugahına gidelim" dedi, "Belki RAB bizim için bir şeyler yapar. Çünkü gerek çoklukta, gerekse azlıkta RAB'bin zafere ulaştırmasına engel yoktur.

 

Bu ayetlerden sonra ‘Eski Antlaşma dönemindeki sünnet sakramenti tek başına kişiyi kurtarıyor muydu?’ sorusu akıllara gelebilir. Bunun cevabı ise ‘HAYIR’dır. Romalılar 4:9-11 ayetleri şöyle diyor:

9Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir? Diyoruz ki, «İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.» 10Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnetliyken mi, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken... 11İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin manevi babası olsun ve böylece onlar da aklanmış sayılsın.

 

Sünnet sakramenti kurtuluşun işaretidir. Ancak bu işaretin kendisi kurtuluşu var etmez. Tevkin 17. bölüme baktığımızda Tanrı, bu kurtuluş işaretinin çocuklara da verilmesini istemektedir. Tanrı Sekiz günlük bebekten başlayarak bu kurtuluş işaretinin bütün ev halkına verilmesi istenmektedir. Bu Tanrı’nın emridir. Ve açıkça görünen şudur ki;

* İbrahim bir günahkardı ve lütuf aracılığı ile gelen imandan dolayı kurtuldu.

* Tanrı kurtuluş işareti olarak sünneti emretti.

* Kurtuluş işaretinin imanlı ailelerin çocuklarına da verilmesini emretti.

Bu yüzdendir ki, bizler İmanlı aileler olarak Eski Antlaşma zamanında yaşasaydık doğan çocuklarımıza kurtuluş işareti olan sünneti vermek zorundaydık.

 

Eski Antlaşmadaki sünnet mührü ile Yeni Antlaşmadaki vaftiz mührü birbirine benzemektedir. Onlar büyüklerle birlikte bebekleri bile sünnet etmişlerdi:

Neden aynı zamanda bebekler ?

a-) Çünkü Tanrı öyle buyurdu.

b-) Çünkü Tanrı çocukların da Antlaşmada olduğunu söyledi

c-) Çünkü insanlar bunu hem kendileri hem de çocukları için bir bereket olarak aldılar.

 

Eski Antlaşma altındaki halk Tanrı’nın kurtarış işinde kendilerini aileleriyle birlikte kurtaracağına inanıyorlardı. Tanrı, On Emrin Sebt günü için olan buyruğunu verirken ‘…sen ve oğlun ve kızın ve kölen ve cariyen hiçbir iş yapmayacaksın’ diyerek çocukları da Antlaşmanın içine dahil etmişti.[23][23] Bu yüzden Tanrı’nın ailelere Kutsal Kitap’ta pek çok defa şeriati çocuklarına ve torunlarına öğretme sorumluluğunu hatırlattığını görüyoruz:[24][24]

Tesniye 4: 9 "Ancak gördüklerinizi unutmamaya, yaşamınız boyunca aklınızdan çıkarmamaya dikkat edin ve uyanık olun. Bunları çocuklarınıza, torunlarınıza anlatın.

 

Bu ayette açık bir şekilde görüldüğü üzere çocuklarımız ve torunlarımız (küçük çocuklar) bile bu Antlaşmanın altındaydılar. Aynı yaklaşımı başka bir açıdan Yoel ayetlerinde görmekteyiz:

Yoel 2: 15 "Siyon'da boru çalın, Oruç için gün belirleyin, özel bir toplantı yapın. 16 Halkı toplayın, topluluğu kutsal kılın, Yaşlıları bir araya getirin. Çocukları, hatta emzikte olanları toplayın. Güvey odasından, gelin gerdeğinden çıkıp gelsin.

 

Burada Yoel’in burada oruç ilan ederken bile çocukları (emzikte olanlar dahil) ayrı tutmadığını görmekteyiz. Çünkü İbrahim ile yapılan antlaşma bunu öngörmektedir. Çünkü ANTLAŞMA BÜYÜKLER İÇİN NE İFADE EDİYORSA ÇOCUKLAR İÇİN DE ONU İFADE ETMEKTEDİR. Antlaşmanın altında doğan herkes, küçük çocuklar bile Antlaşmanın işaretini taşıdıklarından dolayı antlaşmanın bereketlerine, vaatlerine ve sorumluluklarına katılırlar. Küçük çocuklar bile Antlaşma altındadırlar bu sebepten de Yoel peygamber çocukları Tanrı’nın tapınan topluluğunun ayrılamaz bir parçası olarak görür.

 

I.Korintliler 7:14 Çünkü iman etmemiş koca, karısının aracılığıyla, iman etmemiş kadın da kocasının aracılığı ile kutsanır. Aksi halde çocuklarınız kutsanmamış olurdu. Şimdiyse kutsaldırlar

Bu ayette görüldüğü üzere Antlaşma çatısı altında doğan çocuklar Antlaşmanın bir parçası olarak kutsanmayı almışlardır. Tanrı kutsamasını sunmak için çocukların büyüyüp iman etmelerini beklememiştir. Ailenin Antlaşma altına girmesi, o ailede doğan çocukların Antlaşmaya dahil edilmesi için yeterli olmuştur. Tanrı anne ya da babanın imanından dolayı küçük çocukları kutsamaktadır. Günümüzdeki Lütuf Antlaşması ve onun önemi önceki (Eski Antlaşma) ile aynıdır. Günahkarları Kutsal Tanrı’ya bağlayan Antlaşmanın en önemli izi dünya kurulmadan önce var olan Mesih’in kanındaki sonsuz Antlaşmadır. O’nun kanı Eski Antlaşma insanlarının beklediği en geçerli kurban kanıydı. Yani o gerçek kurbandı.

 

Elçilerin İşleri 2: 38Petrus onlara şu karşılığı verdi: «Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız. 39Bu vaat size, çocuklarınıza ve uzakta olanların hepsine, Tanrımız olan Rab'bin kendine çağıracağı herkese yöneliktir.

Petrus’ buradaki sözleri Yoel’in antlaşmasal bir bütünlük içinde söylediği sözlerden daha farklı değildir. Petrus’un bu konuşmasından Tanrı’nın vaatlerinin yanlızca anlayışa sahip yetişkinleri değil çocukları da kapsadığını görmekteyiz. Pentikost günü Petrus’un bu vaazını dinleyenler Antlaşma mührünün çocuklarını da kapsadığını biliyorlardı.

 

Matta 19: 13‑14O sırada bazıları küçük çocukları İsa'nın yanına getirdiler; ellerini onların üzerine koyup dua etmesini istediler. Öğrenciler onları azarlayınca İsa, «Bırakın çocukları» dedi. «Bana gelmelerine engel olmayın! Çünkü Göklerin Egemenliği böylelerinindir.» 15Ellerini onların üzerine koyduktan sonra oradan ayrıldı.

Bu ayetleri çocuk vaftizine temel olarak gösteremeyiz. Ancak İsa Mesih’in kutsama verirken yetişkin ya da çocuk ayrımı yapmadığını görüyoruz. Yoel ve Petrus’ta gördüğümüz antlaşmasal bütünlük yine burada da karşımıza çıkmaktadır.

 

I.Korintliler 7:14 ayeti imanlı ailelerin çocuklarının kutsal olduğunu öğretmektedir. Öyleyse bu kutsal çocuklar vaftiz sırrından mahrum edilmeli midir? Tanrı, çocukları antlaşmaya dahil ettiğine göre biz neden çocuklarımızı antlaşmanın dışında görelim ki?

 

Ezra 10: 1 Ağlayarak kendini Tanrı'nın Tapınağı'nın önünde yere atan Ezra dua edip günahlarını açıkladı. Bu arada erkek, kadın, çocuk, İsrailliler'den çok büyük bir topluluk Ezra'nın çevresine toplandı. Onlar da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Bu ayette görüldüğü gibi çocuklar Tanrı’nın halkının, (bir antlaşma ile Tanrı’ya ait olan halkın) ayrılmaz parçasıydılar.[25][25]

 

İşte bu yüzden Musa İsrail kavmına Antlaşma sözlerini “El attığınız her işte başarılı olmak için bu antlaşmanın sözlerini yerine getirmeye dikkat edin” diye büyük ve anlayışa sahip yetişkin insanlara tembih ederken çocukları antlaşmanın dışında bırakmamıştı. Bu yüzden onlara şöyle dedi:

Bugün hepiniz - önderleriniz, oymak başlarınız, ileri gelenleriniz, görevlileriniz, bütün öbür İsrailli erkekler, çocuklarınız, karılarınız, aranızda yaşayan ve odununuzu kesen, suyunuzu taşıyan yabancılar - Tanrınız RAB'bin önünde duruyorsunuz[26][26]

 

Yine Yeşu İsrail’in ihtiyarlarını, başlarını, hakimlerini ve reislerini çağırıp Allah’ın önünde durdukları zaman yaptığı konuşmada “Ben ve ev halkım RAB'be kulluk edeceğiz” (Yeşu 24:15) derken çocukların Antlaşmaya dahil olduğunu çok iyi bildiğini görüyoruz. Çünkü çocuklar Antlaşmanın işaretini (sünneti) alarak Antlaşmanın içine dahil edilmişlerdi.

 

Fısıhta da öyle olmamış mıydı? Kapı süveleri kurban kuzusunun kanı ile işaretlenmiş olan evler içindeki tüm ev halkı ile birlikte (çocuklar dahil) kurtuluşa kavuşmuştu. Yeni Antlaşma döneminin aynı şekilde ev halkını kapsayan antlaşmasal bir bütünlüğü koruduğu görmekteyiz. Bu yüzden Filipus’un sözlerine inanan erkek ve kadınlar vaftiz olmuştu.[27][27] Kadınlar Eski Antlaşma’da sünnet olmadığına göre Antlaşmanın dışında mıydılar? Hayır! Kadınlar babalarının ya da kocalarının sünneti aracılığı ile Antlaşmaya dahil olmuşlardı.

 

Kornelyus iman etti ve bütün ev halkı vaftiz oldu.[28][28] Vaftiz açısından bakınca ev halkının durumu açıklanmıyor. Evin içindeki ergenlik çağındaki çocuklar, belkide daha küçük çocuklar Yeni Antlaşmanın mührü ile mühürlenmişti. Çünkü eski İsrail’de Antlaşma bütün ev ile yapılırdı.

 

Filipi kentinde Lidya adlı kadın Rab’be iman etti ve ev halkı ile vaftiz oldu.[29][29] İbrahim’in önce iman edip sünnet işaretini alması ve antlaşma işareti olan sünneti çocuklarına vermesi gibi, Lidya iman edip vaftiz oluyor ve Lidya’nın imanı neticesinde ev halkı vaftiz işaretini alıyor. Bu kadın evin reisi durumundadır ve bu yüzden eşinden bahsedilmemektedir. Kutsal Kitap ilk olarak Lidya’nın iman ettiğini ve bunun sonucunda ev halkının vaftiz olduğunu yazmaktadır. Ev halkı içinde bulunan çocukların yaşları ve imanları konusunda açık bir bilgi yoktur. Önemli olan şey şudur ki, Lidya ev halkı ile vaftiz olmuştur. Bu durumda Yeni Antlaşma vaftizlerinin ev halkı vaftizleri olduğunu söyleyebiliriz.

 

Pavlus ve Silas zindancıya “Rab İsa’ya iman et sen ve ev halkın da kurtulursunuz” dediler.[30][30] Elçilerin İşleri 16:32 ayetine baktığımızda zindancıya ve ev halkının hepsine Rab’bin sözünü bildirdiklerini görüyoruz. Buradaki ev halkı sözü evdekilerin (evde yaşayanların) hepsi demektir. Yeni iman etmiş olan zindancı yeni bulduğu imanda ne durumdaydı? Ev halkı ile kurtulmanın anlamı neydi? Bu bölüm bize bunları açıklamıyor. Fakat şurası açıktır ki; Filipi’li zindancı ev halkı ile birlikte vaftiz olmuştur. Aynı şekilde Havra yöneticisi Krispus tüm ev halkı ile birlikte Rab’be iman etti ve ev halkıyla birlikte vaftiz oldu.[31][31] Yine Pavlus, İstefanus’un ev halkını vaftiz ettiğini beyan etmektedir.[32][32]

 

Yeni Antlaşmada On vaftiz örneğinin altısı çocuklara (ev halkına) yöneliktir.[33][33] Şu nokta çok açıktır ki; Tanrı tek tek bireylerden çok, aileleri kurtarmak istemektedir. Tanrı bu yüzden aile kavramını Antlaşmaya dahil etmiştir. Bu yüzden Yeremya’nın Yeni Antlaşma ile ilgili peygamberlik sözünde Tanrı’nın, küçüğünden büyüğüne tüm ev halkı için yolladığı buyruklar vardır :

Yeremya 31: 31 İsrail ve Yahuda halkıyla Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor" diyor RAB, 32 "Atalarını Mısır'dan çıkarmak için Ellerinden tuttuğum gün Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek. Onların kocası olmama karşın, Bozdular o antlaşmamı" diyor RAB. 33 "Ama o günlerden sonra İsrail halkıyla Yapacağım antlaşma şudur" diyor RAB, "Yasamı içlerine yerleştirecek, Yüreklerine yazacağım. Onların Tanrısı ben olacağım, Onlar da benim halkım olacak. 34 Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini, 'RAB'bi tanıyın' diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi Tanıyacak beni" diyor RAB. "Çünkü suçlarını bağışlayacak, Günahlarını artık anmayacağım.

 

Bu düzeni anlayabilmemiz için Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşmadaki kitapların tamamının tek olan İncil’i oluşturduğu gerçeğini göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Kutsal Kitap’ın birlik içindeki ana mesajı Tanrı’nın İsa Mesih’te bizim için olan sevgisidir. Sünnet, Fısıh ve hayvan kurbanları bizlerin günahı için zaman dolunca ortaya çıkıp kurban olacak İsa Mesih’i simgelemektedir. İsa Mesih gelince bunlar bu yüzden Vaftiz ve Rab’bin Sofrası ile yer değiştirmiştir. Eski Antlaşmada İbrahim’i iman ve itaate çağıran Tanrı şimdide Yeni Antlaşmada bizleri iman ve itaate çağırmaktadır. Eski Antlaşmada İbrahim ve onun çocukları sünnet ile Tanrı’nın Halkına dahil olmuşlardı. Yeni Antlaşmada ise aynı Tanrı imanlıları ve onların çocuklarını vaftiz ile kendi halkına dahil etmektedir. Romalılar 4. ve Galatyalılar 3. bölümler bize iman ettiğimiz zaman İbrahim’in çocuğu olduğumuzu söyler. İşte bu Kutsal Kitap’ın ve Tanrı’nın Antlaşmasının birliğidir. Tanrı’nın İbrahim’e ve ailesine söylediği sözler bugün bizim ve ailemiz için aynı önemi taşımaktadır. Bu yüzden Lütuf Antlaşması doğrultusunda bir çok çocuk vaftizi yapıldığını görüyoruz. Kilise babalarından Origen’in (M.S.180) bebek olarak vaftiz olduğu bilinmektedir ve bu örnekler çoğaltılabilir. Yani Elçisel Kilise bebek vaftizi uygulamasını yapmaktaydı. Bu uygulama, Eski Antlaşma içindeki sünnette temel bulmaktadır. Çünkü Tanrı’nın Lütuf Antlaşmasında bir süreklilik ve birlik vardır. Zaten bu sebepten Kutsal Kitap bu konuda aksi bir sey söylemez. Çünkü sünnetin işaret ettiği ilke Yeni Antlaşmada da devam etmektedir. Eski Antlaşmada bebeklerin sünnet edilmesinin anlamını ve sünnetin Antlaşma içindeki rolünü ne kadar iyi anlarsak, Yeni Antlaşmada da çocukların vaftiz edilmesini o oranda iyi anlarız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

II. BÖLÜM

 

Vaftizin Uygulanma Şekli

Vaftiz ile ilgili diğer bir soru ise uygulamanın suya batırılarak mı yoksa serpme veya dökme şeklinde mi olacağıdır. 2000 yıl önce Rabbimiz İsa Mesih vaftiz yapılmasını emretmiştir. Elçi Petrus’un ilk vaazından sonra üç bin kişi Rab’be iman etmiş ve anında elçiler vaftiz yapmaya başlamıştır. Filipili zindancı gece yarısı iman ettiğinde vaftiz olmuştur.[34][34] Bir kişi çölde iman etmiş ve vaftiz olmuştur.[35][35] Bu kişilere su ile vaftiz yapılmıştır. Bu yapılan vaftizler su dökerek mi, serperek mi yoksa kişi suya tamamen batırılarak yapılmıştır sorusunu tartışamayız. Tartışmamalıyız. Bu kişilere bir şekilde su ile vaftiz yapılmıştır. Vaftizde su, kişilerin cumartesi akşamı yıkanmalarından ya da herhangi bir zamanda banyo yapmalarından farklıdır. Elimizi yıkadığımızda, suda yüzdüğümüzde ya da suyun dibine daldığımızda vücudumuz ıslandığı halde vaftiz olmuş sayılmıyoruz. Ancak suyu bir kişiye ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ adında tatbik ettiğimizde o kişi vaftiz olmuş oluyor. Tanrı dışsal bir unsur olan su ile içerde olan ruhsal bir gerçekliği belirtiyor. Yani vaftiz günahın kirliğinden arınmayı simgelemektedir.[36][36] Su, dünyamızda her kültürde kabul görmüş bir temizlik simgesidir. Çünkü bedenimizi yıkamak için su yerine kullandığımız başka bir unsur yoktur ve bu yüzden Tanrı suyu kullanmayı istemiştir.

 

Havari Petrus’un “Günahlarınızdan dönün ve günahlarınızın bağışlanması için her birirniz İsa Mesih’in adıyla vaftiz edilsin. Böylece Kutsal Ruh armağanını alacaksınız. Çünkü bu vaat sizlere, çocuklarınıza ve uzakta olan herkesedir; Tanrımız Rab’bin kendisine çağırdığı herkese”[37][37] dediği vaazın sonunda 3000 kişi vaftiz olmuştur. Kutsal Kitap anlayışına uygun olarak bunun içine çocuklar dahil edilmişti. Ama Kudüs’te bir nehir bulunmadığına göre 3000 kişinin suya batırılarak vaftiz edildiğini düşünemeyiz. Günümüzde ara sıra uygulandığı şekliyle bu kadar insanın içi su dolu bir havuzda bütün vücudunun suya batırılarak vaftiz edildiği şekli 3000 kişi için de düşünemeyiz. Yahudi halkı gibi dışsal temizlik unsurlarına son derece önem veren titiz insanların aynı havuzu değil 3000 kişi için kullanmaları söz konusu olamazdı. Bu durumda aklımıza gelen uygulama şekli dökme veya serpmedir. Elçilerin dönemindeki Yahudilikten gelen Hristiyanların bu konuda önlerinde tarihsel ve dinsel pek çok örnek vardır. Tarihsel olarak baktığımızda Yahudiler diğer uluslardan RAB Tanrı’ya iman edenleri ancak vaftiz ederek kabul ederlerdi. Bunun için yaptıkları uygulama yere diz çöken bir kişinin üzerine su dökülmesi ya da suyun serpilmesi şeklindeydi. Benzeri bir durum Filipus’un Etyopyalı hadımı vaftizinde görülür.[38][38] Çöldeki suyun derinliği ne kadardır, bilememekteyiz. Bu bir su birikintisi olabilir.

 

Yahudilerin çok iyi bildiği ve ulus olarak tanık oldukları bir diğer kutsama gerçeği ise serpme şeklinde uygulanmaktaydı. Şeriata göre İsrail halkı; murdarlıktan arınırken yaptıkları uygulama suç takdimesinden artan biraz külü içinde su bulunan bir kaba koyarlardı. Zufa otunu bu kaba batırıp murdar olan eve, eşyalara ya da kişinin üzerine serperlerdi. Tathir (temiz) olmak için uygulanan yöntem buydu.[39][39]

 

Yine bilindiği gibi; Musa Kutsal Yasayı İsrail kavmine bildirdikten sonra Rab’be yakılan takdime olarak arz edilen hayvanların kanını su ile birlikte halkın üzerine serpmiş ve ‘Rab’bin sizinle yaptığı Antlaşmanın kanı budur’ demişti.[40][40]

 

Yine toplantı çadırında bir su küveti bulunmaktaydı. Bu Tanrı halkının temizlenmeye olan ihtiyacını temsil etmekteydi. Kahin kurban sunmadan önce burada ellerini yıkardı. Ellerinin yıkanması ile bütün vücudu yıkanmış gibi kabul edilirdi. Ayrıca kahinler kurban sunmadan önce o küvetten kuzunun başına su dökerlerdi. Böylelikle kurban kuzusunun tamamı yıkanmış gibi, temizlenmiş olduduğu kabul edilirdi. Yani İsrail halkı dökme ve serpme şeklinde yapılan uygulamalara gerek tarihsel gerekse dinsel açıdan yabancı değillerdi.

 

Yeni Antlaşma dönemi için peygamberlik eden Hezekiel’in kitabında Tanrı, antlaşmayı İsrail halkının yadırgamayacağı ve zaten bildiği bir uygulama şekli olan halkın üzerine su dökme (ya da serpme) yöntemiyle yürürlüğe koyacağını belirtiyor.

Hezekiel 36: 22 "Bu nedenle İsrail halkına de ki: 'Rab Yahve şöyle diyor: Ey İsrail halkı, sizin hatırınız için değil, gittiğiniz uluslar arasında kirlettiğiniz kutsal adımın hatırı için bunları yapacağım. 23 Uluslar arasında kirlenen, onlar arasında kirlettiğiniz büyük adımın kutsallığını göstereceğim. Onların gözü önünde kutsallığımı sizin aracılığınızla kanıtladığımda, uluslar benim RAB olduğumu anlayacaklar. Rab Yahve böyle diyor. 24 "'Sizi uluslar arasından alacak, bütün ülkelerden toplayıp ülkenize geri getireceğim. 25 Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım. 26 Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. 27 Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım. 28 Atalarınıza verdiğim ülkede yaşayacak, benim halkım olacaksınız, ben de sizin Tanrınız olacağım. 29 Sizi bütün kirliliklerinizden kurtaracağım. Buğdaya seslenecek ve onu çoğaltacağım. Artık size kıtlık göndermeyeceğim. 30 Ulusların arasında bir daha kıtlık utancı çekmemeniz için ağaçların meyvesini, tarlaların ürününü çoğaltacağım. 31 O zaman kötü yollarınızı, kötü işlerinizi anımsayacaksınız. Günahlarınız, iğrenç uygulamalarınız yüzünden kendinizden tiksineceksiniz.

O halde suya tümüyle batırılarak yapılan vaftiz uygulamsından daha önce Kutsal Kitap kültüründe dökme veya serpme yönteminin kabul görmüş olduğunu söyleyebiliriz.

 

Kutsal Kitap bize vaftiz için tek bir şekil vermez. Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta vaftiz için emrettiği ilahi bir model yoktur. Bu yüzden vaftiz için suya batırılma şeklindeki uygulamayı tek geçerli uygulama kabul etmek yanlış olur. İncil’de suya batırılarak yapılan tek bir vaftiz örneğine rastlamamaktayız. Zaten böyle bir iddia vaftizden çok suyu ön plana çıkarır. Su, vaftizi tanımlayan dışsal bir unsurdur. Bir işaret olarak su; vaftizin içsel konusuna işaret eder. Suyun dikkatimizi çektiği nokta ise; İsa Mesih tarafından kurulan bu ruhsal törenin; Tanrı’nın Mesih’teki lütfunun temsil edildiği, mühürlendiği, Tanrı’nın halkına katılmayı, iman edenlerin Tanrı’ya olan itaatlerini dışa vurdukları ve Tanrı’nın Yeni Antlaşmasını hatırlatan bir unsur olduğudur. Ayrıca su; Kutsal Ruh’un günahtan arındırmasını simgeler. Eğer vaftiz için özellikle bir tek uygulama geçerli olsa idi, kilise yanlış yapmasın diye Kutsal Kitap bunu bize özellikle ayrıntıları ile birlikte verirdi. Ama Kutsal Kitap, suyu dışsal bir unsur olarak kabul ettiği için dökme mi, serpme mi yoksa suya tümden batırılarak mı yapılması gerektiği konusuna değinmemiştir, bunu yer ve zamana bağlı olarak kilisenin yetkisine bırakmıştır. Bu durumda vaftiz için üç uygulamanın da geçerli olduğunu görüyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

III. BÖLÜM

 

Vaftiz Hakkında Bilinmesi Gerekenler

 

Westminster Uzun İlmihali:

165. Vaftiz Nedir?

Yeni Antlaşmanın bu ruhsal törenini İsa Mesih’in bizzat kendisi ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ adında yapılmasını buyurmuştur.[41][41] Vaftiz; Mesih ile birleşmeyi[42][42], O’na ait oluşumuzu, O’nun kanıyla günahlarımızın bağışlanmasını[43][43], O’nun Ruhuyla yeniden doğmamızı[44][44], oğulluğa alınmamızı[45][45], sonsuz yaşama kavuşmamızı[46][46], gözle görülen kiliseye katılmamızı[47][47] ve Rab’be ait olmamızı açıkça belirtir.[48][48]

 

166. Kimler vaftiz edilmelidir?

Kilisenin dışında kalan ve vaat Antlaşmasına yabancı olan kişiler, Mesih’e iman etmedikçe ve O’na boyun eğmedikçe vaftiz edilmemelidir[49][49]. Anne ya da babası Mesih’e iman ve itaat eden çocuklar ise bu bakımdan Antlaşmanın içindedir ve vaftiz edilebilir[50][50].

 

167. Vaftizden sonra nasıl bir hayat sürmeliyiz?

Vaftizimizi hayat boyu devam ettirmeliyiz; denendiğimiz zamanlarda başkalarını vaftiz ettiğimizde bunun doğasını ciddi bir şekilde düşünerek şükretmeliyiz.[51][51] Mesih’in vaftizi buyurma nedenleri üzerinde durmalı, bunun yararlarını ve ayrıcalıkları anmalı,[52][52] Mesih’e bağlılığımızı gözden geçirmeli, günahlı varlığımızdan ötürü alçakgönüllü davranmalı,[53][53] günahlarımızın bağışlandığına ilişkin güvenceye sahip olmalı,[54][54] Mesih’in ölümünden ve dirilişinden güç almalı,[55][55] O’nun lütfuna dayanarak imanla yaşamalı,[56][56] kutsallığa ve doğruluğa ağırlık vermeli,[57][57] Mesih’te kalmalı[58][58] ve kardeşlik sevgisiyle dolu olarak O’nun Ruhunda tek bir bedene ait olduğumuzu bilmeliyiz.[59][59]

 

Heidelberg İlmihali :

69. Mesih’in çarmıhta yaptığı tek kurbanın kişisel olarak sizin için olduğunu vaftiz size nasıl hatırlatıyor ve sizi emin kılıyor?

Mesih bu dışsal yıkanmayı teşkil etti1 ve suyun bedenin kirliliğini yıkadığı kadar gerçek O’nun kanının ve Ruh’unun kesinlikle ruhumun kirliliğini diğer bir deyişle bütün günahlarımı yıkayacağını vaat etti.2

1 Elçilerin İşleri 2.38 (Matta 28:19)

2 Matta 3:11; (Markos 16:16; Yuhanna 1:33; Elçilerin İşleri 2:38) Romalılar 6:3-10; I.Petrus 3:21

 

70. Mesih’in kanıyla ve Ruh’uyla yıkanmak ne demektir?

Mesih’in kanıyla yıkanmanın anlamı:

Mesih’in çarmıhta benim yerime kurban olarak dökülen kanı sebebiyle Tanrı’nın lütuf aracılığı ile günahlarımı bağışlaması demektir.3

 

Mesih’in Ruhunda yıkanmanın anlamı:

Gittikçe daha fazla günaha öleyim ve artan bir şekilde kutsal ve suçsuz bir yaşam süreyim diye Kutsal Ruh’un beni yeniledi ve Mesih’in bir üyesi(*) olarak ayırdı.4

3 Zekeriya 13:1; Efesliler 1:7; İbraniler 12:24; I.Petrus 1:2;

Esinleme 1:5;(Esinleme 7:14)

4 Hezekiel 36:25, Yuhanna 3:5-8; Romalılar 6:4; I.Korintliler 6:11;

Koloseliler 2:11-12

(*) Mesih’in bedeninin (azaları) üyeleri

 

71. O’nun kanıyla ve Ruh’uyla yıkandığımızın vaftiz suyuyla yıkandığımız kadar gerçek olduğunu Mesih nerede vaat ediyor?

Vaftizin teşkil edildiği yer şöyle der:

‘Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin.’5

 

‘İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek’6

 

Kutsal Yazı vaftizi yeniden doğuş yıkaması7 ve günahlardan temizlenme olarak saydığında bu vaat tekrarlanır.8

5 Matta 28.19

6 Markos 16.16

7 Titus 3.5

8 Elçilerin İşleri 22.16

 

72. [Vaftizde] Suyla bu dışsal yıkama günahları yıkar mı?

Hayır, yalnızca İsa Mesih’in kanı ve Kutsal Ruh bizleri bütün günahlardan temizler.1

1 Matta 3:11, I.Petrus 3:21, I.Yuhanna 1:7

 

73. Öyleyse Kutsal Ruh niçin vaftizi günahlardan arınma ve yeniden doğuş yıkaması olarak adlandırmaktadır?

Bu sözler için Tanrı’nın iyi bir sebebi var. Suyun bedenin kirliliğini yıkaması gibi Mesih’in kanı ve Ruh’unun günahlarımızı temizlediğini Tanrı bize öğretmek istiyor.2

 

Fakat daha önemlisi, Tanrı, ilahi bir işaret ve kanıt(*) ile bizi emin kılmak istiyor ki, ruhsal olarak bizlerin günahlarımızdan arınması su ile fiziksel olarak temizlendiğimiz kadar gerçektir.3

2 I.Korintliler 6:11; Esinleme 1:5; 7:14

3 (Markos 16:16), Elçilerin İşleri 2:38; Romalılar 6:3-4; Galatyalılar 3:27

(*) Rehin olarak bırakılan şey anlamında

 

74. Bebekler de vaftiz edilmeli mi?

Evet. Yetişkinler gibi, çocuklar da Tanrı’nın antlaşması içindedir ve Tanrı’nın halkıdır.4 Mesih’in kanı aracılığı ile günahların affı ve iman var eden Kutsal Ruh onlara yetişkinlerden daha az vaat edilmemiştir.5

 

Bu sebepten bebekler antlaşma işareti olan vaftizle Hristiyan (Tanrı’nın) kilisesine kabul edilmeli ve inançsızların çocuklarından ayrılmalıdır.6 Eski Antlaşmada sünnet ile yapılan7 bu sakrament Yeni Antlaşmada vaftiz ile yer değiştirmiştir.8

4 Tekvin 17:7; Matta 19:14

5 İşaya 44:1-3; Elçilerin İşleri 2:38-39; 16:31

6 Elçilerin İşleri 10:47; I.Korintliler 7:14

7 Tekvin 17:9-14

8 Koloseliler 2: 11-13

 

Westminster İnanç Açıklaması XXVIII

I. Vaftiz, İsa Mesih tarafından verilmiş yeni antlaşmaya ait bir sakramenttir,[60][60] ve vaftiz olan kişinin yalnızca gözle görülen Kiliseye kati katılışını göstermekle kalmaz;[61][61] fakat aynı zamanda kişi için Mesih’e aşılanışınının,[62][62] yenilenişinin,[63][63] günahlarının bağışının,[64][64] ve İsa Mesih aracılığıyla kendisini Tanrı’ya vererek yeni bir yaşam sürmeye başlamasının,[65][65] ve lütuf antlaşmasınınişareti ve mührüdür.[66][66] Bu sakrament, Mesih’in buyruğu uyarınca Kilisesinde dünyanın sonuna dek uygulanmalıdır.[67][67]

 

II. Bu sakramentte kullanılacak olan dışsal unsur su olup, vaftiz olacak kişi, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla, yasal olarak atanmış bir Müjde görevlisi tarafından vaftiz edilmelidir.[68][68]

 

III. Kişinin suya batırılması gerekli değildir; fakat kişinin üzerine su dökme, ya da serpme yoluyla da vaftiz doğru bir şekilde uygulanmış olur.[69][69]

 

IV. Yalnızca Mesih’e iman ve itaat eden kişiler[70][70] değil, fakat anne ve babadan birisinin ya da her ikisinin de imanlı olduğu ailelerin bebekleri de vaftiz edilmelidir.[71][71]

 

V. Tanrı’nın buyruğunu küçümsemek ya da göz ardı etmek büyük bir günah olsa[72][72] da, bir kişinin vaftiz olmaksızın yeniden doğmasının, ya da kurtulmasının mümkün olmaması anlamında lütuf ve kurtuluş vaftize ayrılmaz bir şekilde bağlı değildir:[73][73] diğer taraftan da vaftiz olan her kişinin yeniden doğmuş olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir.[74][74]

 

VI. Vaftizin etkisi, uygulandığı ana bağlı değildir;[75][75] ancak buna rağmen doğru bir şekilde yapıldığında, vaadedilen lütuf, Tanrı iradesinin bilgeliği uyarınca ve O’nun belirlediği zamanda kişiye yalnızca sunulmakla kalmaz, fakat Kutsal Ruh tarafından gerçekten sergilenip, bu lütfun sahibi olan kişiye verilir.[76][76]

 

VII. Vaftiz sakramenti herhangi bir kimseye tek bir kez uygulanmalıdır.[77][77]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IV. BÖLÜM

 

Vaftizli Yaşam

İster yetişkin ister küçük yaşta vaftiz olmuş olalım bir gerçek var ki, hepimiz Kutsal Kitap’ı araştırmaya, doğru öğrenmeye, doğru öğretmeye ve Kutsal Kitap’ın bizileri aydınlattığı gerçekler ışığında Tanrı’yı artan bir şekilde tanıdıkça O’nu daha da çok yüceltmeye davet edildik. Zaten yaratılışımızın amacı Tanrı’yı tanımak ve O’ndan zevk almaktır.

 

Hristiyan iman hayatı bireysel bir hayat değildir. Bu durumda “ben kendi başıma dua ederim, ben kendi başıma Kutsal Kitap çalışırım” tarzında bir ifade kişilerin bireysel olarak Tanrı ile yürümelerinde izlemeleri gereken basamaklardan biri olsa bile bu haliyle Hristiyan iman hayatını ifade etmekte yetersiz kalırlar.

 

Hristiyan olmak yani İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcısı olarak bilmek ve iman etmek bize Mesih’te pek çok bereketleri bağışlar (Romalılar 8:32). Bizlere bağışlanan lütuf bizleri zor zamanlarda korunabilmemiz için güçlü kılar (Romalılar 8:33-39). Tövbe ve iman ile Mesih’le birleşiriz (I.Korintliler 6.17) Mesih’le birleşmek bizleri armağanlı kimseler yapar (I.Korintliler 12:4-7). Bu armağanlarımız biz tek başınayken değil bir araya geldiğimizde yararlı olur ve bir araya geldikçe güçlenir. Yani inananlar bir araya gelerek Mesih’in Ruhani bedenini teşkil ederler (I.Korintliler 12:12-13). Böylece bir bedendeki organların nasıl birbiriyle bağlantısı varsa, bedenin sağlıklı çalışması için her organın birbirine ihtiyacı varsa, aynı şekilde inananların da bir arada olmaya, birbirlerini yüreklendirmeye (İbraniler 10:25) ve birbirleriyle paydaşlıkta bulunmaya ihtiyacı vardır (I.Yuhanna 1:3). Çünkü İsa Mesih yaşayan diri taşlardan teşkil ettiği kilisesinin (I.Petrus 2:4-5) her bir üyesinin birbirine bağlı olmasından hoşnut kalmıştır. İnananlar bir araya geldiğinde kayıp dünyaya Tanrı’yı görünür kılmış olurlar, Tanrı’yı ve erdemlerini ilan etmiş olurlar (I.Petrus 2:9). [Kiliseyi oluşturan] imanlıların Mesih’le olan birliği, O’nun bedeninin üyeleri olan bizleri ayrıca birbirimizin üyeleri olduğumuzu gösterir:

Efesliler 4: 16 O'nun önderliğinde bütün beden, her eklemin yardımıyla kenetlenmiş ve kaynaşmış olarak, her üyesinin düzenli işleyişiyle büyüyüp sevgide gelişiyor.

 

Mesih’teki armağan ve hazinelere (Efesliler 4:7-8) paydaş olan inananlar sahip oldukları bütün Mesihsel bereketleri birbirlerini geliştirmek için, birbirlerine hizmet etmek için kullanırlar:

Romalılar 12: 4‑5Bir bedende ayrı ayrı işlevleri olan çok sayıda üyemiz olduğu gibi, çok sayıda olan bizler de Mesih'te tek bir bedeniz ve birbirimizin üyeleriyiz. 6Tanrı'nın bize bağışladığı lütfa göre, ayrı ayrı ruhsal armağanlarımız vardır. Birinin armağanı peygamberlikse, imanının ölçüsüne göre peygamberlik etsin. 7Hizmetse, hizmet etsin. Öğreten biriyse, öğretsin. 8Öğüt veren, öğütte bulunsun. Bağışta bulunan, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet eden, güler yüzle etsin.

 

Bu durumda beden güçlü olduğu gibi ve sağlıklı olarak çalışır:

I.Korintliler 12: 20Gerçekte çok sayıda üye, ama tek bir beden vardır. 21Göz ele, «Sana ihtiyacım yoktur!» ya da baş ayaklara, «Size ihtiyacım yoktur!» diyemez. 22Tam tersine, bedenin daha zayıf görünen üyeleri vazgeçilmezdir. 23Bedenin daha az değerli saydığımız üyelerine daha fazla değer veririz. Böylece gösterişsiz üyelerimiz daha gösterişli olur. 24Gösterişli üyelerimizin özene ihtiyacı yoktur. Ama Tanrı, değeri az olana daha çok değer vererek bedende birliği sağladı. 25Öyle ki, bedende ayrılık olmasın, ama üyeler birbirini eşit şekilde gözetsin. 26Eğer bir üye acı çekerse, bütün üyeler birlikte acı çeker; bir üye yüceltilirse, bütün üyeler birlikte sevinir. 27Sizler Mesih'in bedenisiniz, ayrı ayrı da bu bedenin üyelerisiniz.

 

Elbetteki inananların bir araya gelerek oluşturduğu ruhani beden mekanik bir topluluk değildir. O’nu bir dernek veya partiden ayıran şey ise sevgidir:

I.Korintliler 13: 1Eğer insanların ve meleklerin dilleriyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bir bakır ya da çınlayan bir zilden farkım olmaz. 2Eğer peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem ve her türlü bilgiye sahip olsam, eğer dağları yerinden oynatacak kadar büyük bir imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim. 3Eğer bütün malımı sadaka olarak dağıtsam ve bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı yoktur.

4Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. 5Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolayca öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. 6Sevgi haksızlığa sevinmez, ama gerçek olanla sevinir. 7Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi ümit eder, her şeye dayanır.

8Sevgi asla son bulmaz... 13İşte böylece, kalıcı olan üç şey vardır: iman, ümit ve sevgi. Bunlardan en üstün olanı da sevgidir.

 

O halde topluluk üyeleri sevgi ve sevinçle diğer üyelere hizmet eder, onları destekler:

Filipililer 2: 1‑2Böylece eğer Mesih'ten gelen bir cesaret, eğer sevgiden doğan bir teselli ve Ruh'la bir paydaşlık varsa, eğer yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşünce ve sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın. 3Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle diğerini kendinden üstün saysın. 4Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin.

5Mesih İsa'da olan düşünce sizde de olsun.

 

Çünkü İsa Mesih kilisesi uğruna kendini alçaltmış ve acı çekmiştir:

Filipililer 2: 6Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. 7‑8Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.

O halde her üye beden birliğini düşünmek, korumak, kilisenin sorunlarına, ihtiyaçlarına paydaş olmak durumundadır.

 

Bu anlamda imanlı topluluğu bağımsız olarak kavranamaz. Çünkü önderleri, öğretmenleri, gözetmenleri ve görevlileri vardır, çünkü İsa Mesih onları topluluğunu yönetmek ve geliştirmek üzere araç olarak belirlemiştir, bir düzen için yönetim biçimi ve disiplini vardır (Efesliler 4: 11-12). Bizi bir araya getirmesinden dolayı Mesih’le olan paydaşlığımız birbirimizle olan paydaşlığı gerekli kılar.

 

Kutsal Yazılar kendi halimizde fakir ve zayıf, iyi bir şey yapmaya yeteneksiz ve isteksiz olduğumuzu hatırlatır.[78][78] O halde en büyük tehlike yeterli olduğumuzu, başkalarına ihtiyacımız olmadığını düşünmektir. Çünkü Mesih “Bensiz hiçbir şey yapamazsınız!” demektedir (Yuhanna 15:4-6). Mesih’ten kaynaklanan zenginlik (Koloseliler 2:10), O’na olan tam bağımlılığımızı vurguluyor:

Efesliler 4: 13 Sonunda hepimiz imanda ve Tanrı'nın Oğlunu tanımada birliğe, yetkinliğe ve Mesih'in doluluğundaki olgunluk düzeyine erişeceğiz..

 

Öyleyse Hristiyanlar arasında olması gereken birlik ve paydaşlık; aramamız veya kurmamız gereken bir ideal değil; aksine Mesih’le olan paydaşlığımızın ve bir bedene ait olmamızın zorunlu sonucudur. İnananlar arasında olan bu paydaşlık ve birlik dikkatle korumamız ve gerekirse yeni baştan keşfetmemiz gereken bir armağandır.

 

Kutsal Kitap, tek başına Hristiyan hayatının yaşanmadığını göstermektedir. Yani Kilisenin dışında tek başına yaşayan bir imanlı örneğini Kutsal Kitap öğretmiyor. Tanrı, sıradan kulları Mesih’te yeni bir insanlığı meydana getirmek üzere satın alıyor; halkını bir araya topluyor, kurtarıyor ve lütfuyla kutsuyor! Mesih’te kardeşlerimiz olanlardan ayrı olarak imanlı yaşamımızı sürdüremeyiz, çünkü iman yaşamı birbirimize olan sevgimizle belirleniyor ve ölçülüyor![79][79]

I.Yuhanna 3.11Başlangıçtan beri işittiğiniz buyruk şudur: birbirimizi sevelim!

I.Yuhanna 4. 20Eğer bir kimse, «Tanrı'yı seviyorum» der ve kardeşinden nefret ederse, yalancıdır. Çünkü görmüş olduğu kardeşini sevmeyen, görmemiş olduğu Tanrı'yı sevemez. 21«Tanrı'yı seven, kardeşini de sevsin» diyen buyruğu Mesih'ten aldık.

 

Vaftizin bizim için anlamlarından bir tanesi Görünen Kiliseye katılmaktır. O halde kilise sevgimizin, yüreğimizin olduğu yer olmalıdır. Kilisenin öğretisini korumak, paklığını korumak, kiliseyi oluşturan üyelerin birliğini ve paydaşlığını korumak, dargınlığa, dedikoduya, çekişmeye müsade etmemek her üyenin sorumluluğu olmalıdır. Vaftiz olmak bunu gerektirir, çünkü Hristiyan olmanın gerektirdiği şey budur. İsa Mesih’in uğruna kendisini alçaltıp acı çekerek çarmıha gittiği kilisesini korumak “Hristiyanım” diyebilmenin bir sorumluluğudur.

 

İnsan’ın isyankarlığının etkilerinden biri nefrettir. Tanrı’ya karşı olan bu nefret[80][80] kendisini tecavüz, ırkçılık ve egemenlik hırsıyla açığa vurur.[81][81] Bu yüzden de Romalılar Mektubu (3:11) “Tanrı’yı arayan kimse yok” diye öğretir.[82][82] Bu yüzden Kutsal Yazılar doğal insanı Tanrı’nın düşmanı olarak bile tasvir eder.[83][83] Böylece Pavlus’un günahlı insanın doğal halini tasvir ederken Titus’a şöyle yazması hiç de şaşırtıcı değildir:

Titus 3:3 Çünkü bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, aldanan, çeşitli arzulara ve zevklere köle olan, kötülük ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik

 

Ama Kutsal Yazıların en derin öğretişlerinden biri, Tanrı’nın çarmıhta dünyayı kendisiyle barıştırmasıdır (II.Korintliler 5:18-19). Mesih’le bir olmamızdan dolayı artık Tanrı’yla [Mesih İsa sayesinde] barıştırılmış olmaktayız. Tanrı ile barışmış olmamız da insanlarla aramızdaki paydaşlığın yeniden kurulması, birbirimizle olan bağların yeniden kurulmalarıyla ifade edilip somutlaştırılıyor:

Efesliler 2: 14‑16Çünkü Mesih'in kendisi barışıklığımızdır. Kutsal Yasa'yı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi, kendi bedeninde aradaki engel duvarını, yani düşmanlığı yıktı. Amacı, bu iki topluluktan kendisinde yeni bir insan yaratarak esenliği sağlamak, düşmanlığı çarmıhta öldürmek ve çarmıh aracılığıyla bir bedende iki topluluğu Tanrı'yla barıştırmaktı.

İsa Mesih ölümü ve dirilişiyle “kendisinde yeni bir insan” yaratabilmek için düşmanlığı çarmıhta öldürmüş olduğundan İmanlılar topluluğu barış, esenlik ve sevginin yaşandığı bir yerdir.[84][84] Öyle ki, imanlı topluluğunda ırk, vatandaşlık, dil ve kültür farklılıkları bile artık ayrılık yaratan, vaz geçilemez engeller olmaktan kalkmıştır:

Koloseliler 3:11 Bu yenilikte Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir.

 

Mesih, düşmüş bir dünyaya kurtaran Tanrı’nın sevgisini kutsalların paydaşlığında göstermeyi amaçlamıştır. İmanlı topluluğunun üyelerinin birbirini sevmeleri, Tanrı’nın halkı için olan sevgisinin diri gösterisidir:

Yuhanna 17: 20‑21«Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin. 22Bana verdiğin yüceliği onlara verdim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar. 23Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın.

Öyleyse cahilce kavga veya çekişmeye müsade etmek ya da buna ortam yaratmak Mesih’in “hepsi bir olsunlar” diyen duasına karşı olmaktır bu da vaftiz andını bir kenara bırakmak, Tanrı tarafından çağrıldığımız Hristiyan tanıklığına aykırı bir yaşam sürmek olur.

 

Hristiyanlık gücünü tek olan Tanrı’nın [agape] sevgisinden alır. Efendi’sine güvenilir olmak dini bilgilerimizin kusursuzluğunda değil, sadece birbirimize olan sevgide görülecektir (Yuhanna 14:20). İmanlı topluluğunun birliği [ya da paydaşlığı] İsa’nın Baba’dan geldiğini dünyaya göstermenin tek yoludur (Yuhanna 17:21). O halde aynı Ruh’ta vaftiz olmuş kişiler olarak birbirimizi sevmemiz, bağışlamamız, hoş görmemiz İsa Mesih’in gerçekten Rab ve Kral olmasıyla ilgili her hangi bir savunmadan daha iyi ve etkin bir yoldur! Bu durumda vaftiz olmuş canlar sevgiden ayrı düşerse Kilisenin evrensel misyonunu küçültmüş ve göz ardı etmiş olur. Yaşantımız ve sözlerimiz kilisemizdeki diğer üyeleri birbirimizi daha çok sevmek konusunda teşvik etmelidir.

 

Koloseliler 1:13 O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine aktardı.

Göklerdeki Babamızın bizleri aktardığı egemenliğin gerçekliğinde yaşadığımız için bu egemenlik tüm sözlerimizde, tüm işlerimizde ve düşücelerimizde, tüm hareketlerimizde ve yaşamımızın her alanında kendisini hissettirmelidir.[85][85] Tanrı’nın egemenliği kayıp dünyaya kilise aracılığı ile gösterilir! Kutsallık ve doğruluk iman etmişlerin paydaşlığında gözükür.

 

Tanrı’nın Egemenliğini dünyaya imanlılar topluluğu (kilise) olarak bizler yansıtırız: topluluğun Mesih’in huzurunda bir araya gelmesi, övgüler ve ilahiler söylemesi bir gün Kurtarıcı Tanrı’ya övgüler söylemek için tüm uluslardan insanların Tanrı’nın lütuf tahtının önünde toplanacakları günün bir ön tadını verir (Vahiy 5:11-14). Vaftiz olmuş canlar olarak Rab’bin Sofrasına her katılılışımız, bir gün Tanrı’nın sonsuz egemenliğinde bir arada olacağımızı gözlerimizde canlandırır (Vahiy 19:6-8). Ve bizim Tanrı’yla barışmış olmamız bizbirimizle birlik ve paydaşlık içinde olmamızı gerekli kılar, birbirimizi sevmemiz ise insanların gözlerine [bizi sonsuz bir sevgiyle seven] Mesih’le olan mükemmel esenlik ve paydaşlığın ilişmesini mümkün kılar -veya mümkün kılması gerek!

 

Vaftizli yaşamın dayandığı sevgi ve paydaşlık hayatı bizleri ait olduğumuz ulusa faydalı vatandaşlar yetiştirmeye, insanlık ailesine hizmet etmeye, üzerimizdeki yetkililere, yetkili kurumlara, kanunlara saygı göstermeye yani hayatın her alanında Mesih gibi yaşamaya yönlendirecektir. Böylece insanlar Tanrı’nın egemenliği hakkında sadece kiliseye geldiği zaman bir değil, kilisenin dışında da Tanrı’nın Egemenliğinin geldiğine tanık olacaktır.

 

O halde bir kilisede vaftiz olmakla sadece bireysel olarak verdiğimiz bir kararın yerine getirilmesini talep etmiş olmuyoruz. Kendimizi o kilisenin bir parçası, iman ailesinin bir üyesi yapıyoruz. Kendimizi kilisenin öğretiş yetkisinin altına koyuyoruz:

Kilise öğretisini benimsemek, kilisenin öğretisini korumak ve devam ettirmek yükü altına gönüllü olarak girmiş oluyoruz. Yani bir kilisede vaftiz olmuş birinin bir ayinden sonra “ben bu ayetin yorumuna katılmıyorum, ben böyle düşünmüyorum” şeklinde çevremizdekileri etkileyecek şekilde konuşmak ahlaki açıdan yanlıştır. Kilisenin sadece öğretisini değil, vizyonunu da paylaşmalısınız. Kilisenin inanç açıklamasını ve ilmihalini çalışmalı, ev halkınıza öğretmeli, öğrenmek isteyen başkalarına da öğretmeye istekli olmalısınız. Kilisenin yönetim şeklini inanç ve uygulamalarını savunabilecek kadar iyi tanıyor olmalısınız. Niçin x kiliseye değil de bu kiliseye gittiğinizin cevabını verebilecek durumda olmalısınız. NEDEN? Çünkü bir ailenin üyesisiniz ve ailenizi iyi tanıyor olmanız gerekir. Kilisenin toplantılarına elden geldiğince katılmaya çalışmalısınız.

 

Aynı şekilde bir kilisede vaftiz olmakla kendimizi kilisenin disiplin yetkisinin altına koyuyoruz:

Tesniye 17: 12 Orada, Tanrınız RAB'bin önünde görev yapan kâhini ya da yargıcı kim dinlemeyip saygısızlık ederse öldürülmeli. İsrail'den kötülüğü atmalısınız. 13 Bütün halk bunu duyup korkacak, bir daha saygısızlık etmeye kalkışmayacaktır.

Tesniye kitabının bu ayeti bazılarımız için çok sert gelebelir. Mesih’in çarmıhından dolayı artık önderlere karşı gelmek suçu kilise mahkemesinde ölüm cezasına çarptırılmıyor. Ancak bu durum artık Tanrı’nın önderlere duyulmasını istediği saygının azalmış olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu emir aynı zamanda Anne ve babamıza saygı göstermeyi gerekli kılan (Çıkış 20:12; 21:15) emrin bir parçasıdır. Tanrı kilisede bir düzen görmek istiyor ve düzeni sağlayan bu önderler aynı zamanda kilisede Tanrı’yı temsil etmektedir. Önderler Tanrı’nın Sözlerini okuyor, ilan ediyor ve öğretiyorlar. Aynı zamanda gerekli görüldüğünde ise Tanrı’nın günaha karşı olan öfkesini temsilen önderler disiplin vermekle yükümlüdürler. Diğer yandan isyan bir Hristiyan karakterinde olmaması gereken bir şeydir ve bu gurur ile ilişkilidir (Filipililer 2: 12-16). Bu yüzden Filipililer Mektubu (2:6-8) alçakgönüllü bir şekilde aramıza gelen Mesih’i bize örnek göstererek Mesih İsa gibi düşünmemizi ister (Filipililer 2:3-5). Yani itaatkar olmamızı ister. Unutmayın, bir gün öleceksiniz ve itaat etmek istemediğiniz, belki beğenmeyip eleştirdiğiniz önderler sizin son yolculuğuza uğurlama işini geride bıraktığınız ev halkı, akraba ve dostlarınıza teselli vererek yapacak kişilerdir. Kilise Hristiyan olarak tanınan birinin cenaze törenini yapmayı reddederse geride kalan kimselerin yaşayacağı utancı düşünebiliryor musunuz? Yani bir gün öleceğimiz gerçeği bile vaftiz olduğumuz kilisenin varlığı içinde Tanrı’ya daima şükran sunmaya vesile olmalıdır.

 

Westminster İnanç Açıklaması (bölüm XXX) disiplin konusunda şöyle öğretiyor:

I. Kilisenin Kralı ve Başı olarak Rab İsa, ülke hükümetinden ayrı olarak, Kilisenin önderlerinin elinde olmak üzere bir yönetim şekli belirlemiştir.[86][86]

 

II. Bu önderlere göklerin egemenliğinin anahtarları verilmiştir; dolayısıyla günahları bağışlama, ya da bağışlamama; tövbesizlere hem Söz hem de disiplin aracılığıyla göklerin egemenliğinin kapılarını kapatma; ve tövbeli günahlılara ise Müjdenin hizmetiyle ya da durum gerektirirse disiplin altından çıkarma yoluyla göklerin egemenliğinin kapılarını onlara açma yetkisi verilmiştir.[87][87]

 

III. Kilise disiplini, suç işleyen kardeşleri yeniden kazanmak, başkalarının benzer suçları işlemekten caydırmak, bütün bedeni etkisine alabilecek olan o kötü mayayı temizlemek, Mesih’in onurunu ve Müjde’nin kutsal tanıklığını aklamak, Tanrı’nın antlaşmasının ve mühürlerinin kötü kişiler tarafından kirletilerek zedelemesi durumunda Kilisenin üzerine haklı olarak gelebilecek olan Tanrı’nın öfkesine engel olmak için gereklidir.[88][88]

 

IV. Bu amaçlara daha sağlıklı bir şekilde ulaşılabilmesi için kilisenin önderleri bu işlemi öğüt verip, uyararak, daha sonra bir süre için Rab’bin Sofrası’ndan men ederek ve suçun doğasına ve kişinin önceki davranışlarına göre kiliseden çıkarma yoluna gitme şeklinde uygulamalıdır.[89][89]

 

BÖLÜM XXXI

I. Kilisenin daha iyi yönetilmesi ve bina edilmesi için Sinodlar ya da Konseyler adı verilen kurullar oluşturulmalıdır;[90][90] ve bulundukları konumdan ve Mesih’in onlara yıkmaları için değil bina etmeleri için verdiği yetkiden ötürü bu gibi kurulları belirlemek ve kilisenin iyiliği için gerekli olduğu sıklıkta kendilerinin de bu kurulun içinde olmak üzere toplanmak kiliselerin gözetmenleri ve diğer önderlerinin görevidir.[91][91]

 

II. İman ve vicdan konusundaki sorunları karara bağlamak; toplu tapınışı daha düzenli hale getirmek ve Rab’bin Kilisesini daha iyi yönetmek için kullar koymak; yanlış yönetim konusundaki şikayetleri dinlemek, ve otoriter olarak karar vermek bu sinod ve konseylerin görevidir: ki eğer verilen karar Tanrı Sözü’ne uygunsa saygı ve itaatle kabul edilmelidir; ancak yalnızca Söze uyduğu için değil fakat aynı zamanda Tanrı’nın kendisi tarafından Sözü’nde verilmiş bir buyruk olmasından kaynaklanan yetkiyle bu karar verildiği için saygı ve itaatle kabul edilmelidir.[92][92]

Yani Tanrı’nın gözündeki kilise cemaatin itaat ettiği ve saygı gösterdiği, önderlerin de disiplin ve düzen sağlayan kimselerden oluşan bir yerdir. Bu yüzden Kutsal Kitap önderlere azarlama, kınama, uyarı gibi yetkiler verirken (II.Timoteyus 4:1-2; I.Korintliler 5:9-13) cemaate itaat ve bağlılık yolunu öğretir:

İbraniler 13: 17Önderlerinizin sözünü dinleyin, onlara bağlı kalın. Çünkü onlar canlarınız için hesap verecek kişiler olarak sizi kollarlar. Onların sözünü dinleyin ki, görevlerini inleyerek değil, bunun size yararı olmaz, sevinçle yapsınlar.

 

Aynı şekilde bir kilisede vaftiz olmakla kendimizi kilisenin düzeninin ve birliğinin korunmasında sorumluluk altına koyuyoruz:

O halde her üye kurumsal kilisenin işleyişinin sağlıklı bir şekilde devamı için elinden geleni yapmalıdır. İbadetin düzeni korumak, yeni gelen insanlara yardımcı olmak, onlara açıklayıcı bilgiler vererek kilise hakkındaki varsa endişe veya yanılgılarını gidermek he üyenin sorumluluğudur. Çünkü siz o kilisede vaftiz olmakla oradaki bedenin bir üyesisiniz ve bu durumda gelen misafirleri bir evsahibi gibi ağırlama sorumluluğunuz vardır. Gerektiğinde yeni gelen birine oturacak bir yer göstermek, bahçesinin temizliği ya da ibadet öncesinde ve sonrasında binanın düzenlenmesi gibi işlerde severek ve sevgiyle [Mesih’e hizmet eder gibi] sorumluluk almaya istekli olabilmelisiniz. Aynı şekilde kendi evimizin eletrik, su, telefon v.s. gibi zorunlu ve düzenli masrafları ve ihtiyaçları olduğu gibi, Tanrı’nın halkının toplandığı [ve bizim de ait olduğumuz] dua ve tapınma evinin de ihtiyaçlarını gözetmek cemaatin sorumluluğudur, yani sizin sorumluluğunuzdur. Kutsal Kitap’ın maddi ibadet biçimine verdiği ad ondalıktır. Ondalık; dua ve ibadet hayatımızı maddi bir şekilde ifade ettiğimiz bir ibadet biçimidir. Bunun anlamı şudur: “Hayatımdan bu kadar parayı Tanrı’nın evi için ayırıyorum, kazancımın onda birini Tanrı’nın yüceliğine adıyorum; bu miktar olmadan da Kurtarıcım olarak ilan ettiğim Tanrı’nın beni bereketleriyle ve sağlayışı ile koruyacağına ve yaşamımı muhafaza edeceğine inanıyorum, kazancımın bu kısmını Tanrı’nın görkemine kaldıyorum...”.

 

Diğer yandan ondalık ve sunular Tanrı’nın sözlerine olan güvenimizin de bir işaretidir (Matta 6:24). Ayrıca ondalık vermek yüce Tanrı’nın bir emridir.[93][93] Tanrı ondalık vermemeyi soygunculuk kadar ağır bir suç olarak görmektedir:

Malaki 3: 8 "İnsan Tanrı'dan çalar mı? Oysa siz benden çalıyorsunuz. 'Senden nasıl çalıyoruz?' diye soruyorsunuz. "Ondalıkları, sunuları çalıyorsunuz. 9 Siz lanete uğradınız. Çünkü bütün ulus benden çalıyorsunuz. 10 Tapınağımda yiyecek bulunması için bütün ondalıklarınızı ambara getirin. Beni bununla sınayın" diyor Her Şeye Egemen RAB. "Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup taşan bereket yağdıracağım. 11 Çekirgelerin ekinlerinizi yemesini engelleyeceğim. Tarlada asmanız ürünsüz kalmayacak" diyor Her Şeye Egemen RAB. 12 "Bütün uluslar ne mutlu size diyecekler. Çünkü ülkeniz özlenen bir yer olacak." Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.

 

Ondalık kazancımızdan (1/10 oranında) düzenli olarak verdiğimiz paradır. Sunu ise kilisenin bağış kutusuna bıraktığımız gönlümüzden geçen herhangi bir miktardır. Bizler ondalık ve sunularla maddiyata güvenmemeyi, başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmayı hayatımıza pratik etmiş oluruz. Bazılarımız belki çok az kazandıklarını ve verebilecekleri miktarın önemsiz olduğunu düşünmektedirler. Ama Tanrı böyle düşünmüyor. Gönülden veren kimseyi verdiği miktardan daha fazlasıyla bereketlemek istiyor (Markos 12:41-43). Yani Hristiyanlar kendi kazançlarını, kendi işlerini ondalık ve sunu kurbanlarıyla Tanrı’nın kutsamasına kaldırmış olurlar.

 

Yani Vaftiz olmakla bitmiş olmuyor, fakat hayat boyu devam edecek bir başlagıç için bereket almış oluyorsunuz.

 

TANRI HALKININ YAŞAMI DAİMA TANRI’YA YÜCELİK GETİRSİN. AMİN.

 

KAYNAKÇALAR :

- The Baptism of Children, A Guide for Parents. Grand Rapids: CRC Publications.

- Donald Cobb, “İnanç Açıklaması Üzerine” seminer notu

- Heidelberg İlmihali.

- John M.Otis. Presbiteryen Kilisesi İnanç ve Uygulama Özellikleri.

- J.I. Packer. Keep in Step with the Spirit.

- O. Palmer Robertson, Covenants.

- John P. Sartelle. Baptism. Phillipsburg: Presbyterian and Reformed.

- Westminster İnanç Açıklaması.

 



 



[2][2] Matta 5:17

[3][3] Tekvin 17.7 Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin ve senden sonra soyunun Tanrısı olacağım. 8 Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım." 9 Tanrı İbrahim'e, "Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız" dedi, 10 "Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 11 Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.

[4][4] İşaya 52.1 1 Uyan, ey Siyon, uyan, kudretini kuşan. Ey Yeruşalim, kutsal kent, güzel giysilerini giy. Çünkü sünnetsizlerle murdarlar Kapılarından asla içeri girmeyecek artık. Tesniye 30.6 Sizin ve çocuklarınızın yüreğini değiştirecek. Öyle ki, O'nu bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevesiniz ve yaşayasınız. Yeremya 4.4 4 Ey sizler, Yahuda halkı ve Yeruşalim'de yaşayanlar, Kendinizi RAB'be adayın, Bunu engelleyen her şeyi yüreğinizden uzaklaştırın (Kendinizi de yüreğinizi de RAB için sünnet edin). Yoksa yaptığınız kötülüklerden ötürü Öfkem ateş gibi yağacak, Her şeyi yiyip bitirecek Ve söndüren olmayacak.

[5][5] Romalılar 4.11 İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin manevi babası olsun ve böylece onlar da aklanmış sayılsın.

[6][6] Elçilerin İşleri 16.15

[7][7] I.Korintliler 1.16

[8][8] Luka 22:19-20

[9][9] Tekvin 17.7

[10][10] Tesniye 14: 2 Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. RAB öz halkı olmanız için yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti. Tesniye 26: 19 Sizi övgüde, ünde, onurda yarattığı bütün uluslardan üstün kılacağını, verdiği söz uyarınca Tanrınız RAB için kutsal bir halk olacağınızı açıkladı. Titus 2: 14 Mesih, bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait ve iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak için kendini bizim uğrumuza feda etti. (Efesliler 1:4, Yakup 2:5, I.Petrus 2:9)

[11][11] Matta 11.23

[12][12] Kilise, yaşamında değişiklik gördüğü yetişkinleri vaftiz eder

[13][13] Galatyalılar 5.19-20

[14][14] Galatyalılar 5.22-23

[15][15] İyi İşler: Heidelberg İlmihali 62-64, 86, 91. Westminster İnanç Açıklaması XVI/1-7

[16][16] Levililer 19.18, Çıkış 20.17

[17][17] Markos 1.4

[18][18] Elçilerin İşleri 2.38

[19][19] Westminster İnanç Açıklaması XV

[20][20] Efesliler 1.7-8, Romalılar 3.24 (Heidelberg İlmihali 87-90, 114. Westminster İnanç Açıklması XV/1-6)

[21][21] Westminster İnanç Açıklaması (lütuf ve çağrı: X/4; XVI/7, yeniden doğuş: X/1-3, kurtaran İman: XI/2; XIV/1-3, aklanma: XI/1-5, kutsallaşma: XIII/1-3)

[22][22] Westminster İnanç Açıklaması XXV/1-6, Heidelberg İlmihali 54

[23][23] Çıkış 20:12

[24][24] Tesniye 6:6-7, 11:19, 30:20, Mezmur 78:1-8, Tekvin 18:19

[25][25] Ezra 8:21

[26][26] Tesniye 29:9-11

[27][27] Elçilerin İşleri 8:12

[28][28] Elçilerin İşleri 10:23-48

[29][29] Elçilerin İşleri 16:14, 15

[30][30] Elçilerin İşleri 16:31-34

[31][31] Elçilerin İşleri 18:8

[32][32] I.Korintliler 1:16

[33][33] Pentikost günkü vaftiz, Kornelyus, Lidya, Filipeli zindancı, Krispus, İstefanus ev halkı ile vaftiz olmuştur.

[34][34] Elçilerin İşleri 16:33

[35][35] Elçilerin İşleri 8:26-40

[36][36] Elçilerin İşleri 22:16 Haydi, ne bekliyorsun? Kalk, O'nun adını anarak vaftiz ol ve günahlarından arın!

[37][37] Elçilerin İşleri 2:38,39

[38][38] Elçilerin İşleri 8:36-40

[39][39] Sayılar 19:6,9,17-19

[40][40] Çıkış 24:6-8)

[41][41] Matta 28:19

[42][42] Galatyalılar 3:27

[43][43] Markos 1:4, Esin. 1:5,

[44][44] Titus 3:5, Efes. 5:26

[45][45] Galatyalılar 3:26,27

[46][46] 1.Korintliler 15:29, Romalılar 6:5,

[47][47] 1.Korintliler 12:13,

[48][48] Romalılar 6:4

[49][49] Elçilerin İşleri 8:36-37, 2:38

[50][50] Tekvin 17:7-9, Galatyalılar 3:9, Koloseliler 2:11-12, Elçilerin İşleri 2:38,39, Romalılar 4:11-12,

I.Korintliler 7:14, Matta 28:19, Luka 18:15-16, Romalılar 11:16

[51][51] Koloseliler 2:11-12, Romalılar 6:4, 6, 11

[52][52] Romalılar 6:3-5

[53][53] I.Korintlililer 1:11-13, Romalılar 6:2-3

[54][54] Romalılar 4:11-12, I.Petrus 3:21

[55][55] Romalılar 6:3, 26-27

[56][56] Galatyalılar 3:26-27

[57][57] Romalılar 6:22

[58][58] Elçilerin İşleri 2:38

[59][59] I.Korintliler 12:13-25

[60][60] Matta 28:19

[61][61] I.Korintliler 12:13

[62][62] Galatyalılar 3:27; Romalılar 6:5

[63][63] Titus 3:5

[64][64] Markos 1:4

[65][65] Romalılar 6:3-4

[66][66] Romalılar 4:11; Kol. 2:11-12

[67][67] Matta 28:19-20

[68][68] Matta 3:11; Yuhanna 1:33; Matta 28:19-20

[69][69] İbraniler 9:10, 19-22; Elçilerin İşleri 4:21; 16:33; Mark. 7:4

[70][70] Mark. 16:15-16; Elç.İşl. 8:37-38

[71][71] Tekvin 17:7-8; Galatyalılar 3:9, 14; Koloseliler 2:11-12; Elçilerin İşleri 2:38-39; Romalılar 4:11-12; I.Korintliler 7:14; Matta 28:19; Mark 10:13-16; Luka 18:15

[72][72] Luka 7:30; Çıkış 4:24-26

[73][73] Romalılar 4:11; Elçilerin İşleri 10:2, 4, 22, 31, 45, 47

[74][74] Elçilerin İşleri 8:13, 23

[75][75] Yuhanna 3:5, 8

[76][76] Galatyalılar 3:27; Titus 3:5; Efesliler 5:25-26; Elçilerin İşleri 2:38, 41

[77][77] Titus 3:5

[78][78] Romalılar 7:18; I.Korintliler 26-31; 4:7; II.Korintliler 3:5; 4:7; 12:7-10; Vahiy 3:17-18

[79][79] I.Yuhanna 2:10-11; 3:14-18

[80][80] Efesliler 2.1-4

[81][81] Tekvin 4:1-8, 23-24; Markos 10:42

[82][82] Romalılar 1:21-25; 3:11-18

[83][83] Romalılar 5:10; Koloseliler 1:21

[84][84] Tanrı’nın Egemenliğinin Müjde’sinde barış gerekli bir öğe olduğu için, birbirimizi sevme buyruğu Kutsal Kitap’ta önemli bir yer tutar (Yuhanna 13:34-35, I.Yuhanna 2:8)

[85][85] I.Korintliler 10:31; Koloseliler 3:23

[86][86] İşaya 9:6-7; I.Timoteyus 5:17; I.Selanikliler 5:12; Elçilerin İşleri 20:17-18; İbraniler 13:7, 17, 24; I.Korintliler 12:28; Matta 28:18-20

[87][87] Matta 16:19; Matta 18:17-18; Yuhanna 20:21-23; II.Korintliler 2:6-8

[88][88] I.Korintliler 5; I.Timoteyus. 1:20; I.Korintliler 11:27-34; Yahuda 23

[89][89] I.Selanikliler 5:12; II.Selanikliler 3:6,14-15; I.Korintliler 5:4-5,13; Matta 18:17; Titus 3:10

[90][90] Elçilerin İşleri 15:2,4,6

[91][91] Elçilerin İşleri 15 (22-23, 25)

[92][92] Elçilerin İşleri 15:15, 19, 24, 27-31; 16:4; Matta 18:17-20

[93][93] Tekvin 28:22, Levililer 27:30, Sayılar 18:21, Tesniye 12:6; 14:28; 26:12, II.Tarihler 31:5, Nehemya 10:38; 12:44; 13:12 (Tekvin 14:20, İbraniler 7:1-10)